HİÇ SAYILMAK (3)

  • İbrahim Uysal

    İbrahim Uysal Yazı Arşivi
    30 Temmuz 2022 /   887 Okunma

    HİÇ SAYILMAK (3)

    İlk iki yazıda bazı genel değerlendirmeler ile olaylardan örnekler vermiştim. Bir önyargı da oluşsun istemem. Yine bu yazıda da olaylar ve kişiler olacak. Konuyu ve olayları bilmeden, doğru yol almanın olanağı yoktur.

        Örsan K. Öymen'in, 25 Temmuz 2022'de, Cumhuriyet Gazetesindeki köşesinde enteresan bir konuya dikkat çekiyor:

         "Sosyal demokrasiye ihanet eden sahte sosyal demokratlar üzerinden genellemeler yapmak; şabloncu bir yaklaşımla, sosyal demokratları kategorik olarak emperyalizme ve kapitalizme hizmet etmekle suçlamak; kendi başarısızlıklarının faturasını sosyal demokrasiye çıkararak sorumluluktan kaçmak; sosyal demokratların da dünyanın dört bir yanında faşizm karşısında bedel ödediğini görmezden gelmek; monarşiyi, teokrasiyi ve feodalizmi yıkarak devrim yapan CHP gibi bir siyasi partiyi küçümsemek; bugüne kadar Türkiye'de sosyalist-komünist devrimi gerçekleştirmeyi başaramamış olan sosyalistlere ve komünistlere saygınlık kazandırmaz."


        Aynı durum, CHP içinde yer almış herkes için de geçerlidir.

        Elbette ki gelende siyasi iktidara, özelde de parti oligarşisini oluşturan siyasilere karşı devrimci bir çizgide, sol, sosyal demokrat siyasi mücadele vermek gerekmektedir.

        2007 Milletvekili seçimlerinde çok iyi olur, "istifa et" diyen bir Genel Başkandan söz ederken, 2011 seçimleri için de bir şeyler demek gerekecek.

        Bütün anlatacaklarımı hem "hiç sayılmak", hem de "aidiyet duygusu" ve vefa açısından çok önemli sayarım.

        Deniz Baykal, 30 Eylül 2000 günü başladığı Genel başkanlık görevini,10 Mayıs 2010 günü bırakmak zorunda kalmıştı.


       Antalya Milletvekiliydi, 2011 seçimlerinde de listede olması kesindi. Yalnız, bu tür durumlarda, bazı insanların ilkel hesaplaşma duyguları kabarabilir, gereksiz yere üzelebilirlerdi.

       Tunalı Hilmi Caddesinde, Yedinci Ok Düşünce Topluluğu buluşma yeri olarak kullandığımız büroda ben, arkadaşlara bu hassasiyet ile duygu ve  ilgili düşüncelerimi anlatınca, onlar da:

       Sen git, CHP Genel Sekreteri de olan ve bazı toplantılarımıza da katılan Bihlun Tamaylıgil ile görüş dediler. Ben de randevu alıp Genel merkez gittim ve düşüncelerimizi:


         Bihlun Hanım, biliyorsunuz Deniz Bey istifa etti. Mutlaka da Antalya'dan milletvekili listesinde olacaktır ama dilerseniz, Mecliste yalnız kalmaması için bir kaç milletvekili kontenjanı verseniz iyi olur, diye durumu anlattım.

        Bir gün sonra da beni aradılar ve Genel Merkeze gittim.

        "İbrahim bey, sayın Genel Başkan ile görüştüm, Deniz beyin belirleyeceği 4 kişilik bir isim listesi olacak. Sen de o listede olur isen sorun yok, olmazsan 5. sıraya da seni yazmayı düşünüyoruz" dediler


     Düşünce topluluğumuzun, Ankara dışında yaşayan akademisyen üyeleri de, parti'nin seçim projelerini hazırlamaya geldiler.

         Nasıl olsa benim Milletvekili listesinde yerim kesindi. Projelerde yer alan, seçilmesi durumunda ülkeye ve partiye yararlı olabilecek arkadaşlar için de, seçim sürecinde  bir çıkış arayışımız da vardı.


       Milletvekili aday listeleri saat 17.00'de Yüksek Seçim Kuruluna verecek, benim ismim listede "garanti" olduğundan, O günler bir Üniversitede Rektör Metin Hoca ile Tunalı'da tur atıyoruz.

         Büroda da Çankaya Belediye Başkanı Prof Dr Muzaffer Eryılmaz, Mimar Mustafa ve bir kaç arkadaşımızda süreci izliyorlardı.


        Saat 5'e yaklaşırken, büroya CHP Genel Merkezden bir telefon geliyor, Muzaffer Hoca ve Mustafa ile konuşuyorlar.

        Telefonda Mustafa bana biraz kızgın, biraz şaşkın:

        İbrahim, Deniz Beyden liste gelmiş ama senin adın yokmuş. Neden yok denildiğinde de, Osman Kaptan, "Deniz Bey İbrahim'in listede olmasını istemediğini" söylemiş dedi.


        Bihlun Hanım da, durumu Genel Başkan ile konuştuğunu, "dilersen yaz ama sorun olsun da istemiyorum" dediğini söyledi. 

       Ben kimin için ne düşünüyorum, ne ile karşılaşıyorum, Şaşkınım.

       Telefonda Muzaffer Eryılmaz başkanıma, " Başkanım, Anam beni Milletvekili olmam için doğurmadı" deyip konuyu kapattım.

        Yaşamda, sizin ne düşündüğünüzün, ne yaptığınızın bir öneminin olmadığını yaşayarak öğreniyor insan.


        Ben "Deniz Bey TBMM'de yalnız kalmasın, üzülmesin" diye düşünürken, Deniz bey, Osman Kaptan'a, "İbrahim'i Listede istemiyorum" diyor. Yapacak bir şey yok!..

         Sözün bittiği yer.

        Ne demişti Örsan K. Öymen, "Sosyal demokrasiye ihanet eden sahte sosyal demokratlar üzerinden genellemeler yapmak", doğru değildir. O yüzden vicdan ve aidiyet duygusu taşımak başka bir şey, "hiç saymak", yok hükmünde saymak başka bir şey.


       "HİÇ SAYILMAK"IN, "4"üncü yazsında buluşmak üzere!..


Yorum Yap