Başkan Böcek'e açık mektup

  • İbrahim Uysal

    İbrahim Uysal Yazı Arşivi
    4 Aralık 2020 /   1358 Okunma

    Başkan Böcek'e açık mektup

    Sayın Başkanım Muhittin Böcek,

    Öncelikle, gelmiş geçmiş olsun. Sen Torosların havasını soludun, etini, ekmeğini yedin. Toprağın sağlamdır. Ha biraz daha gayret.

    İnan her şey güzel olacak. Sadece biraz sakin ol. Ve ben de senin hitabınla, "ağabeyin" olarak sana iki kelam edeyim. Olmaz mı!..

    Sayın Başkanım, bilirsiniz yaşamım bürokrasinin girdap ve dehlizlerinde geçti. "Çirkin Ördek Yavrusu" olarak, yaptığım ve sorumlu olduğum her şeyde, herkesten daha dikkatli olmalıydım.

    Çünkü, bilerek ya da bilmeyerek yaptığım bir yanlıştan sonra, beni koruyup-kollayacak ilişkilerim yoktu. Tek güvencem, bürokrasinin içinde olup bilgi alabileceğim arkadaş ve tanıdıklar ile uygulamalar için mevzuatı hatmetmekti. Ettim de.

    Kazasız- belasız ve mahkemesiz halledip, bürokrasi serüvenini bitirdim. Şimdi de okuyup, yazıp, gezip-tozup iki kelam ediyorum.

    Sayın Başkanım, Ankara'da bulunduğum Öğrencilik ve bürokrasi yıllarından başlayarak, Ankara'da bir Antalyalı olarak, bürokratik görevlerimin yanında "Ankara’daki Antalyalılar"la, dernekler kurduk; kurulmuş olanlarda yöneticilik, başkanlıklar yaptım.

    Bir gün telefonumdan, O dönem Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı olan Dr. Bekir Kumbul aradı:

    "Büyük Ankara Oteli’nde, Yener Bey var, gidip bir bakıver, bir şeye ihtiyacı var mı, var ise hallediver" dedi. “Emrin olur Başkan” dedik.

    Otele gittiğimde, görüşeceğim kişinin soyadını bile bilmiyordum, ama durumu anlattım, beni bir odaya yönlendirdiler.

    Kapıyı eşi açtı ve buyur etti ama, beni görünce benim de fark edeceğim kadar çok şaşırmışlardı.

    Başkan astım/koah /akciğer hastasıymış ve benden ilaç ve bazı araç-gereç istediler. Ben de hallettim.

    Ama şaşkınlıkları beni de şaşırtmıştı.

    Sonradan anladım ki beni çok toy bulmuşlar; o yüzden de bir şeyler isterken, zorlanıyorlardı. Ben de anlamamazlıktan geliyordum.

    Antalya'nın en ünlü Avukatlarından, ANAP Genel Başkanı Turgut Özal'ın en önemli adamı; Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış ve de Antalya'nın güney sahilinde birkaç ilçenin toprak zengini bir ailenin torununun sağlık sorunlarına, kişisel çözümler üretiyordum.

    Herkesin bildiği şeyleri öğrendiğimde ise olanlara, kişilere anlayacağınız her şeye çok ama çok üzülmüştüm.

    Ve annem-babamın, "Oğlum düşmez, kalkmaz bir Allah'tır" sözünü, o gün çok daha da anlamlı bulmuştum.

    Ankara'da ki Antalyalılar Derneği Başkanlığı, Antalyalılar Evi’ni açmam, derken Antalya Büyükşehir Belediyesi ile ilişkilerim artmıştı.

    Dr. Bekir Kumbul (1999-2004),

    Menderes Türel (2004-2009),

    Prof. Dr. Mustafa Akaydın (2009-2014)

    Menderes Türel (2014-2019) derken,

    Sizin ile de Konyaaltı Belediye Başkanlığınız döneminde başlayan ilişkimiz, 31 Mart 2019'dan sonra da yoğunluğunuz arasında fırsat oldukça sürdü.

    O, Corona Virüsüne yakalandığınız 17 Ağustos 2020'den bu yana da sizi yakından izledim. Akraba, arkadaş ve ortak tanıdıklar ile sağlık kuruluşlarından arkadaşlarımdan sağğınız hakkınızda bilgiler aldım.

    İyiydi, kötüydü derken artık bugün yarın hastaneden çıkacak, evinize gidecek; Başkanlık makamınıza, işinizin başına döneceksiniz

    Sayın Başkanım, işte bu mektubu da bundan sonraki söyleyeceklerim için yazıyorum. Sadece dikkatinize sunmak için.

