Antalya- Muğla sınırında bir serin mola… GÖĞÜ BELİ

Burada sulak bir nokta var. Birkaç söğüt ağacı, hatta bir tuvalet ünitesi, tabii ağaçların dibinde bizim yörükler. Buraya teee Kumluca’dan geliyorlarmış meğer. Araç durdu, indik. Karayağız, hilal bıyıklı bir adam karşıladı bizi. Kendisi buradaki Göğübeli dinlenme, gözleme mekanının sahibiymiş.

Antalya- Muğla sınırında bir serin mola…  GÖĞÜ BELİ

Antalya- Muğla sınırında bir serin mola… GÖĞÜ BELİ

Sımsıcak bir Antalya temmuzunda 4 adam çıktı yola… “Kuzey Batı Toroslar’a bir serin keşif seyahati” dediler adına. Hedef belli ama rota yok, plan program yok. Sabahın köründe, karga kahvaltısını yapmadan düştük yola. Kazım Bilgili, Mustafa Kumbul, Himmet Cansız ve bendeniz.

İlk mola Korkuteli merkezdeki o nefis kelle-paça yapan dükkanda. Kaç kere gittim hatırlamıyorum, her seferinde aynı keyf. Adını sormayın hatırlamıyorum.J

Ver elini Elmalı üzerinden eski Fethiye yolu. Mustafa Kumbul ve Kazım Bilgili daha önce buralara gidip görmüşler, Kazım bey ısrarla “Göğü Beli”ni görmemi istiyor. Ben de çatlıyorum işin doğrusu.

Eski yolun kenarında artık akmayan bir dere yatağı var, ciddi ciddi bir kanyondan gidiyoruz aslında. Bu kanyonu Yapraklı köyündeki sel baskını sonrası zamanın DYP İl Başkanı Mehmet Baysarı ile ziyaret etmiştik. 1998 olabilir. O günlere gider gibi gidiyorum yolda. Ama gittikçe dikleşen yolda o sık ve güzel ardıç ağaçlarından oluşan koyu yeşil ormanı göründe yağlarım eriyor.

Kısa bir fotoğraf molasından sonra tırmanmaya devam ediyoruz. Yol kenarında bir tabela “Gö” yazıyor. Bu eski köy, şimdi mahalle olan yerleşim yerinin adı. Tırmanmaya devam ediyoruz, ve tam zirveye geldiğimizde karşımıza bir tabela çıkıyor. ‘Muğla il Sınırı’ yazıyor. Bu arada araç yolun solundan aşağı sallanıyor.

Burada sulak bir nokta var. Birkaç söğüt ağacı, hatta bir tuvalet ünitesi, tabii ağaçların dibinde bizim yörükler. Buraya teee Kumluca’dan geliyorlarmış meğer. Araç durdu, indik. Karayağız, hilal bıyıklı bir adam karşıladı bizi. Kendisi buradaki Göğübeli dinlenme, gözleme mekanının sahibiymiş. Küçük, oluşum aşamasında bir yer.

Burada kurdukları çardaklarda küçük bir meblağ karşılığı yeme- içme, hatta konaklama hizmeti veriyorlar. Şimdilik 1 tane oda var, ailece kalınabilecek formattaymış. “nasıl başladın? Diye sorduk. “Yaklaşık 10 yıl önce bir aile büyüğümden burayı satın aldım. Yavaş yavaş büyütüyorum” dedi. Ama bişey diyem mi, hele de benim gibi Yörük kökenliyseniz, sacın senidin kurulup saç böreğinin (gözleme)  yağlı ekmeğin, katmerin gırla gittiği günleri özlüyorsanız, bildiğiniz bütün mekanları unutun. Gidin o dağın başındaki çeşmeden bir su için, gerideki tüm lezzetleri temizleyin damağınızdan. Üstüne o gözlemeye yumulun. Hele kendi hayvanlarının sütünden yaptığı ayran var ki, ezberiniz bozulur. Turgut Keçeli kardeşim bu arada dedi ki, “bir gün önceden haber verirseniz kuzu- keçi ne isterseniz hazırlarız. Siz geldiğinizde adak keser gibi, gözünüzün önünde keser hazırlar, pişiririz, eşiniz dostunuzla yersiniz.”

Bu arada çadırınız varsa orada su, yemek, tuvalet ihtiyacını karşılayabilir çadırda da kalabilirsiniz, çardakta da. Bunun için telefonu lazım diyorsun değil mi? Buraya yazmayalım, reklama girer. Beni de alır gidersin, birlikte yeriz.

Gereğinin 2 katı yedik, gözü kapalı. Misss gibi 1850 metrenin rahatlığı ve lezzeti ile halmehal olmanın tadına doyamadık. Bu arada çay tamam da, oracıktan toplanan adaçayının duruluğunu sayfadaki fotoğraf anlatırmı bilemedi masalcı.

Yaklaşık 40 yıl önce Olympos’ta Kadir Kaya’nın “Ağaç Ev serüvenini başlattığı modelin aynısı bir oluşum.  Ne diyelim Allah gönlüne göre versin. Biz yola vurduk, istikamet Girdev Yaylası ve ötesi. Onu da başka bir sayfada anlatacağız gari.

NİZAMETTİN ÖZMEN

















Yorum Yap