İspiyonculuğu meslek haline getiren Padişahın romanı yazıldı

  • Hakan Sonok

    Hakan Sonok Yazı Arşivi
    30 Temmuz 2022 /   928 Okunma

    İspiyonculuğu meslek haline getiren Padişahın romanı yazıldı

    Zülfü Livaneli'nin Kaplanın Sırtında’sı çok tartışılacak ve çok satacak

     

    Zülfü Livaneli Nisan 1994'te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için yarışmış Recep Tayyip Erdoğan 973.704, İlhan Kesici 855.897, Livaneli 784.693 oy almıştı...

     

    Livaneli'nin "Kaplanın Sırtında" adlı romanı Rus İmparatoru'nun 1853'te "Hasta Adam" olarak tanımladığı, etiketlediği İmparatorluğun nasıl yıkıldığını konu alıyor...

     

    Opera şarkıcısı Maria Callas (1923-1977)  La Scala Opera / Konser Salonu'nda opera şarkıcısı  Renata Tebaldi (1922-2004) hayranlarınca ıslıklandığında, "kaplanın sırtından inmemek için her şeyi yapacağını" söylemişti. Livaneli, Abdülhamid'in tahttan indirilmesini "kaplanın sırtından düşmek" metaforuyla özdeşleştirdiği kitabından bahsederken, "Bir günde iktidarı kaybedebilmek.  'Kaplanın sırtından düşme' metaforuna başvurdum. Kaplanın sırtındayken o vahşi hayvana egemensin, o sana bir şey yapamaz, çünkü sen üsttesin. Ama onun sırtından inmek istediğinde bir gün ya da düşersen paramparça eder seni o kaplan. İktidar öyle bir şeydir, " diyor...

     


    1853-1856 Kırım Savaşı'nda Osmanlı, İngiliz ve Fransız orduları güçlerini birleştirerek Ruslara karşı bir zafer elde ederken 1877-1878'de Osmanlı ordusu Ruslarla tek başına savaşınca büyük bir yenilgiye uğramıştı...1878'de Yeşilköy önlerinde toplanan Rus ordusunu İngiltere İstanbul'dan çıkardı...2. Abdülhamit bunun karşılığında İngiltere'ye rüşvet olarak Kıbrıs'ı verdi...1870-1871 savaşında Almanya'nın Fransa'yı ezmesi Osmanlı'nın kendisine Avrupalı müttefik olarak Almanya'yı seçmesine yol açtı...Böylece Kırım Savaşı'nda Rusya'ya karşı müttefikimiz haline gelen İngiltere ve Fransa Osmanlı'nın rakibi ve düşmanı haline geldi...Osmanlı'nın sonunu getiren gelişmelerden biri de Almanya'yla müttefiklik ilişkisi kurulmasıdır...İngiltere o dönemde Osmanlı halkının altınlarını bağışlayarak parasını ödediği iki süper dretnotu Osmanlı donanmasına teslim etmeyi reddetmiştir...

     

    1897'de Rusya nüfusu 125 milyonken, 1914'te 164 milyona çıkmıştı. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı nüfusuysa 21 milyondu...


     

    1867'de dönemin Padişahı Sultan Abdülaziz ve sonradan onun tahtına oturan 5.Murat, 2. Abdülhamit gibi Osmanlı hanedanı üyeleri sanayileşmiş Fransa, İngiltere, Belçika, Almanya, Avusturya Macaristan'a yaptıkları gezide Osmanlı ülkesiyle gelişmiş Avrupa ülkeleri arasındaki gelişmişlik farkını (uçurumunu) dehşet içinde görmüşlerdi...


     

    Livaneli'nin kitabındaki en temel hata Osmanlı donanmasının o dönemde etkili bir deniz kuvveti, gücü olduğunun altının çizilmesi ya da iddia edilmesi...Oysa Osmanlı Ordusu'nun 19. yüzyılın ikinci yarısındaki en zayıf halkası deniz kuvvetleriydi...Dretnot'tan yoksun bir deniz kuvveti o dönemde yok hükmündeydi...İtalyan tersanesinde inşa edilen ve Yunan donanmasının gururu haline gelen Averof savaş gemisinin Türk donanmasının korkulu rüyası haline gelmesi maalesef tarihi bir gerçek!


