Neremizle severiz?

  • İbrahim Uysal

    İbrahim Uysal Yazı Arşivi
    14 Ağustos 2020 /   1130 Okunma

    Neremizle severiz?

     

    Bazı konular vardır ki, öyle köşeli, öyle oynak nerede neyi nasıl tutacağınızı bilemezsiniz. Bir oyana bir bu yana savrulur durusunuz. İşte sevmek konusu da bunlardan birisi olsa gerek.

    --Hekim, Psikoloğ ya da yeni moda NLP uzmanı mıyım ne gezer. Bu aralar "Boş gezenlerin boş kalfasıyım". Hani derler ya, "ne iş olsa yaparım abi".

    --Şimdi "sevmek" üzerine iki kelam edeceğim ama, istediğinizi duymayabilrsiniz. Çünkü ben de okuduklarımı, gözlemlerimi yada buradan görünenleri yazacağım bu yaz sıcağında, gölgede.

    --Peki insan olarak ilk sevmeyi ne zaman hissederiz. Ana karnında mı yoksa doğduktan sonra mı başlar bilemem ama, bu tür sevmeler içgüdüsel sevgilerdir. Gerekçeleri vardır.

    --O yüzden bu bölümü "es geçeyim" de, bizim kendimizin yarattığı "sevme-sevgilere" geleyim. Sevme zamanıymış gibi.

    --Kişinin cinsiyeti, genetiği, doğduğu yer, coğrafi bölgesi bu işi etkiliyor da, ben bilimsel bir yazı yazmadığıma göre, bilgi, gözlem ve deneyimleri döktüreyim buraya.

    --Eskiden köy, kasaba, şehir farketmeden bütün çocuklar sokaklarda oynayarak sever, kavga ederek büyürdü. Şimdi ise, evlerin odaları, balkonlar, site içinde ise ev, site bahçeleri değil ise ailelerin götürecekleri yada izin verecekleri park ve bahçelerde büyüyorlar. Tabi Koronavirüs pandemisi izin verirse okullarda da.

    --Her ne kadar gıdalar, ilaçlar ve çevre koşulları bir şekilde etkilese de, ortalama ilk okul öncesi sosyal çevresi uygun olanlarda başlamak kaydıyla, ilk okulda karşı cinsler ile doğrudan ilişkiler ile bir duygusallık başlıyor.

    --Her yörenin ve yaşam koşullarının eğittiği, öğrettikleri ile bir noktaya geliniyor ama, en son okunan okul ilk, orta, lise ya da üniversiteye kadar olan karşılıklı duygusal sevmelerin çok da hesabı kitabı olmuyor. "Gönül kimi severse, güzel o oluyor!.."

    --Bu trenler kaçmış, sosyal çevre, bir takım olanaksızlar karşı cinslerin biri birleri ile doğrudan ilişkilerine, diyaloglarına izin vermemişse; iş, şansa,konu komşunun maharetine kalıyor.

    --Aslında sevgi, insanın en güzel duygu hali. Yaşamını renklendiriyor, anlam katıyor, umut veriyor, heveslendiriyor.

    --Gel gelelim, "davul bile dengi dengine diye çalar" sözü yok mu. Doğru mu, yanlış mı? Valla doğru ama, göçler bazen de yolda da düzelir. Dolayısı ise, davul yine de "dengi dengine" diye çalar.

    --Ama bir de, "..mış gibi" tanıdıklarımız yok mu. Al işte başına püsküllü bela. Hani eski "Türk Filmleri" vardı ya, gün içinde herkes zengini, herkes en güzeli oynayıp, akşam olunca kendilerine, kaderlerine döndükleri, işte öyle öyküler de yok değil ortalıkta.

    --Keşke herkes kendi olsa. Olduğu gibi görünse, göründüğü olsa. Ama herkes doğru dese de, yaşam bunu doğrulamıyor. Çoğu kişi oynuyor, oynamak zorunda kalıyor. Nedense.

    --Özellikle Üniversitelerde davul dengi dengine diyeceğim ama, artık onların "dengi" de değişti. Sosyal bir Devletin eğitim kurumu değil, artık babanın parası var ise, eğitildiğin kurumlar oldu çıktı. Dolayısı ise,oralarda da yapay ortamlar ve yapay ilişkiler doğmaya başladı, başta rüya gibi başlayan sevgiler, kabusa dönüyor.

    --Maalesef konu yine siyasete, ideolojiye geldi dayandı. Her ne kadar son zamanlarda herkes yaşanan ekonomik kriz, Koronavirüs Pandemisi ile herkes "Hanya'yı, Konya'yı görse" de, sosyal adaleti, insanı önceleyen ekonomik ve siyasal yönetim sistemli devletlerde, daha açık ifade ile sosyal devleti önceleyen (Almanya, Fransa ve Danimarka gibi Baltık devletleri) devletler ile Küba gibi sosyalist ülkelerde insanlar, sosyal ve ekonomik koşulların zorlamadığı ülkelerde, sevgi de daha insani, daha kişisel ve yaşanılır oldu.

    --Maalesef, ekonomik sistemi feodal ve kapitalist ülkelerde her şey gibi sevgide biraz maddidir. Sevgi de o kalanın içine sığdırılır.

    --Kişinin kendisi önemli değildir, taşıdığı ünvan, san, makam, aile gibi değerler daha ön plandadır. Hani yolda giderken bazen karşılaşırsınız, dengi dengine olmamış kadınlar ve erkeklerinki gibi.

    --Konu yine kişiye, eğitim ve kültüre gelip dayanıyor.

    --Özellikle akşam, gece oturma ve eğlence mekanları neden tekli ya da gurup olsa da mutsuz, yüzleri "mutluluk maskeli" insanlar ile doludur, düşündünüz mü? İşte, gönlüne göre birini bulmamanın hüznüdür bu. Gizlenen mutsuzluğudur.

    --Sevgi o kadar sıradanlaştırıldı ki, yolda "akım, canısı, can, ......" laflarından "böööğğğğüüüü" geldi. Ya insan gibi olmak, insan gibi sevmek çok mu zor. Kendin olmak çok mu zor.

    --Tabi severken, gönül, kalp olduğu kadar akıl ve mantığımızla da olmamız, sevmemiz gerek. Koca koca insanlar tanırım, mevki, makam sahibi olmuş, elamının, tanıdığının komşusunun tavsiyesi ile "izdivaç yapan" ve mutlu olmayı bekleyen. Sonuç hüsran!..

    --Çünkü, biz giysi satın almıyoruz, gönlümüzün, yüreğimizin yarısını buluyoruz ve yerine koyuyoruz. Öyle fazlasını kesip, az ise dolgu yapıp, yamalayarak olmaz bu işler.

    --Yine bir yaz mevsimi bitecek. Yine COVID-19'lu eve kapanan günlere döneceğiz. illa birini kalbimize, yatağımıza almak için sevmek zorunda değiliz. Değilsiniz.

    --O yüzden, harcayamayacağınız, bir köşede dursun deyemiyeceğiniz ilişki ve diyaloglara ihtiyaç var artık.

    --Kapısını çalsanız da, çalamasanız da, yinede bir selam diyeceğiniz bir şeylere, birilerine gereksinimi vardır insanların.

    --Genç, yaşlı ya da ne ise. Sizin, sizi seven anlayan ve sizin gibi düşünenlere ihtiyacınızın olduğu ne zaman anlayacaksınız?

    --Aman bu yazdıklarımı, "yaz aşklarına, yaz aşıklarına" söylemeyin! 


Yorum Yap