BİR TAŞLA İKİ KUŞ VURMAK

  • Gürkut Acar

    Gürkut Acar Yazı Arşivi
    7 Mayıs 2020 /   2186 Okunma

    BİR TAŞLA İKİ KUŞ VURMAK

     “Açlık Grevini bırakmaları için bu köşede açık mektup yazdığım iki masumdan biri; Helin Bölek, artık yaşamıyor. Ne yazık ki ölünceye kadar; iktidar, Grup Yorum üyelerinin çığlıklarına kulaklarını tıkadı.

    İktidarın, “sanata ve sanatçıya düşman”, siyaset anlayışı; artık yeni bir aşamaya gelmiştir. AKP Gençlik Kolları Üyesi Mehmet Emin Göç; dün, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu, Grup Başkanvekili Özgür Özel’i ve İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nu bir kavanoz mermi fotoğrafıyla ve ölümle tehdit etmiştir. Mehmet Emin Göç, "zorla bir siyasi partinin faaliyetini engellemeye teşebbüs" suçundan tutuklanması talebiyle Anadolu 3. Sulh Ceza Yargıçlığına sevk edilmiş ise de sanki basit bir iş yapmış gibi tutuklama yerine ev hapsine tabi tutulmuştur. 

    Oysa “darbe” söylemi CHP’nin değil, AKP Genel Başkanının söylemidir.

    Böylece AKP iktidarı, bir taşla iki kuş vurmaktadır: hem laik, demokratik, parlamentoya dayalı sistem yanlılarını sindirmekte hem de ekonomik sıkıntıyı gözden kaçırmakta; gündemi saptırmaktadır.

    Grup Yorum ’un gitaristi İbrahim Gökçek’in önceki gün ölüm orucunu bıraktığı ve hastaneye kaldırıldığı konusunda haberleri alınca o tarihte ikisinin de öldüğüne ilişkin haberin yanlış olduğunu anladım. Hiç olmazsa İbrahim Gökçek’in yaşaması ve “özgürce sanat yapabilme” talebinin İçişleri Bakanı tarafından kabul edilmesiyle, açlık grevinden vazgeçmesi, her şeye karşın içimizi biraz ferahlattı.

    Türkiye’de tarihte görülmemiş toplu intiharlardan sonra sanatçıların ölüm orucuna yatması ve Helin Bölek ’in, gencecik yaşında, bu uğurda yaşamını feda etmesi demokrasi ve insan hakları adına atılmış bir haykırıştır. Bu sesin bütün Türkiye tarafından duyulmasını istiyoruz.

    Eğer bu tehdit, muhalefet partisinin ileri gelenlerine değil de iktidar partisinin Genel Başkanı, Grup Başkanvekili, AKP İstanbul İl Başkanına yönelik olsaydı aynı yargıç nasıl bir karar verirdi acaba?

    Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işleyenlerin birçoğu tutuklanmışken, Türkiye’de laik düşünceden yana olan herkesi tehdit eden, halkın bir kesimini diğerine kin ve düşmanlığa kışkırtma, tehdit, gerçek dışı suç isnadı ve Cumhuriyet Savcısının dediği gibi “bir siyasi partiyi faaliyetten alıkoyma” suçunu işlediği iddia edilen bir kişinin evine gönderilmesi adil midir? Nerede kanun karşısında eşitlik ilkesi?

    AKP öncesinden başlayan ve AKP iktidarında süren olaylarla Türkiye’de laiklik karşıtı suçların giderek cezasız kaldığına ilişkin bir anlayış yerleşmeye başlamıştır. Uğur Mumcu’nun öldürülmesi, Turan Dursun’un öldürülmesi, Giresun Baro Başkanı Ali Günday’ın türban nedeniyle savunmasız, silahsız olduğu yazıhanesinde öldürülmesi, görevini yapmakta olan Danıştay 2. Dairesinin kurşuna dizilmesi, Danıştay Yargıcı Mustafa Yücel Özbilgin’in öldürülmesi, Necip Hablemitoğlu’nun öldürülmesi, domuz bağıyla bağladıkları insanları, oturdukları evin toprak zeminine gömen mahkûmların salıverilmesi, gibi birbiri ardınca gelen olaylar; iktidar anlayışına uygun (Türkiye Cumhuriyetinin yıkılması yerine Dinci bir Devlet kurulmasını isteyen) kişilere cezaların uygulanmadığına ilişkin kanıyı pekiştirmektedir. 

    Mahkemedeki sorgusunda paylaşımı kabul eden Mehmet Emin Göç; ”Darbe söyleminde bulundular. Ben de o anki sinir ile böyle bir fotoğraf paylaştım. Yapabileceğimden falan değil. Sadece sinirlendiğim için ve tepki olsun diye paylaştım” demiştir.

    Silahının olmadığını söyleyen sanığın bir kavanoz kurşunu hangi nedenle biriktirdiği; nereden ve nasıl sağladığı, kurşunların hangi silahlara ait olduğu, bunların taşıma belgesi bulunup bulunmadığı Cumhuriyet Savcısı tarafından hiç araştırılmadan hukuki sürecin yürütülmesi doğru ve adil değildir. Kaldı ki sadece bir kavanoz kurşun bile tutuklanmak için yeterlidir. Bunun binlerce örneğini hukuk arşivlerinde bulabilirsiniz. 

    AKP ne zaman, kamuoyunda bitmeye, itibarını yitirmeye, dış politikada, iç politikada çıkmaza girmeye başlarsa; hemen mağdur pozlarına yatar. Bazı olağanüstü olaylar ortaya çıkar. Bir meczup Danıştay’ın bir dairesini kurşuna dizer, Ankara Gar Katliamı olur, FETÖ darbesi olur, TBMM bombalanır, savaş çıkar…

    Ya da darbe söylentisi çıkartırlar.

    Ya “Eski Türkiye” diyerek Atatürk ve İnönü ile bin bir yokluk içinde kurulmuş Türkiye Cumhuriyetinin itibarını yok etmeye çalışırlar.

    18 yıldır çağ dışı, akıl dışı hurafelerle beslenen; Türkiye’yi modern bir ülke olmaktan çıkararak Arap Kültürüne, Arap Harflerine döndürmeye, Egemenliği tek adama teslime, TBMM’ni göstermelik bir kurum yapmaya, laikliği ve demokrasiyi ve toplumsal belleği yok etmeye yönelen ve cahilliği kutsayan bu iktidar çürümüştür.

    AKP İktidarı, Koronavirüs salgın günlerinde, işinden çıkmış veya çıkarılmış işçilere, işyerlerini kapatmış esnafa asgari ücret kadar parayı verememiştir. Çünkü hazinede para kalmamıştır. Merkez bankası karşılıksız para basmaktadır. 2005 yılında bir Amerikan Doları 1 lira 34 kuruş iken bugün; 1 Amerikan Doları 7 lirayı aşmıştır.  

    Dış Politikada, İç politikada, ekonomi yönetiminde başarısız olan AKP iktidarı; halka parasız maske dağıtımın bile becerememiştir. Kararsız, organizasyon yeteneği olmayan,  halkı açlık ve sefalete terk eden bu iktidara ve medyasına artık halkın güveni kalmamıştır.



Yorum Yap