‘Hayatın provası yoktur!’

  • Bekir Bülend Özsoy

    Bekir Bülend Özsoy Yazı Arşivi
    30 Haziran 2020 /   996 Okunma

    ‘Hayatın provası yoktur!’

    Geçen hafta bir yazı yazdım; ‘Türk basını Montanellisini ararken’ … 


    Şimdi, bu şehirde onu aşkın yerel gazete var, belki bir o kadar da yerel TV, falan değil mi?


    E, ben de şehrin en köklü ve kurumsal gazetelerinden birinde yazıyorum.


    Bu şehirde Gazetecilerin iki tane cemiyeti var, anlı-şanlı federasyon üyelikleri var. Yani şehirde basın adına bir şeyler var.


    Yerel basının öncelikleri elbette yerel konulardır. Ama yereli ezen bir sorunla karşılaşıldığında gazete politikalarının buna göre yaralanması gerekmez mi? Kısa keseyim; günde dört tane yerel gazete okurum.


    Kendimi gazeteci olarak görmem, ama okur ve yazarım, hem de sapına kadar.


    Yakından tanıdığım-saygı duyduğum gazeteci dostlarım nedeniyle yerel basının içinde olduğu dertlerden de doğal olarak haberdarım. Şimdi nur içinde yatsın bir Macar gazeteci arkadaşımın bazı sözlerini hatırlatacağım. Toth Gyula, bir zamanların koyu bir Komünisti idi, ben o zamanlar ülkücü tayfadaydım. Bu dediğim yıllar önce…


    Yıllar sonra bir ziyaretim esnasında tesadüfen tanıştık, Macaristan’ın güzeller güzeli bir kenti vardır; Györ. Orada gazetecilik yapıyordu. Yerel gazeteciler cemiyetinin de başkanıydı.


    Bir gün beni çalıştığı gazeteye davet etmişti.


    Gazete binasına girdiğimde, edit servisinde yaklaşık 40 kişi masalarının başında harıl-harıl çalışıyordu.


    Alışmışız ya bir şeyin başkanıysan  biraz kallavi adam olman lazım, Bizim Gyula, o çalışanlardan biri evrak dolu masasından kalktı, yanıma geldi. Sanırsınız, 1960'ların bir gazetesindeyim kulağının arkasında hala bir kurşun kalem, pantolon askılı falan, bir adam. Masasının üstüne bir göz attım onlarca ciltli kitap, bambaşka dergiler, gazeteler.


    Yukarda Tanrı şahittir, gazetenin ulusal olduğunu düşünmüştüm.


    Yok kardeşim değilmiş: Lokal!!


    Kaç satıyorsunuz diye sordum;


    150 bin dediler (yazıyla yüz elli bin) hani içimden bir an kaç yılda 150 bin diye geçmedi değil..


    Yahu bu şehrin nüfusu toplasan zar zor 100 bin, e, çoluk çocuğu düş gazete alması gereken adem sayısı en fazla 50-60 bin.. 150 bin satış da ne?


    Gazetenin sahibi geldi, o da gazeteci, ve onunda masası tıklım-tıklım dergi-kitap vs. dolu.


    Adamlar gömlek kravatlı- kadınlar zarif, sanırsınız, geçen asırdan kalma  bir yerdeyiz!


    Öğlen molasında herkes çantasından bir şeyler çıkarıp yedi, birbirlerine ikram ettiler falan. 


    ‘Peki muhabirler?’ dedim gazetecilik öğrencileri imiş, okulları staj ücreti karşılığında istihdam edilmelerine imkan veriyormuş.


    Her konuda bir ilave çıkarıyorlardı, aklınıza ne gelirse hemen her konuda periyodik ilaveleri var, zaten onlar başlı başına bir dergi.. 


    Tarih, moda, yemek pişirme, avcılık, balıkçılık, marangoz,yani onlarca ilave konusu var. Her birinde ulusal bir ünlünün yorumu var, veya bir şeyler karalamış. Macarların ulusal ünlüleri aynı zamanda uluslararası ünlü…


    Györ, halkı, diğer Macarlar gibi ünlü olanların değil, bilimsel olanların daha değerli olduğunu düşünüyor. Bu nedenle söylediği şarkının notasını bilmeyenlerle bir işi yok. Ta Demir Perde zamanından kalma sosyal-siyasal bir refleks ile muhalif olanları daha önemsiyor.  Yalama-yalaka tayfasıyla içli-dışlı değiller. Varlıklarını biliyorlar ama onlara katlanıyorlar..


    Evet şimdilik bu kadar bakalım, nasıl tepkiler alacağız…



Yorum Yap