‘İnsanlar üçe ayrılır; yaşayanlar, ölüler ve denizciler!’

  • Bekir Bülend Özsoy

    Bekir Bülend Özsoy Yazı Arşivi
    3 Mayıs 2021 /   317 Okunma

    ‘İnsanlar üçe ayrılır; yaşayanlar, ölüler ve denizciler!’

    Antik çağlardan kalma bir deyim.


    Geçen hafta ABD de ki ‘Amirallerin isyanından’ söz ediyorduk. Hani savaş bitince yeni düzenlemeye göre Havacılar baş rolü kapmış gibiydiler, Askeri bütçenin büyük bir kısmına talip idiler. Bu vaziyet ise donanmanın işine gelmemişti falan..


    Bu arada bazı değerli daimi okurlar soruyor; ‘hocam neden şehre ilişkin bir şeyler yazmıyorsunuz?’


    Değmez de ondan…


    Hiç değilse tarihin az ama öz sayıda okuru var… geri kalan biranın köpüğü gibi… gösterişi çok, tadı yok… Örnek mi, işte Konyaaltı belediyesi.


    Geçen hafta demiştik ya Havacılar B-36 namında yeni bir uçak üretmişlerdi, ve gelecek savaşların artık hava yoluyla kazanılacağını da iddia ediyorlardı ya..


    Kapalı kapılar ardında başlayan tartışmalar çok geçemeden halk önünde konuşulmaya başlanmıştı.


    Amerika da Kamuoyu desteği olmadan kimse bir halt edemezdi. Ve şimdi ise Havacılar kamuoyunun çoğunu kazanmışlardı. Halkın %74 ünün gelecek savaşta baş rolün pilotlara düşeceği yolunda bir kanaati vardı.


    Savaştan hemen sonra Siviller askerlerin gölgesinde kalan idari işlere vaziyet etmek için kolları sıvamışlardı. Silahlı Kuvvetlerin yapısı iyice bir elden geçecekti. Önce Denizcilik ve Savaş Bakanlıkları tek elden bir sivil tarafından yönetilecekti. Yeni bakanlık, Savunma Bakanlığı olarak kabinede yer alacaktı, Deniz, Kara ve Hava kuvvetleri birer müsteşar ile Bakanın hemen altında temsil edileceklerdi. Ama onlar da sivil olacaktı. Oysa Karacılar çoktan ipi koparmıştı. Çünkü halkın nezdinde onların sayısal ve itibari üstünlükleri vardı hem Pasifik ve Avrupa cepheleri on binlerce Kara savaşı kahramanı üretmişti. Kaldı ki Eisenhower, Marshall, Mac Arthur, Bradley gibi starların hepsi Kara ordusu generalleri idi. Ne demiştik Amerika da halk kimin arkasında duruyorsa onun başı göklere erebilirdi., Havacılar ve Denizciler ise ikinci olmanın yarışı içindeydiler. 


    Yeni yapıda Genel Kurmay Başkanlığı şimdi bu Savunma Bakanın emrinde olacaktı. Bu adam ise akıl sağlığı pek de yerinde olmayan biriydi (zaten daha sonra intihar etmişti.)


    Askerler de haklı olarak şöyle diyordu: Sivil yönetici , tamam da bari fikri firar olmasın.