     

    Livaneli, hükümdarlığı döneminde 1 milyon 600 bin kilometrekare toprak kaybeden 2. Abdülhamit'le ilgili tüm yazılı külliyatı inceledikten sonra romanına odak olarak sürgündeki eski Padişaha 27 Nisan 1909-8 Kasım 1912 tarihleri arasında Selanik'te hizmet veren Atıf Hüseyin Bey adlı askeri doktorun günlüklerini seçmiş...


     

    Livaneli, Robert Graves (I Claudius, Claudius the God) ve Edward Gibbon (The Decline and Fall of the Roman Empire) ayarında iddialı bir eser ortaya koymaya çalışıyor...Bunu başarabiliyor mu? Kesinlikle "Hayır başaramıyor!"  Livaneli'nin dönemin diktatörü 2. Abdülhamit'e aşırı derecede sempati ve hoşgörüyle yaklaştığı gözden kaçmıyor...Livaneli JönTürklere karşıysa romanında çok önyargılı ve hoşgörüsüz davranıyor...Hatta onları yerden yere vuruyor! Livaneli Abdülhamit sevenlerin nefretini üzerine çekmemek için büyük, üstün bir gayret, çaba gösteriyor...


     

    Zülfü Livaneli'nin "Kaplanın Sırtında"sı 4 yıllık bir araştırmanın ve yazım çalışmasının bir ürünü...


     

    2. Abdülhamid İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth'in babası olan İngiliz Kralı 6. George gibi zoraki bir hükümdardı...İstemeye istemeye bu görevi üstlenmişti...33 yıllık uzun hükümdarlık döneminde Beşiktaş sırtlarındaki Yıldız Parkı'nı bir çeşit cennet bahçesine çevirerek kendini buraya gönüllü olarak hapsetmişti...Mikroplardan ve suikastçılardan kendini korumak için Yıldız Parkı'nda izole bir hayat sürdürmüştü...İmparatorluğun her yanındaki maaşa bağlanmış ispiyonculardan gelen, adeta yağan ihbar mektupları da burada tasnif edilip gerekli işlemler yapılmaktaydı...

     

    Livaneli'nin romanında,  on milyonlarca nefret edeni, on milyonlarca da hayranı olan 2. Abdülhamit hakkındaki suçlamaların, iddiaların bir kısmına, mahkeme huzurundaymışçasına savunmasını, cevabını veriyor...


     

    2. Abdülhamit "Ben Belçika Kralı 2. Leopold (1835-1909) gibi Afrika'da on milyondan fazla insanı katletmedim.Hatta Leopold Kongo'da kestirdiği insan ellerini yığınlar halinde Belçika'ya getirtiyordu" diyor...

     

     

    "Hasta Adam" tanımlaması nasıl ortaya çıktı?

    Rusya Çarı (İmparatoru) 1. Nicholas (1796-1855) İngiltere'nin Rusya elçisi Seymour'a (21 September 1797 – 2 February 1880) 9 Ocak 1953’de daha sonra ünlü olacak o deyimi ilk defa kullanarak, Osmanlı Devleti’nin “hasta adam” olduğunu ve mirasının paylaşılması için tedbir almanın yararlı olacağını söyledi. Seymour'da Çar'la yaptığı bu sohbeti Londra'ya rapor edince Çar'ın bu hasta adam benzetmesi her tarafa yayılmıştı.


     

    Çar, 9 Ocak 1853’te İngiliz elçisi Sir George Hamilton Seymour’a şunları söyledi:

