Devleti adam gibi yönetmek için çok dinlemeli…

  • Bekir Bülend Özsoy

    Bekir Bülend Özsoy Yazı Arşivi
    18 Ağustos 2020 /   2153 Okunma

    Devleti adam gibi yönetmek için çok dinlemeli…


    Kullanıldıkça keskinliği azalacağına, aksine artan yegane şey; insan dilidir.

     Dilin bir tek törpüsü vardır; o da sakin durabilmektir.

    Ama gel de yurdum insanına bunu anlat!!

    Herkes her şeyi biliyor, yahu bir durun bu kadar çok konuştuğunda dinleme yetisini kaybediyorsun, dinlemez isen bir şey öğrenemezsin.  Konuşmaktan dinlemeye sıra gelmez ki ..

    Bir sus !!!

    Neyse, biz kendi konumuzda devam edelim.

    Askeri tarihi inceleyen biri olarak ‘bir ordu nasıl olmalı?’ sorusuna cevap arıyorduk… ve sırada Sovyetlerin ünlü -Kızıl Ordusu – vardı…

    Bu Adamlar 1991 Ağustos ayında bir darbeye kalkışmışlardı… peki sonrasında neler oldu?

    Rusya tarihi boyunca hep Batıdan gelen akınlardan ve istila tehdidinden ürkmüştür. 14. Asır sonlarına Doğu dan gelen Tatar akıncılarını bastırmışlar ve geri kalan üç asır boyunca Güney komşusu Osmanlıyı ise girdikleri her savaşta yenmişlerdi. Ama Batı ve oradaki devletler rahat duracaklar mıydı?

    Sovyet Devrimi sırasında pek de uslu durmayacaklarını göstermişlerdi. Devrim sonrası Sovyetler tüm dünyanın korkacağı muhteşem bir silahlı güç üretmiş ve üstelik bu orduyu sağlam bir ideoloji ile donatmıştı. Kızıl Orduydu bu dev..

    İkinci Dünya Savaşında en kanlı muharebelerin ateşinde takdis olmuştu. Nazi Almanya’sının çöküşünde en önemli rolü Kızıl ordunun cesur savaşçıları baş rolü oynamışlardı.

    Ne var ki sonrasında önce  1953 Haziran ayında Doğu Almanya, sonra, 1956 Ekim ayında  Macaristan da  Karizmayı çizdireceklerdi. 1968 Ağustos ayında Çekoslovakya müdahalesi ile artık iyice erozyona uğrayan şöhreti. 1979 Afganistan istilası ile yok olacaktı. Ama yok olan siyasi rejimin ordu üstünde ki gölgesiydi. Kızıl Ordu hala dünyanın tüm ülkeleri için korkulu bir rakipti.

    1980 lerin sonunda Gorbaçov adında reformcu bir Komünist  rejimin endişe veren hasatlıklarını ortadan kaldırmaya niyetlenmişti. Devlet yeniden yapılanacaktı, Sovyetler de ki insanlara serbestçe söz haklarını kullanabileceklerdi. Geçen yazım da da söz ettiğim gibi karşı bir hareketin liderleri az buz adamlar değildi; KGB nin başı, Milli Savunma Bakanı, İç İşleri bakanı ve Başbakan Gorbiye itiraz edenlerin başını çekiyorlardı. Üstelik Gorbaçov’un kendi yardımcısı da bunlardan biriydi.

    91, Ağustosunun 20 sinde Kızıl Ordu tankları başkent Moskova sokaklarındaydı.

    Darbe oluyordu.

    Komünist Rusya tarihi zaten  başka farklı darbe girişimlerine sıkça tanık olmuştu. Troçki ve arkadaşları bir saray darbesi ile uzaklaştırılmışlardı. Stalin görevde olduğu sürece -karşı devrim- söylentileri yüzünden milyonlarca vatandaşının kanını dökmüştü. Stalin sonrası, Kruşçev,, generallerin silahlı bir  gösterisi sonunda koltuğa oturabilmişti.  Brejnev de onu devirecekti, ama tüm bunların hepsi birer -saray- darbesi niteliğindeydi.

    Darbeler insanlık tarihinin bir parçasıdır. Burada asıl mesele halk ve ordu karşı karşıya geldiğinde neler olacağıdır. Asker gibi askerler emir komuta zincirinde hareket ederler. Kendi insanları üstüne ateş açma emrini veren bir üst rütbeli illa ki sorgulanmalıdır.

    Bir orduyu ordu yapan disiplinidir. Bu yüzdendir ki daha az donatımlı olmasına rağmen daha fazla silaha sahip olan düşmanlar yenilir. Kurtuluş Savaşımız da ve Vietnam da olduğu gibi.

    91, Ağustos darbesinde görüne o ki hiçbir Kızıl Ordu subayı askerine -ateş aç- emri vermemişti. Emir komuta ile kışlayı terk etmişlerdi ama bir yamuk olduğunu da kısa zamanda fark etmişlerdi. Özellikle kendi subayları tarafından ikna edilen KGB’nin fanatik ‘Alfa’ özel harekat grubu bile ellerini tetiğe atmayacaklardı. Tüm bu sorumlu davranışın sonunda o darbenin sürdüğü 3 gün boyunca,  kontrolün bir an için elden kaçtığı bir anda yalnızca -3- ÜÇ sivil genç ölecekti…

    Darbeciler suçlarını itiraf ederek sorumluluğu tamamen üstlenecek kadar da yürekli çıkmışlardı.

    Yargılanmışlar ve cezalarını da çekmişlerdi. İkisi intihar edecekti.  

    Rus ordusu bugün de hafife alınacak bir güç değildir. Ve hala Batıdan gelecek bir tehdit için hazır bekletilmektedir.  (Biraz da Çin için kuşkuları var) Halkının sevgisi ve saygısını büyük ölçüde her şeye rağmen korumaktadır.

    Şimdi tarzımız olduğu gibi yukarda ki ünlü sözü tamamlayalım

    AZ KONUŞMALIDIR.  Kim mi söylemiş…  Katıksız bir din adamı söylemiş. Merak edenlere haftaya açıklarız.


Yorum Yap