‘Casus Foederis’ 2

  • Bekir Bülend Özsoy

    Bekir Bülend Özsoy Yazı Arşivi
    17 Mayıs 2022 /   515 Okunma

    ‘Casus Foederis’ 2


    Geçen hafta Sırbistan Dış İşleri Bakanı’nın 2014’teki bir iddiasını anlatıp, oradan 9 Mayıs neden Rusya’nın çok önemsediği bir tarih demiştik ve orada kalmıştık.

    Ve sormuştuk; Moskova neden İkinci savaşın sonunu -haklı- bir tantanayla kutluyor da birincisi sanki yokmuş gibi davranıyor diye…

    Öyle ya demiyorlar mı

    Birincisi olmasaydı, ikincisi de olmazdı.

    Tüm Birinci Savaşın galipleri her yıl savaşın bitimi olarak kabul ettikleri 11 Kasım günü birçok etkinlik falan yapıyorlar, efsane -gelincik- çiçeği ile kampanyalar düzenliyorlar. Oysa o savaşın kazanılmasında çok önemli rolü olan Ruslar sessiz.

    Neden?

    Önce Rusların rolü neydi? Aslında bazı tarih adamlarına göre Rusya, Büyük Savaşın Almanların yenilgisiyle bitmesinde kardinal bir yere sahipti.

    Çünkü; Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan veliaht prensinin Saraybosna’da öldürülmesi ile birlikte, Viyana çok kızgındı ve Berlin de elinden geldiğince gaz veriyordu.

    Almanya, şunu görmek istiyordu; Rusya 1908’de olduğu gibi tırsacak mı?

    Öyle ya sonunda bir başka Slav devleti olan Sırbistan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan sıkı bir dayak yemek üzereydi.

    Berlin ise şöyle demekteydi; Avrupa devletlerinden kimse karışmasın bu ikisi meseleyi kendi aralarında çözsün!

    Rusya bile Viyana’ya ‘tamam Sırbistan’ı iyice bir pataklayın ama siyasi varlığına son vermeyin!’ diyordu. Ancak Hasburg hanedanı ipi askerlere kaptırmıştı bir kere ve askerler de kan istiyordu.

    Almanya öteden beri Rusya ve Fransa arasındaki fingirdemeden kıllanıyordu. Fransızlar çok büyük yatırımlar yapmaktaydı, Rus demiryolları en geç 1917’de ülkenin pek çok yerine ulaşacaktı, sanayi kalkınıyordu. Tarım kesimi gelişen bu ulaşım sistemi sayesinde ürünlerini iç ve dış pazarlara taşıyabilecekti.

    İşte Almanya buna tahammül edemezdi.

    Rusya’nın işini 1916’dan önce bitirmek zorundaydı. Yoksa 5 milyon askeri silah altına alabilen St. Petesburg o ordu ile ta Berlin’e kadar bir solukta ilerleyebilirdi.

    Ama başlarında bir imparator bile olsa, en antik monarşi ile bile idare ediliyor olsalar; Alman halkı -süzme salak- değildi. İmparator, halkını ikna etmek zorundaydı. Öyle ‘ben istedim oldu’…

    Aa Alman milleti yemezdi böyle bayat palavraları.

    Viyana yola gelmeyince Rusya seferberlik ilan etmek zorunda kalmıştı. Berlin bir -göz- istemişti Tanrı iki tane vermişti. Şimdi Almanya’da seferberlik ilan edebilirdi. (Şimdi konuya biraz yabancı okuyucu soracak ‘e ne var ikisi de seferberlik ilan etmişler!’ ama asıl mesele Almanya ülkesini baştan aşağı demir yollarla donatmıştı. 24 saat içinde on binlerce askerini memleketin bir ucundan diğerine taşıyabilirdi. Oysa Rusya bundan yoksundu. Onun ulaşım çarkları çok hantal işliyordu.)

    Almanlar nasılsa Ruslar en az iki aydan önce hazır olamazlar diye Fransa seferinin planlarını yapmışlardı, iki hafta içinde Fransız ordusu yenilecek ve hemen Rusya’ya, yani Doğu’ya yürünecekti.

    Ama Rusya beklenilenden daha kısa zamanda savaşa hazır hale gelmiş ve Almanya üstüne yürüyüvermişti. Mecburen Batı cephesinden önemli birlikleri doğuya kaydırmak zorunda kalan Alman ordusu böylece dört yıl sürecek yıpratıcı bir savaşa maruz kalacak ve sonun da yenilecekti. Ne var ki 1917’de patlayan ihtilal Rusya’yı savaşın dışına itmişti, sonra başlayan iç savaş çok kanlı sürmüş milyonlar hayatını yitirmişti.

    İşte Sovyetler bu yüzden kendi halkına karşı mahcuptu. O kadar insanın bir iç savaş sonucu hayatını yitirmesi üstüne yeni ülkenin temelleri atılamazdı. Başka bir zemine, temele gerek vardı. O zeminde ikinci savaş ile gelmişti.

    Komünizm, efsane ordusu Kızıl Ordu sayesinde yerleşecekti. Askerler, ülkenin her köşesinde Sovyet devrimini yaşatacak ve koruyacaktı. Bağımsız yargı, İnsan hakları, demokrasi, hür basın gibi kaygan kavramlar emir komuta sistemi içinde kaybolup gidecekti.

    Nereye kadar?


Yorum Yap