‘Hacı Anesti gel de ordularını kurtar!’

  • Bekir Bülend Özsoy

    Bekir Bülend Özsoy Yazı Arşivi
    31 Ağustos 2021 /   969 Okunma

    ‘Hacı Anesti gel de ordularını kurtar!’

    Mustafa Kemal Paşa, 30 Ağustos, 1922 Zafer tepe

    Dünyadaki çoğu toplum tarih dinlerken, okurken, izlerken morali düzelsin ruh hali iyileşsin falan ister. Çok haksız ve yersi bir beklenti değildir bu.

     Sonuçta çoğu insan nedir ki; altta bir delik, üstte bir delik...

    Ancak tarihçinin görevi insanların ruh halini iyileştirmek değildir.

     Değerli bir filozof ve tarihçi diyor ki: ‘Tarih kimseyi yermez de, övmez de. İnsanlarda nefret veya sevgi duyguları uyandırmak onu hiç ilgilendirmez. Kalpleri, kafaları düzeltmek onun işi değildir. Yapabildiği ölçüde okuyucusunu yaşanan olayların paralelinde yerleştirmek, işte bütün mesele. Olayları yargılamak sosyal bilimcilerin işidir. Tarihçi sahneyi terk eder.’

    Ben bu tanımı muhteşem buluyorum. Günlerden 30 Ağustos olunca şöyle bir bakınıyorum, gazetelere ve medyaya göz gezdiriyorum da… Vay be neler döktürmüşler…

    Artık her köşede, hem dış siyaset, hem iç siyaset hem anayasa, hem babayasa, hem hükümeti hem Afganistan, hem uyuşturucu, velhasıl her şeyin uzmanı tipler elbette ki tarih söz konusu olunca yalın kılıç girişmişler.

    Üstelik Sakarya savaşının 100. Yılı nedeniyle de konuyu biraz karıştırmışlar. Herhalde Sakarya gibi Kurtuluş savaşımızın dönüm noktasını hakkıyla anlatma çabasının etkisindeyken, Büyük Taarruza nasıl yalamalık yapılacağı konusunda kafaları karışmış.

     Ha bu arada bu insancıklara ülkenin bekasını korumakla sorumlu arkadaşlar her türlü arka plan bilgisini veriyor olmalarına rağmen. Nasıl olur da Mustafa Kemal efsanesinden malı götürürken aynı zamanda mevcut kolağalarına ters düşmem ruhiyatı ise ancak gülünecek düzeyde.

    Oysa iki savaş arasında geçen bir yılda ne Türkiye eski Türkiye idi, ne Avrupa... ve ne de dünya…

    Mustafa Kemal ATATÜRK mirasını yiye yiye yıllarca bitirenlerin. Tarihi yukarda açıklamaya çalıştığımız ilkeler içinde aktarmasını beklemek ise elbette ki hayal!

     Peki o zaman dertleri ne? Ne olacak daha fazla satan o sıradan kitapları, daha çok TV programları, daha çok tanınmak, daha çok izlenmek, daha çok okunmak (burada lafı kısa keselim; okunmak çok ilgilerini çekmiyor kitapları SATILSIN yeter!) ve bu sayede toplumun daha imtiyazlı üyeleri olmak, uçak kuyruğunda beklememek, kısaca her boyutunu eleştirdikleri siyasi sistem içinde bile ayrıcalıklı konumlarını korumak ve mümkünse daha da yükseltmek.

    Kim bunlar?

    CUMHURİYET ARİSTOKRATLARI…

    Cumhuriyetin kanserli hücreleri…

    Yeter be! Gına geldi sizden ve sümsüklüğünüzden...

    Devam ederdim de… Neden diye soranlar olursa onu da açıklarım bir ara sevabına…


Yorum Yap