Özel Günler

‘Çirkin Amerikalı’

  • Bekir Bülend Özsoy

    Bekir Bülend Özsoy Yazı Arşivi
    14 Eylül 2021 /   454 Okunma

    ‘Çirkin Amerikalı’

    1963 senesinde çekilen unutulmaz Marlon Brando filmlerinden birinin adıydı. Kahramanımız o günlerde sinemalarda moda olduğu üzere- adı açıkça belirtilmeyen bir Güney Doğu Asya ülkesinde ABD’nin büyükelçisidir. Falan…


    Ülkenin Vietnam olduğunu ancak mürekkep yalamış tayfa anlayabilirdi. Hikayesi bildik bir Hollywood hikayesi: Hain komünistler zavallı ülkeyi zorla ele geçirmeye çalışırken... Marlon epeyce bir laf kalabalığı ile vaziyeti değilse de gişe hasılatını kurtarır.


    Peki Amerikalı gerçekten çirkin mi?


    Çirkin neye benzer, kime denir, neden denir?


    Gelin Amerika tarihinde kısa bir tur yapalım.


    1770’li yılların ortalarından başlayarak halkın özellikle aydın kesiminde belirgin bir huzursuzluk vardı. İngiltere sömürgeleri, özellikle, beyaz olanlar; bunlar gibi. İngiliz medeniyetinin nimetlerinden yararlanıyorlardı. Sorgulamak ve okur yazar olmak beyaz adamın olmazsa olmazıydı.


    İngiltere ve Fransa bu deniz ötesi yeni koloninin zenginliklerini paylaşmak içim sıkı bir kapışma içindeydiler. Bugün ki Amerika’nın Doğu sahilleri ve Kanada dediğimiz coğrafya kanlı bir savaşın başlıca sahnelerini oluşturuyordu.


    İngiltere önde çıkmıştı, fakat epey de para sarf etmişti. Hazine açık veriyordu ve haliyle vergilerin artması gerekiyordu. İngiliz adasında vergileri artırmak sıkardı. Vergileri sırf kendi masraflarını karşılamak için, istediği gibi artıran son kralın başına gelenleri kimse unutmamıştı. Adamın, 1. Charles, kafası kesilmişti. Şimdi zor bela Hannover şehrinden gelen şu Alman kökenli yeni hanedanı ürkütmek doğru olmazdı. (O günlerde İngiliz kralı 3. George halis Almandı, Londra’ya geldiğinde tek kelime İngilizce bilmezdi, ha unutmadan bugün ki kraliçenin de atası olur kendileri)


    Ama kolonilerde ki şu ticaret zengini beyaz adamlar yeni vergileri derhal ödemeliydiler. Adamlar paraya para demiyorlardı bu kadar zenginliği onlara kim sağlamıştı, o kadar ihale falan, Fransızlar egemen olsalardı bu zenginliğe ulaşabilirler miydi?


    Asla!


     O halde paylarına düşeni ödeyeceklerdi. Üstelik bu işlem haksız da sayılmazdı, İngiliz adasında ki diğer beyazlar kadar vergi ödeyeceklerdi. Yani bir artış yoktu.


    Bir güncelleme vardı. (Elbette hiçbir İngiliz maliyecisi bu lafı sarf edecek kadar süzme s…k değildi)


    Ne var ki Koloni isyan bayrağını çekmişti, vergi ödenmeyecekti çünkü Londra binlerce km uzaktaydı ve bu kararı alan meclis de koloni temsilcileri yoktu.


    ‘Temsil edilmiyorsak, vergi de ödemeyiz!’ sloganı çok tutmuştu. Amma velakin, Londra topu akıllıca oynuyordu, konu tartışmaya açılabilirdi falan. Koloniciler ise bu oyunu sürdürmek niyetinde değillerdi. İngilizler kan dökmediği sürece kolonide ki diğer ahali olaya kayıtsız kalıyordu. Bir müddet sonra ‘tamam ya, anlaşalım gitsin!’ diyebilirlerdi. Sömürgenin yeni elitleri bunu istemiyorlardı. Ancak İngilizler de kan dökmemek konusunda kesin emir almışlardı. O günlerde Doğu sahilinde ki Boston şehri bölgenin ekonomik ve siyasi baş kenti gibiydi. Burada ki İngiliz resmi gümrük deposu önünde bir gösteri tertip edilecekti; yüzlerce erkek ve kadın yerlerini almıştı, vergiler ve Londra yüksek sesle protesto edilecekti. Deponun önünde ne olur-olmaz diyerek beş, -5- adet nöbetçi vardı, başlarında ise bir yüzbaşı. (Rütbenin ucuzluğundan değil, olayın önemi açısından) amip gibi ileri geri hareket eden kalabalık nöbetçileri bir türlü kışkırtamamıştı, sonunda askerlere iyice yaklaşan birleri nöbetçilerden birini kaptıkları gibi kalabalığı ortasına atıvermişti. Çocuk da Tanrı yarattı demeden dayak yemeye başlamıştı. Diğer askerler biraz uyarmışlar falan ama bakmışlardı ki kimse laf dinleyecek halde değil,

    Ateş açmışlardı.


    Toplam beş gösterici ölmüştü hepsi yetişkin erkekti, birkaç on kişi de izdihamdan yaralanmıştı.


    Ama olay ‘BOSTON KATLİAMI’ olarak anılacaktı. Ayrılıkçı ekibe istediklerinden daha iyi bir koz verilmişti.


    Haftalar içinde Doğu sahilinde yerleşik 13 koloni ahalisi İngiliz efendilerinin ne kadar zalim ve gaddar olduklarını kevaşe gazete başlıklarından takip ediyorlardı.


     1782’de savaş sona erdiğinde İngilizler Amerika Birleşik Devletleri diye yepyeni bir siyasi varlığı kabul edeceklerdi.


    Şimdi sizce bu Amerikalı çirkin mi?


    Devam edeceğiz. 


Yorum Yap