    Japonya savaşı atom bombası sayesinde kazanılmıştı,


    Kim atmıştı bombayı? Havacılar değil mi,


    Donanma uzunca bir süreden beri üstünde çalıştığı süper uçak gemisi ‘Amerika’nın tersaneye girişini planlıyordu. Bu muazzam gemiden kalkan donanma uçakları aynı zamanda atom bombası da taşıyabileceklerdi. Akıllarınca Havacıların elinde ki kozu aldıklarını sanmışlardı. Bu arada ‘Amerika’nın inşası bir oldu bitti ile başlatılmıştı. Geminin maliyeti tüm savunma bütçesinin %8 ini kapsıyordu.. Havacılar; ‘bu paraya yüzlerce B-36 yaparız’ diyorlardı. Üstelik bu süper uçak gemisi tek başına denize çıkacak değildi ya bir sürü de destek ve koruyucu tekneye gerek duyacaktı. Savunma bakanı nereden bulacaktı bu parayı? ‘Tüyü bitmemiş yetimin hakkı değil miydi bu paralar’ Denizciler golü yemişlerdi. Yeni Savunma bakanı derhal uçak gemisinin yapımını durduracaktı. Ama bu işi yaparken de Deniz müsteşarına ne bilgi vermişti, ne de sormuştu. E, orada politika ilkelere göre yapılıyordu. Deniz Müsteşarı istifa etmişti. (aa ne ayıp, ne tuhaf, otur oturduğun yerde, ballı maaşını ye. Değil mi)


    Kamuoyu işkillenmişti bir kere hangi paranın hesabını yapıyordu bu beyler ? Bu para halkın vergisi değil miydi. O halde bu işe halkın temsilcilerinin bakması gerekmiyor muydu. Yani Kongre ve Senatonun…


    Tartışma artık açıktan mücadele halini almıştı. Her iki tarafta sahip oldukları basın ve kamuoyu desteği ile diğerini yıpratmaya çalışıyordu. Denizciler, süper uçak olduğu iddia edilen B-36 nın bin bir tane defosunu ifşa ediyor, havacılar ise halkın yumuşak karnı olan insan zayiatı ve maliyetler üstünden argüman üretiyorlardı. 19149 gelirken Denizciler olmadık bir şeye kalkışacaklardı; OP 23 diye bir birim kurmuşlardı 11 subay ve 20 kadar er bu birime tahsis edilmişti. Bu işi başlatan Pasifik savaşının en değerli amirallerinden olan biriydi. İyi hoş da bu birimin görevi kabul edilemezdi; Havacılar aleyhine delil üretmeye çalışan bir trol grubuydu bu…

    Sen kalkacaksın halkın vergileri ile kendine yeni oyuncaklar kuracaksın ha.. ne kadar kahraman olsan da bunun hesabını verecektin. Bu birim ortaya çıktığında iş skandal halini almıştı. Basın, Kongre, Başkan herkes ayaktaydı…


    Deniz Müsteşarlığına yeni atanan adam ise evlere şenlikti…adama sormuşlardı;,’ donanmadan ne kadar anlarsınız? hiç denizde zaman geçirdiniz mi?’


    O da cevap vermişti; ‘e, biraz kürek çekmişliğim var elbette’


    Doğruydu bu Orta Amerika’dan gelme taşralı bir avukat idi suyla olan tek ilişkisi banyo almak ve kasabasında ki suni gölde arada sırada kürek çekmekti.


    Donanma öteden beri kendisini Amerika’nın  asil tayfasından sayardı, onlar ‘önce denizciydi, sonra diğer şey’ Bu atamayı hakaret sayacaklardı. Kongre soruşturmasında eski amiraller ki hepsi namlı savaş gazisiydi (Nimitz, Halsey, King , Burke) Donanmanın haklarını ve daha çok da çıkarlarını savunacaklardı. Deniz Müsteşarının emrinde olmasına rağmen Deniz Kuvvetleri Komutanı da bu ekibe katılınca koltuğundan olmuştu ama kamuoyuna da mesaj verilmişti. Amiraller geri durmayacaktı.


    Tam da o günlerde Kore savaşı patlamıştı. Oraya asker göndermek gerekecekti.


    E neyle

    Gemiyle elbette, o gemileri kim koruyacaktı.

    Donanma…

    Bugün Amerikan savaş bütçesi üçe bölünür her Kuvvet aşağı yukarı % 30 civarında bir pay alır.

    Ha tabi bir de Amerikan donanmasında gemiden çok amiral olmaz, onun için de ettikleri lafın bir değeri vardır. 


Yorum Yap