İç savaşların tarihi, tarihin iç savaşları

  • Bekir Bülend Özsoy

    Bekir Bülend Özsoy Yazı Arşivi
    26 Ekim 2021 /   911 Okunma

    İç savaşların tarihi, tarihin iç savaşları

    ‘En eski olan nedir?’

    ‘Tanrıdır, çünkü yalnız onun başlangıcı yoktur!’

    THALES.

    Ya sevgili Songül Başkaya, değerli genel yönetmenim, ne demiştim geçen hafta;

    OKUMUYORLAR!!!

    Bak, gördün mü? İki yıl kadar önce Konyaaltı belediyesi denen kuruma basit bir soru sorduk, cevap verdiler mi? (Cevap verebilirler miydi? O ayrı konu)

     Elbette HAYIR.

     Manavgat deresinde ki kirlenmeyi yazdık, bir tepki geldi mi

    HAYIR.

     Geçen hafta tüm işi, gücü ve görevi Antalya basınını gözetmek olan ünlü AGC (Antalya Gazeteciler Cemiyeti) konu oldu köşemize, öyle ya bu gazete Burkina-Faso da çıkmıyor ki. Bir hafta geçti, var mı arayan soran

    YOK!

     Yazarın bu kadar çok, okurun bu kadar az olduğu kaç ülke ve şehir var acaba?

    Gelelim konumuza:

    İç Savaşların tarihi, Tarihin İç Savaşları


     Efsaneye göre bir dişi kurdun beslediği Romus ve Romulus kardeşler tarafından kurulan Roma’nın bahtsız kaderinde bir sürü kanlı iç savaş olacağı, efsaneye konu olan bu iki biraderin birbirine düşmesinden belliydi.


    M.Ö 6.asıra kadar o dönenim diğer krallıklarından farklı olmayan Roma, 6. Asırda bir cumhuriyet olmuştu.


    Ama ne cumhuriyet...


    Senato diye bilinen kurum tamamen zengin ve soylu klanların kontrolü altındaydı. Zaman içinde Roma topraklarını diğer komşularının aleyhine genişletecekti. Bu durum daha çok zenginlik demekti, ama bu savaş ganimetleri hep aynı çemberde yer alan zevata gidiyordu. Zengin daha da zenginleşirken fakir fukara acından ölüyordu. Sezar bu gidişe bir dur demek üzereydi, sakın yanılıp da halk adamı olduğu için diye düşünmeyin. Anasının gözü, hırslı ve fakat bir o kadar da donatımlı, cesur ve kendi askerlerince tapılırcasına sevilen bir liderdi. Galya seferinde (bugün ki Fransa) bir milyon insanı gözünü kırpmadan savaş sahalarında öldürdüğü büyük zaferler serisi sonunda Roma cumhuriyetinin en zengin generali oluvermişti. E, haliyle senato bu büyük kuvvete sahip adamdan tırsıyordu, onu siyasetin dışına itmek için çevirmedikleri dümen kalmamıştı ama adam eski kulağı kesiklerdendi. Roma’nın en eski kuralını bir günde çiğneyecekti. Şehre Lejyonlarını sokacak ve idareyi fiilen eline geçirecekti.


    Bugün Rubikon denen ırmağın nerde aktığı kesin olarak hala bilinmez, işte o ırmak Roma ordusunun ilerleyebileceği son sınır olarak bilinirdi. Yüzyıllar boyunca Siyasi ihtirasın son noktası hep ‘Rubikonu geçmek’ deyimi ile anlam bulacaktı. Bu olaydan sonra ne Roma eski Roma idi, ne de Sezar...

    Devam edeceğiz.


Yorum Yap