İNSAN DOĞDUĞU YERİ NE KADAR SEVER?

  • İbrahim Uysal

    İbrahim Uysal Yazı Arşivi
    29 Eylül 2020 /   1061 Okunma

    İNSAN DOĞDUĞU YERİ NE KADAR SEVER?


    İnsan doğduğu yeri ne kadar sever?

     Söze, "Taşralı olunca" ile başlayayım. Evet, taşralı olunca, hele bir de gurbette iseniz her şeyin şekli, tadı ve gelişmesi bir başka olur.

    --İlk başlarda "taşra" diye İstanbul dışında ki her yer sanırdım. Oysa Ankara'da yaşıyordum, burası neden taşra olsun ki derken öğrendim ki, meğer taşra, "bir ülkenin başkenti ya da Anakentleri dışındaki yerlerin tümü." demekmiş.

    --Eeee Antalya? Maalesef orası da ilçesi Korkuteli, orası hepten, ya köyleri, oraları hiç karıştırma.

    --Ankara'ya öğrenci olarak gitmiştik. İşi olanlar geldiklerinde bir şekilde bizi buluyorlar ve dertlerine derman olamasak da "yol yordam" bildiğimizden, onlara rehberlik, yoldaşlık ediyorduk.

    --Bir savcı varmış, adı da Enver Konyar. Antalya'dan gelip adli değil ama devlette, bürokraside işi olanlar hep arar bulurdu Onu Ankara Adliyesi’nde. Tabi ara sıra sürgün yemediği zamanlar.

    --Milletvekilleri, Ömer Buyrukçu, Fahri Özçelik özellikle CHP'li seçmenin umut kapıları idi.

    --Deniz Baykal mı, onu hep bir adım önde tutsalar da kapısını çaldıkları bunlardı.

    --Deniz Baykal'ın siyasi yasaklı olduğu 1980 sonrası adresi ise enteresandı. Yeni mahalle halinde, Hasan Ünal, Finikeli Geyikçi ailesi gibi CHP'liler, O zaman Osman Kapatan adına açtıkları hali adres olarak kullanıyordu.

    --Bana git tanış diye o adresi söylerler, selamları ile gitmemi isterlerdi ama, nedense o zamanlar gitmemiştim.

    --Sonra, dönem ANAP dönemi. Sami Küçükbaşkan'ların kılıçları keskin ama, bürokraside de bir başka savcı, Başkan, Adalet Bakanlığında bir "Zat İşleri Genel Müdürü"nden, Erol ÖCAL'dan söz edilirdi. Bana uzaktan akrabaydı. Nedense oğlu Eray'da çok iyi bilir ama bana oğlu gibi davranırdı.

    --Kocaman genel Müdür, Yargıtay Genel Sekreteri, Yargıtay Üyesi ben değil herkesi kapıdan karşılar, kapıdan uğurlardı. İkramların ise sonu yoktu. Onun bu huyunu bilenler de geldikleri yerden elleri boş gelmezlerdi. İçecekleri çayların katıkları kendi getirdikleri olurdu.

    --Çok enteresandı. O bir Antalya'lıydı ama, "Korkuteliliyim" dediniz mi, bir kaç puan öne geçerdiniz. Bu sıradan bir ilgi değildi.

    --Özellikle Ankara bürokrasisini bilmeyenler bilmez, ama bilenler de çok iyi bilirler, bir "dayınız yok ise" işiniz zordur.

    --Bunu bildiğinden ve bunun sıkıntısını bizzat yaşadığından, gelenlere kol kanat gerer, kendini parçalar idi.

    --Birgün Personel Genel Müdürlüğü odasındayız, Korkuteli’nden laf açıldı, mahkeme binalarının yetersizliği, lojman sıkıntısı falan konuşuldu. Konuklar gittikten sonra, o zaman Korkuteli Belediye Başkanı Sevgili Adnan Uğurlu'yu aradı. Onun ile de konuştular.

    --Sonra, bana otur odada dedi ve bir yerlere gitti geldi.

    --Sonra tekrar Başkan Adnan'ı aradı ve (bu kısmını Adnan anımsadı) bir yer bul oraya "Adliye Sarayı" yaptıralım dedi.

    --Başkan Adnan, Savcı Hakan Bey, bir iki bürokratik ve siyasi görüşmesinden sonra, "iş tamamdır" dedi.

    --Sonra da Başkan Adnan'ın gayretleri ve Erol Öcal''ın takibi ile"Adliye Sarayı" yapıldı. Bugün Istanaz Çayı’nın kenarındaki Hükümet Konağı, çınar ağaçlarının gölgelediği kocaman bina olarak dururken, Elmalı Yolu üstündeki "Adliye Sarayı"nın temeline gönlünü koymuş ve başarmıştı.

    --Hani bir söz vardır, "Kuş gördüğü yuvayı yapar" diye.

    --Ben de hep onu örnek almıştım. Hoş benim interlandım biraz daha genişti, boydan boya Antalyaydı. Niye ise?

    --Bir gün sevgili Başkan Adnan bir etkinlik için davet etti Korkuteli’ye; ben Antalyalılar Derneği Başkanı olarak, Erol Abim de Genel Müdür olarak gittik.

    --Başkan Adnan Uğurlu da etkinlik sonrası bizlere, "Memleketine Hizmet Edenler" kontenjanından birer plaket vermişti.

    --Hey gidi günler hey.

    --Bu günler Korona'dan dolayı yaşamımızda çok şeyi kısıtlasak da anılarımız, düşüncelerimiz ve sevgilerimiz hep bir yol halinde.

    --Erol Öcal Abim de yukarılardan umarım görüyor ve bunları okuyordur sanırım.

    --Yaşamak, işte bundan güzel. Yaşamak günleri geçirmek değil, o günlerin içine bir şeyler koymaktır. Baya doludur, ne güzel.


Yorum Yap