    Sosyal medyadan tutun da gazete ve televizyonlara kadar birçok yerde çok doğal olarak haber oldunuz. Keşke o günlere bir bakıp olanları, yaşananları ve olayların kahramanlarının ilişki ve tavırlarını bir görseydiniz. Bunu da geçiyorum.

    Eylül ayı içinde gazetelerdeki köşelerinde yayınlanan yazılarımda, bu günleri ve yaşanacakları bir yönetici deneyim ve öngörüsü ise görmüş, analiz edip, sizin dışınızdaki ilgili, etkili ve yetkililere haddim olmayarak önerilerde bulunmuştum.

    Tabi katır, kutur tetikçilerin de hedefi olarak da. Sorun değildi.

    Sayın Başkanım, yaşananlar hiç kimsenin istemeyeceği, dilemeyeceği bir durum. Ama SEÇİLMİŞ BAŞKAN olarak da sizin Antalyalılara, Antalyalıların da size hem borcu hem de ihtiyacı var.

    Ben hakkınızda çıkan, çıkartılan haberler ile, durumdan vazife çıkaranları "es geçiyorum". Herkes kendine yakışanı yapar derler.

    Öncelikle sayın Başkanım, konutunuz içinde sakin bir yaşam süreci içinde olmanız hem sizin hem de Başkanlığını yaptınız Antalyamız için çok daha iyi ve sağlıklı olacaktır.

    Sanıyorum, çok özel bir durum olmadığı sürece, çağımızın bilgi ve teknolojik olanaklarını da kullanarak, Antalya Büyükşehir Belediyesi’ni yönetmenizde bir sorun olmayacaktır.

    Yalnız, izniniz ile burada küçük bir not. Nedense, bu tür yönetim organizasyonlarında iş, işgücü, görev, yetki ve sorumluluk planlaması gibi yönetsel konular görmezlikten geliniyor.

    Her şey yolundayken sorun yoktur, ama bu günler için ise, yöneticinin görevi "iş yapmak değildir" (çünkü işi, çalışanlar, iş görenler yapar)

    Yönetici, planlamayı yapar ve süreci kontrol ve koordine eder. Başarı da böyle elde edilir.

    O yüzden, sağlıklı ve güvenilir bir yönetim organizasyonu yapmak durumundasınız. Bu konu, ittifak süreci içinde olunan sürecin paydaşları ile de paylaşılarak, bir süreç yönetilebilir. Ama burada amaç, fikir ve ortak hedef birliği içinde olunması gerekir.

    Son yıllarda "tu kaka" yapılan "akil adamlar"a da sorumluluk düşmektedir. Bu yazıyı ve mektubu kaç kişisine anlattım ama açık açık yazmak yine bana kaldı. O yüzden, siz de kendinizce "akil bulduklarınızı" değil, gerçekten toplumsal akil olmuşları, sürece dahil ediniz.

    Daha fazla enerji harcamak istemiyorsanız, en kısa sürede, yönetim süreç ve organizasyonlarını bilen ve bu süreçleri yönetenlerden bilgi ve teknik destek almanızda yarar vardır.

    Yerel yönetimler, belediye bürokrasisi, seçilmiş meclis üyeleri, seçmen ve yasa-yönetmelikler arasında çok hassas dengelere oturan bir yapıdır. Bunun farkındalığı ile kişisel beklentileri ön plana çıkaran/olanlar ile değil de en azından her şey yoluna girene kadar profesyonel bakabilecek yönetim ve danışma kadrolarına ihtiyacınız olacaktır.

    Bu görev ve yetki paylaşımı değil, çağdaş yönetim anlayışının bir gereğidir. Ama karar da sizindir.

    Hacettepe'de yönetim yüksek lisansı sırasında, bir sunumumda anlattığım bir olay, hocalar ve dinleyenlerce önce hayretle karşılanmış, sonra da çok beğenilmişti.

    Olay şu idi: Bir yönetici, yazısını kendisi yazar ise daktilosu; yazıyı kontrol eder ise şefi; düzeltmeleri yapar ise şube müdürü; artık tamam olmuştur, makama sunalım diyen ise Daire Başkanı kadar BAŞARILI olabilir.

    Oysa, yönetici İŞ YAPAN DEĞİL, YAPILANLARI PLANLAYAN, KOORDİNE VE KONTROL EDENDİR.

    O yüzden sayın Başkanım, bu söylediklerimi bütün yöneticiler gibi siz de biliyorsunuzdur da hani ben de iki kelam etmiş olayım diye sizin ile paylaşmayı istedim.

    Size, yeniden çok geçmiş olsun dileklerimi iletir iken, yeni süreçte de başarılar diliyorum.

    Selam ve Saygılarımla…


Yorum Yap