Rus Devrimi ve Büyük Savaş

  • Bekir Bülend Özsoy

    Bekir Bülend Özsoy Yazı Arşivi
    23 Kasım 2021 /   535 Okunma

    Rus Devrimi ve Büyük Savaş

    ‘Lan oğlum Tanrıya iman edin de önce barutunuzu kuru tutun!’

    Oliver Cromwell


    E, gecenin ıslak karanlığında ertesi gün başlayacak kapışma için dua değil, kuru barut lazım.


    Şimdi önce, şu İstanbul metrosunda malum haltı yiyen p.şta iki çift lafım var: Günü geldiğinde o b.ku sana yedireceğiz.


    İngiliz İç Savaşı çok kanlı sürdü ve binlerce cana mal oldu, ülke tahrip edildi. Ama sonunda sosyal, siyasal, ekonomik ve askeri yapı iyice değişmişti. Bir kere kerameti kendinden menkul ruhban sınıfın anası ağlamıştı, hayatın her boyutuna laf yetiştiren dinciler sinmişti. Yetkilerini Tanrıdan aldığını iddia eden kral hazretlerinin kafası kesilmişti. Orta düzey aristokrasi, üst düzey asillerin yerini almış ve imtiyazlarını paylaşmıştı.


    En önemlisi de o güne kadar siyasal bir güç olmayan ciheti askeriye arzı endam etmişti. Yeni Ordu diye bu yapı çok baş ağrıtacaktı.


    Ne var ki hamam aynı hamam idi tellaklar değişmişti. Şimdi Protestanlar, Katolikleri kovalıyor ve dışlıyordu, kral yoktu ama, Parlamento da zulümde geri kalmıyordu.


    Ne var ki orası İngiltere idi sevgili okuyucu nasılsa bir çıkış yolunu bulacaklardı.


    Şimdi gelelim tarihin bir başka kanlı iç savaşına, ama bu savaş sonrası ortaya çıkan ideoloji dünyanın tüm ülkelerini 50 yıl titretecekti:

     

    Rus Devrimi;

    Gelin kısaca bir bakalım:

    Rus tarihi denince bazı sembol isimler hemen akla gelir,

    ‘Korkunç İvan’,

    ‘Büyük Peter’

    ‘Büyük Katerina’

    ‘1. Alexander’

    ‘2. Nikola’

    Ve elbette Lenin, Stalin…


     Korkunç İvan için takılan bu lakabın çok isabetli olmadığı konusunda bazı tarihçiler mutabık.


    Bu kelimenin Rusçası ’Grozny’ yani ‘çok saygı duyulan’ demekmiş.


    Ancak tipik bir Doğu toplumu olan Ruslar bu manayı ‘korkuyla karışık’ olarak mı yorumluyorlar?


    Büyük bir ihtimal ile öyle;


    Çünkü Doğu da ‘birine saygı göstermek veya ondan korkmak’ çoğunlukla aynı şeydir.


    Son Çar 2. Nikola da geleneği bozmayacaktı o da bir Alman prensese aşık olmuştu. 8 yıl bekledikten sonra artık evleneceklerdi. (Romanof hanedanının gelinleri genelde Alman prenseslerinden oluşuyordu)


    Adamın tahta çıkış törenleri bile ‘Çölde ki bedevi’ misaliydi. O günlerde tahta çıkma sırasında halka da işte lahmacun falan dağıtılır gibi küçük birer hediye paketi dağıtılırdı. Töreni organize edenler 400 bin kişi beklemişlerdi Bir milyon gelecekti izdihamdan 1500 kişi ezilerek ölmüştü.


    Ne var ki artık iyice organize olan muhalifler Çar ve ailesinin o gece bir baloya katıldığı haberini yayacaktı. Doğruydu, yeni evli çift Fransız elçiliğinde ki şereflerine düzenlenen baloya gitmişlerdi ama 10 dakika bile kalmamışlardı hikayenin bu kısmı halktan saklanmıştı.


    Çiftin dört kızı olmuştu, ısrarla bir erkek bekleniyordu. 1904 de o da geldi. Ama bir sıkıntı vardı kraliyet soyunun adeta bir laneti olan hemofoli hastalığı oğlana dadanmıştı. Doktorlar çocuğun delikanlılığını göremeyecekleri konusunda hem fikirdi.


     Ki bu arada Japon savaşı başlamıştı iki ülke de Mançurya konusunda kapışacaklardı. Rusya denizde ve karada ezici bir yenilgiye uğrayacaktı.