    “İngiltere için beslediğim duyguları bilirsiniz. Bence İngiltere hükümeti ile hükümetimin anlaşması esastır. Böyle bir anlaşmayı gerektiren şartlar, hiçbir vakit bugünkü kadar önemli değildi. Biz anlaştıktan sonra, Batı Avrupa devletleri umurumda bile değil. Bence hiçbir değeri yok. Osmanlıya gelince, bu bambaşka bir problemdir. Bu devlet buhranlı bir durumdadır. Başımıza pek çok işler çıkarabilir.” İngiliz elçisi, Çar’dan Osmanlı hakkındaki düşüncelerini detaylandırmasını talep edince Çar şöyle devam etti: “Kollarımız arasında hasta bir adam var. Çok hasta. Size açıkça söylemeliyim ki, gereken bütün tedbirleri almadan önce, onu günün birinde kaybetmemiz büyük felaket olacaktır. Osmanlı ansızın ölebilir. Ölüleri diriltemeyiz. Osmanlı ölünce bir daha dirilmemek üzere ölecektir. İşte bunun içindir ki size soruyorum: Böyle bir olay ile kargaşalık, anarşi ve hatta bir Avrupa savaşı karşısında kalmaktansa, önceden tedbir almak daha akıllıca bir hareket olmaz mı?” İngiliz elçisi Sir Hamilton Seymour’un Çar’a verdiği cevap ise şöyleydi: “Niçin daima Osmanlının öleceğini hesaba katarak bu felaketten önce veya sonra tedbirler almayı düşünmeli? Niçin hastayı tedavi etmeyi düşünmemeli?” “Majesteleri lütfen beni mazur görsünler. Şunu söylemek zorundayım ki, kuvvetli ve alicenap adama, zayıf ve hasta adamı korumak düşer.” Seymour aynı zamanda, hasta adamın iyi olmak için, onu ameliyat edecek bir operatöre değil, onu tedavi edecek bir doktora ihtiyacı olduğunu söylemiştir.



    14 Ocak 1853’te İngiliz elçi Seymour’u yanına davet eden Çar konuyu tekrar açarak," şimdi sizinle bir dost ve bir centilmen gibi konuşmak istiyorum" diyerek, İngiltere’nin İstanbul’a yerleşme gibi bir niyeti varsa, buna müsaade etmeyeceğini, kendisinin İstanbul’da gözü olmadığını, fakat önleyici tedbir alınmazsa, İstanbul'u geçici olarak işgal etmesinin zorunlu olacağını bildirdi. Çar, Şubat ayındaki konuşmasında da Osmanlı hakkındaki teklifini açıkladı: Eflak & Boğdan , Bulgaristan ve Sırbistan Rusya’nın himayesi altına verilecek, İngiltere de Mısır ile Girit’i alacaktı. Çar bu konuda şöyle diyordu: “Osmanlı Devleti’nin yıkılışından sonra mirası bölüşüldüğü zaman, İngiltere Mısır’ı işgal ederse, tarafımdan hiçbir itiraz yapılmayacaktır. Kandiye (Girit) hakkında da aynı şeyi söyleyebilirim. Bu da size daha çok yakışır ve niçin orası İngiliz ülkesi olmasın.” Çarın teklifine göre, İstanbul bağımsız şehir olacaktı. İngiltere, Çarın teklifini reddetti. Eğer Çar İngiltere’yi ikna edebilmiş olsaydı, hasta adamın ölümünü ilan edecekti.

    Çar, bütün girişimlerine rağmen İngiltere’yi kendi tarafına çekemeyince, Osmanlı Devleti aleyhinde tek başına harekete geçmeye karar verdi.Amiral Pavel Stepanovich Nakhimov

    (1802-1855) komutasındaki Rus filosunun 30 Kasım 1853 günü Batum’daki Türk kuvvetlerine yiyecek ve cephane götüren 12 parçalık Türk filosunu Sinop limanında yakıp, tarihe Sinop baskını diye geçen olayı gerçekleştirmesi ve 4000 kişiyi öldürmesiyle Çar planlarını hayata geçirmeye başladı.



     

    1. Not: Pascali's Island romanı (1980) Ege adalarında birinde yaşayan 2. Abdülhamit'in bir ajanının Yıldız Sarayı'na yolladığı ihbar mektupları çerçevesinde gelişiyordu...

     


    2. Not: Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) sadece Osmanlı Kraliyet ailesinin değil Avusturya Macaristan, Alman ve Rus Kraliyet ailelerinin tahtlarını kaybetmesiyle sonuçlandı...

     


    Kitaptan bir bölüm: Dolmabahçe Sarayı’ndan söz ediliyor. 205 Odası, 44 salonu varmış. Tavan süslemelerinde 14 ton altın kullanılmış. Kraliçe Victoria tarafından armağan edilen avizede 750 ampul bulunuyormuş. Avizenin ağırlığı dört ton ve dünyanın en büyüğü. Bir Fransız dergisi şöyle yazmış: “Sadece Dolmabahçe Sarayı bile, borç içinde yüzen Osmanlı maliyesini çökertmeye yeterdi.”


     

    Osmanlı'nın dış borçlarının son taksiti 1954'te Türkiye Cumhuriyeti tarafından ödendi...

     


Yorum Yap