İKİ MASKEYİ PARASIZ DAĞITAMAYAN İKTİDAR

  • Gürkut Acar

    Gürkut Acar Yazı Arşivi
    19 Temmuz 2020 /   1974 Okunma

    İKİ MASKEYİ PARASIZ DAĞITAMAYAN İKTİDAR

    Ülkeyi yönetemiyorlar.

    İki maskeyi parasız dağıtamadılar.

    Dükkânını kapatmış yüz binlerce esnafa beş kuruş devlet yardımı yapmadılar.

    İşinden çıkarılmış yüz binlerce işçiye üç aylık maaşlarını devlet olarak veremediler.

    Çünkü devlette para bırakmadılar, olmadığı için de “biz bize yeteriz Türkiye’m” savsözüyle vatandaşlarımıza “İban” numarası gönderip yurttaştan para istediler. Dünyada böyle bir yönetim daha yok!

    Doğu Akdeniz yağmalanırken, Akdenizde en uzun kıyısı olan Türkiye’nin haklarını koruyamadılar.

    Ege Denizinde on sekiz ada, kayalık, Yunanistan tarafından işgal edildi, Üstelik Lozan Antlaşmasına aykırı olarak silahlandırıldı, Yunan Bakanları eşek adasını ziyarete geldi, ses çıkaramadılar.

    Devletin bütün kaynaklarını yağmaladılar, Türkiye’yi, büyük İllerin en değerli yerlerini Arap Şeyhlerine, analarına, babalarına peşkeş çektiler, Karadeniz’in güzelim dağlarını, yüksek yaylaları, meraları, kışlakları, otlakları mahvettiler, satabildiklerini yandaşlara sattılar.

    Devleti yönetmiyorlar, yağmalıyorlar.

    Bu Kovid19 salgınında, Türkiye’yi yönetemedikleri halk tarafından algılandı, ortaya çıktı. Hiçbir marifetlerinin olmadığı, sadece göz boyamak için, halkı büyük işler yaptıklarına inandırmak için yandaşların yağmasını sağlayacak biçimde yollar, köprüler, alt ve üst geçitler, her ile bir hava limanı yaptıkları ortaya çıktı.

    Yurttaşlarımız geçmedikleri köprülerin, uçmadıkları hava limanlarının garanti kapsamındaki ağır bedellerini ödemeye, paramız pul olmaya, başlayınca, iktidarın ülkeyi yönetemediğini anladılar.

    Şimdi, aksini ispat etmek için olmadık işlere başladılar: Baroların parçalanması, Baro Başkanlarının polis tarafından tartaklanması, yollarının kesilmesi, yürüyüşlerinin önlenmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Barolarla ilgili yasa görüşülürken, hiçbir baro başkanı dinlenmeksizin Yargının temel unsurunun mahvedilmesi, hepsi, hepsi “ben muktedirim, ben yapabilme erkine sahibim, ben yönetiyorum” algısını yaratma çabasıdır.

    Ayasofya Müzesinin Camiye dönüştürülmesi, 74 yıl önceki bir kararnamenin dava açma ehliyeti olmayan ve daha önce aynı nitelikteki davası reddedilmiş olan birinin yeni dava açmasıyla kabulü hukukun yargı eliyle tepelenmesidir. Bu kişinin daha önce aynı konuda dava açtığı biliniyor. O halde 74 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası bulunan Bakanlar Kurulu Kararını önceki dava tarihinde öğrenmiş oluyor. Öğrendiği tarihten itibaren 60 gün içinde bu davayı açmadığı için davanın süre yönünden reddi gerekirken kabulü; Danıştay tarihine kara harflerle yazılmıştır.

    Bunların tartışılması bile iktidarın işine gelmektedir. Çünkü “yapabiliyorum”, “ülkeyi yönetiyorum”, “istediğim kararı yargıdan bile, hukuka aykırı olsa bile çıkarabiliyorum”, “o halde benden korkun”, “gitmiyorum, buradayım, istersem hepinizi hapse tıkabilme yetkisi ve erkini devem ettiriyorum” diyor.

    Niteliksiz, liyakatsiz, yandaş olmasının dışında hiçbir özelliği olmayanların yönettiği bir devlet durumuna geldi Türkiye Cumhuriyeti!

    Sözlerimi Ahmet Tan’ın iki yıl önceki bir pazar günü 22.Temmuz.2018 tarihli yazısından bir alıntıyla bitiriyorum:

    “Ziya Paşa’nın özdeyiş haline gelmiş birçok mısra ve beyiti vardır. Çoğu da halk veya devlet katında hâlâ geçerli olan zihniyet ve hayat tarzımız üzerinedir.
    Bu topraklarda nedense en çok ihanetten korkulur. Bu yüzden devlet katında hep sadakat öne çıkar.
    Muhalefet bile ehliyet, marifet, liyakat yerine önce sadakat arar durur.
    Neden? Ziya Paşa’nın buna yanıtı çok açıktır:
    ‘Asiyab-ı devlet’i bir har da olsa çevirir!’
     Asiyab-ı devlet, devlet çarkı demek.
    ‘Har ne?
    Farsça, bildiğimiz, bindiğimiz eşek.
    150 yıl önce Ziya Paşa korkmadan “devlet çarkını” bir eşek bile çevirebilir demiş ve başı belaya girmemiş.
    Bundan cesaret alan Şair Eşref ise cevabı yapıştırmakta gecikmemiş:
    ‘Çevirir ama anasının örekesine çevirir.’
    (Kabul etmek gerekir ki, “öreke” yi Osmanlıca okumakta herkes zorlanır.)
    Ama Neyzen Tevfik için hayatta zorluk yoktur:
    ‘O kadar har (eşek) koştular ki asiyab-ı devlete
    Çiğnemekten birbirin dolab-ı devlet dönmüyor!’

     

     


Yorum Yap