Mükemmelliyetçilik...

  • Bekir Bülend Özsoy

    Bekir Bülend Özsoy Yazı Arşivi
    29 Ağustos 2020 /   1130 Okunma

    Mükemmelliyetçilik...


    "MÜKEMMELİYETÇİLİK, ASLINDA EYLEMSİZLİKTİR." FRANZ KAFKA


    Bu satırlar kaleme alındığında kendine -aydın- diyen biri, bir televizyon kanalında ‘Atatürk’ü doktorları öldürdü!’ demiş… Ne büyük keşif, arkadaş Cumhuriyet aristokratı ya, zamanı geldi konuşabilir. Oysa bu laflar Gazi Paşa öldüğünden beri konuşulur durur. Bunun aklı başına ancak gelmiş.


    Bu arada Zafer Haftası 26 Ağustos da başladı, baktım ana muhalefetin il başkanı olacak zat… Bir anma mesajı falan ya da çok kısa bir Atatürk heykeline çiçek bırakmak gibi adet olan davranışlarda bulunacak mı diye… 30 Ağustos gününü de bekleyeceğim sonra sıra ona ve onun gibilere gelecek.


    Bir başka zırva da Malazgirt ve Zafer Haftası kutlamaları ile ilgili.


    Milleti bölmeye gerek yok… Her ikisi de birer Türk zaferidir. Aralarındaki uzun zaman aralığı da böyle bir kıyası yapmayı çok gereksiz hale getirir.


    Biz kaldığımız yerden devam edelim; Bu Cumhuriyet aristokratları da sanıyor ki okuyan -yazan bir tek onlar… Malum emekli bir paşa yanına Cumhuriyet gazetesinden bir hatun ile ‘zaferin ayak sesleri’ diye bir yazı dizisi hazırlamışlar, oysa bu sıfat yıllar önce değerli bir adam, asker gibi asker emekli albay, İbrahim Artuç tarafından ilk defa kullanılmış ve Kurtuluş Savaşımızın bütün aşamaları kaleme alınmıştı. Paşamız keşke onun bu unutulmaz çabasından da söz etseydi.. Ama ne gezer…


    Nerede kalmıştık? Ha 26 Ağustos sabahı kimi kaynaklara göre bir veya iki kişi Türk ordusundan kaçarak Yunan’a, taarruzu haber vermişti. Şimdi gerçek bir tarihçi bu adamın kimliğini araştırmaz mı? Hain demek en kolayı… O günkü ordu da eratında subaylarında kaydı tutuluyordu. Olmadı Yunan kaynakları var gider bakarsın. Adamı sorguya kim, ne zaman, nerede çekti? Bu adam neler söyledi bulur görürsün.


    Çünkü öyle geçiştirilecek bir olay değil ki bu ihanet, Yunan komutası adamı ciddiye alsaydı yandı gülüm keten helva vaziyeti vardı.


    26 Ağustos günü çok isabetli topçu vuruşlarıyla bazı kritik Yunan direnek merkezleri düşecekti. Ancak adamlar çabucak toparlanarak karşı ataklar yapıyor ve kaybettikleri yerleri geri alıyorlardı. Yunan cephesi iyice bükülmüş ama yarılmamıştı.


    Yedekte bekleyen Yunan kolordusu elleri tetikte bekliyordu. Eğer İzmir’deki ana karargahtan bir emir gelir de Afyon güneyine intikal ederlerse savaşın gidişatını değiştirebilirlerdi. Ama ne onlar ne de İzmir bu durumu fark etmemiş görünüyordu. Bir tek Trikopis farkındaydı ve yedek kolordudan derhal kendi birliklerini takviye etmesini talep ediyordu.. Trikopis şimdilik durumun dengelendiğinin farkındaydı.. Muharebenin gizli kahramanı Yakup Şevki Paşa zayıf ikinci ordu ile karşısındaki Yunan kuvvetlerinin gözünü korkutmayı becermişti. Ana Türk taarruzu hangi cepheden geliyordu Yunan subayları bunun hesabı içindeydiler.


    İzmir ve Afyon arasında telefon-telgraf irtibatı zaman -zaman kesiliyordu. Keza Eskişehir’deki yedek düşman kolordusu ile Trikopis de her an konuşamıyorlardı dahası Trikopis fiili cepheden de telaşlı ve çelişen haberler alıyordu.27-2829 Ağustos günleri kader günleriydi. Yunan ordusu durumu fark edince hızla geri çekilmeye başlamıştı. İzmir bunu duyunca derhal geri çekilmeyi durduracaktı. Hacıanesti, büyük bir karşı taarruz planlıyordu ve buna göre de Trikopis ve kıtalarının 48 saat daha mevzilerinde kalması gerekiyordu. Hacıanesti’ye göre böylece kuzey kanadı iyice açılan Türk ordusu kolay yem olmak üzereydi. Oysa Kuzey kanadı oldukça sağlamdı Yakup Şevki Paşa bir -iki ele geçirilmez sanılan Yunan tahkimatını düşürmüştü. Bizimkilerin cephanesi azalıyordu, asker ise yorgundu. İşte bu noktada Mustafa Kemal Paşa bizzat ateş hattına kadar giderek muharebeyi fiilen idare etmeye başlayacaktı. Niyeti ya bu savaşı kazanmaktı ya da orada ölüp gitmekti. Elbette ki sinirli ve sert idi saldırıya zamanında katılamayan komutanlarını haşlıyordu. Bunlardan birsi Albay Reşat Bey intihar edecekti. Subaylar ve erat başkomutanlarını ateş hattının ortasında görünce ayağa kalkıyor ve ölümüne saldırıyordu.


    Ancak düşman geri çekilmesi de başlamıştı. Eğer zamanında Dumlupınar mevkiindeki önceden hazırlanmış siperlere varırlarsa Türk Taarruz gene kontrol edilebilirdi.


    Devam edeceğiz..


Yorum Yap