    1905’ten başlayarak Rusya kaynamaya başlamıştı, grevler, protesto yürüyüşleri tüm şehirleri felce uğratmıştı.  Mali durum, içler acısıydı, Fransız sermayesi gelmeye devam ediyordu ama yetmezdi.


    Aklı başında yardımcıları sayesinde 1913 de Rusya süratle toparlanmıştı Stolopin adında bir başbakan mucizeyi gerçekleştirmişti. Ne yazık ki Viyana da bir suikasta kurban giden bu değerli siyaset adamı Rusya için büyük bir kayıptı. Çarın şimdi tek yapması gereken Ulusal Meclis Duma’yı harekete geçirip derli toplu meşruti bir monarşi rejiminin temellerini atmaktı. Ama Nikolas yetkisini Duma ile paylaşmak istemiyordu.

     

    Büyük Savaş  (1914-1918)

    Rus Ordusu 5 milyonu geçiyordu, iyi silahlı cesur savaşçılardı fakat ülkede transfer imkanları çok sınırlıydı. Fransızlar, demiryolu şebekesine büyük para gömmüşlerdi ama hatlar henüz faal değildi ve 1917’den önce de faal olamazdı.


    Savaşın hemen başında Rus generaller arasında ki rekabet, Almanlara olan düşmanlığın önüne geçmişti. Hepsi zaferi tek başlarına kazanmak istiyorlar ve diğerini resmen sabote ediyorlardı. 1916 geldiğinde cepheler çürümüş gitmişti, hastalık ve açlık çatışmalardan daha fazla asker kaybına yol açıyordu. Çarın amcası Büyük Dük hazretleri orduyu iyice çıkmaza sokmuştu. Oysa mesela Brusliov gibi askerin çok sevdiği yetenekli generaller dururken Çar Nikola orduların baş komutanlığına kendisini atamıştı. İyi de Çar hayatında savaş falan görmemişti ki…


    Nitekim 1917 Şubat ayı geldiğinde Ciheti askeriye açıktan isyan bayrağını çekmişti. Bu zor günlerde karısının destek olması beklenirdi, kadın Alman kökenli olduğu için halk nezdinde zaten nefret odağı haline dönüşmüştü. İmparatoriçe bu durumu düzeltecek fazla bir şey yapmıyor, önüne gelene fırçayı basıyordu. Çariçenin zaten Rasputin denen çatlak bir papaz yüzünden sicili iyice bozuktu. Şu günlerde daha itidalli hareket etmesi gerekirken kocasına yazdığı mektuplarda ‘demir yumruğunu indir!’ falan gibi deli saçması şeyler yazıyordu.


    Şubat ayında başlayan bu hareket bir başka büyük olayın hazırlayıcısıydı.  Şubat ayında Çar tahttan feragat etmişti, oğlu lehine edemezdi, çünkü çocuk 18 ini göremezdi. Kardeşi lehine feragat etmişti ama o biraderi de Duma bu atamayı onaylarsa tahta geçerim diyecekti. Duma onaylamıyordu.


    . Rusya bir gece de başsız kalıvermişti. Geçici hükümet diye bir şey kurulmuştu, devrime sahip çıkacaklardı, ama ilk icraatları ‘savaşa devam!’ olmuştu. E bu nasıl devrime sahip çıkmaktı ki...


    O devrim değil miydi halka ‘Barış’ ve ‘Ekmek’ sözü veren.


    Askerin cephede anası bir hiç uğruna ağlıyordu. Halk açlıktan kırılıyordu.


     Lenin öncülüğünde Bolşevikler iyi örgütlenmişlerdi. Onlara göre bütün bu olup bitenler Kapitalist sermayenin işiydi, onlar ve onlara ait olanlar ve onlara hizmet edenler yok edilmeliydi.


     Halk bu kadar felsefi derinliklere inemiyordu ama ‘barış’ ve ‘ekmek’ vaatleri göz alıyordu. Üstelik Bolşevikler bu konuda çok da samimi görünüyorlardı. Çar ise hala bu uyanışı basit bir ayaklanma hareketi olarak görüyor ve zor kullanarak bastırılmasını emir ediyordu. 


    Petesburg adı fazla Almanca kökenli olduğu için (Almancada burg=kale) Petrograd olmuştu.

     

    Devam edeceğiz.


Yorum Yap