YALAN SÖYLEMEK GERÇEKTEN BORÇ ALMAK GİBİDİR..

  • Bekir Bülend Özsoy

    Bekir Bülend Özsoy Yazı Arşivi
    28 Nisan 2020 /   1973 Okunma

    YALAN SÖYLEMEK GERÇEKTEN BORÇ ALMAK GİBİDİR..

    Geçen hafta yazımı yollayamadım, internetin kurbanı olmuştum. Geçen iki hafta ki yazılarımla ilgili birkaç soru geldi: Ne demek istedin diye. Veba salgını anlattığım yazımda kısaca, insanlık çeşitli sınavlardan geçti ama insan olanlar kazandı demek istemiştim. Düşünün ki 17. Asır başlarında gariban bir İngiliz köyü yurttaşları inanması çok zor bir dayanışma içine giriyorlar ve salgını durduruyorlar.

    Biz ise, şunun şurasında 15 gün evlerimizde duramıyoruz, hadi ‘biz’ sıradan halkız, ülkeyi idare eden emir ve komuta zincirinin muhalif belediyelere aldığı -karşı- tutumun izahı var mı?

    İkinci yazımda ise bir -atı- senatör tayin eden zihniyetin memleketinin başına neler açtığını anlatmak istedik. (Eski Roma)

    Hepsi bu..

    Haliyle evde durunca çokça kitap okunuyor, belgesel izleniyor, dizi alışkanlığı başlıyor. TRT de bir dizi vardı; ’Ya İstiklal ya ölüm’ diye. Kurtuluş savaşımız hakkında ki yapımlar hep dikkatimi çekmiştir. Hadi izleyeyim dedim. Önce verilen emeğe bir şey diyemem.. amma diziye gelince, koca bir fiyasko demek bile hafif kalır.… 

    1950 li yıllarda ülkede ki malum meczup takım her nedense tasmasından kurtulmuş kuduz köpekler gibi rahmetli Atatürk’ün heykellerine ve büstlerine bir dizi aşağılık saldırı başlatmıştı. (Ki bunların sonuncusu TV'lerde boy gösteren fesli deliydi. Hatırlarsınız!!)

    Adnan Menderes, sağcı bir siyasetçiydi, bir toprak ağasıydı. Haliyle de muhafazakar kesimin lideriydi. Ama merhum , Atatürk’ü bizzat tanımış bir adamdı, sohbet etmiş ve hayran kalmıştı. Bu soytarılıklara sessiz kalmayacaktı. Çoğu andavallı ‘Atatürk’ü koruma kanunun’ CHP iktidarının marifeti sanır. Oysa Demokrat Partinin bir uygulamasıdır.

    O günlerde halkın en önemli eğlencesi sinema sektörüydü, bizim Yeşilçam da elinden geldiğince bu Atatürk sever çabaya katkı sağlamak istemişti.

    ‘Ateşten Gömlek’

    ‘Fato, Ya İstiklal ya ölüm’

    ‘Kalpaklılar’

    ‘Düşman yolları kesti’ bunların belli başlıları olmuştu.

    Nedense o günlerde bu filmlerde Atatürk’ün şahsı resm edilemiyordu, ülkede ki ‘Cumhuriyet Aristokratları’ izin vermiyordu. Aynı zevat ‘olmaz öyle şey!!’ diyordu..

    Bu ekürinin tetikçileri ünlü romancımız Kemal Tahir’in ‘Yorgun savaşçı’ filminin ilk kopyasını yaktırdıkları hatırlardır..
    Nedendi bu korku.. hiç biri açıklayamaz..

    Bu çabaların hiçbiri 1990 larda çekilen ‘KURTULUŞ’ dizisi kadar etkili olamayacaktı.

    Ne yazık ki Türk sineması bu diziyi çekerken arka planları ‘kamera arkası’ denen yolla arşivlememiştir. O diziyi yapan ve yaratanların çoğu bu gün aramızda değildir, (oysa onlar ile o günlerde yapılan röportajlar ne kadar ilginç olurdu) Sonra birkaç deneme daha yapılmıştı ama hiçbiri ‘KURTULUŞ’ ayarına ulaşamamıştı.

    Gelelim şu son diziye;

    Arkadaşlar, madem bir Kurtuluş savaşımızı işleyen bir dizi yapacaksınız ve bunu tarihsel olarak sunacaksınız önce tarihi iyice bir okuyun, daha önce ki eserleri bir inceleyin…

    Mustafa Kemal Atatürk ta, 1938 de göçtü gitti, ama idealleri, düşünceleri, karizması hala sürüyor. Konuyu ekrana taşırken bir ideologa sormak gerekmez mi nedir bu işin sırrı diye, mesele başrol oyuncusunu fiziksel olarak Gazi Paşamıza benzetmek mi yoksa onun dünyasını anlatabilmek mi?

    Tarihsel film çekiyorsunuz; Paşanın baca gibi sigara içtiğini artık 12 yaşında ki çocuklar bile biliyor. Bütün film boyunca bir tane sigara içilen sahne yok… anti sigara tanıtımlar bu günlerin bir modası, iyi hoş da o günleri anlatacaksanız tarihe sadık kalacaksınız. Üstelik filmde kimse sigara içmiyor, içki derseniz zaten günahı kebir.

    İşin içine bir tane de romantik bir unsur katılmış, efendim sözüm ona Padişahın baş veziri Damat Ferit paşanın maiyetinde yüksek makamlı bir memurun kızı nasılda ve nedense bir direnişçiye aşık oluyor sonra da ’ince hastalıktan’ ölüyor. Kızcağızın gözlerinin altını ancak ilk okul müsamerelerinde görebileceğimiz bir kabiliyet ile morartmakla verem görüntüsünün resm edilemeyeceğini hangi doktora sorsanız söylerdi. Kaldı ki bu sahnede ‘Kalpaklılar’ filminden aşırma, rahmetli Çolpan İlhan ile Sadri Alışık’ın ruhlarını rahatsız etmeye ne hakkınız var.

    Yazımıza başlık olan sözün devamı ile bitirelim:

    ..GÜN GELİR GERÇEK BORCU GERİ İSTER!!



Yorum Yap