SAVAŞLI DÜNYANIN BARIŞI

  • İbrahim Uysal

    İbrahim Uysal Yazı Arşivi
    4 Eylül 2020 /   1075 Okunma

    SAVAŞLI DÜNYANIN BARIŞI

    Artık şimdi anlıyorum ki, bu evrende "sebepsiz kuş uçmuyor". Hoş bu bir diyalektik yasası ama, görmek için sadece gözünün olması yetmiyor. Başka duyu organlarının da olması gerekiyor.

    --Madem ağızlar açılınca bu memleketin bilmem ne kadarı "bu"dur denir ya, ben de o, "bunlar"ın anlayacağı dilden yazayım dedim: "Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmış olduk. Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır. (A'râf Suresi 179. Ayet-Diyanet İşleri Tefsiri)

    --Gördüğünüz gibi hangi konuyu nereye çeksek, iki ucunu bir araya getiremiyoruz. Çünkü, sağlıklı bilgi alamıyoruz, öğrenemiyoruz, bu başkalarının suçu; biz de düşünmüyor, sorgulamıyor ve araştırmıyoruz. Hani "ağzı olan konuşur" deniliyor ya, işte durum da tam öyle. Ekranda, gazetede köşe bulan konuşuyor, konuşturuluyor.

    --Evrende neler oluyor bilemiyorum ama, bu dünyada çok şeyler oluyor. Hani "yağmur adildir, herkese eşit yağar" derler ya. Doğruymuş gibi söylenen yanlışlardan.

    --Şemsiyen yok, sığınacak bir duvar dibin yok ise, pencereden bakan ile ayazda dam dibine sığınana yağmurun adil yağdığını, yağmurun adil olduğunu söylemek için kafayı yemiş olmak gerek.

    --Anlayacağınız hangi konuyu açsak dağılıp gidiyoruz.

    --Ben savaşları değil de, barışı severim. Eee herkes sever bunu. Ne var bunda diyebiliriz.

    --Nazi Ordularının Avrupayı kan revan eden işgalleri, savaşları; ondan önce de ilk bunalımını yaşayan Kapitalizmin imparatorlukları yıkıp yerlerine daha kolay yöneteceği, sömüreceği ulusal devletler kurdurma planları çerçevesinde çıkardıkları işgaller, isyanlar sonucunda, bundan Osmanlı Devleti de nasibini almıştır.

    --Bu emperyalist işgaller ve istilalar Anadolu ve Rumelinin yiğit evlatları Mustafa Kemal ve arkadaşlarını yurtlarını kurtarma savaşlarına girişmelerine götürmüştür.

    --Adana'da 1923 yılında yaptığı bir konuşmada: "Mutlaka şu veya bu sebepler için milleti savaşa sürüklemek taraftarı değilim. Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Hakiki düşüncem şudur: Ulusu savaşa götürünce vicdan azabı duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı, “ölmeyeceğiz” diye savaşa girebiliriz. Ancak, ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir" diyen Mustafa kemal Atatürk'ü nasıl unuturuz.

    --Doğa kendi içinde bir denge tutturmuş gider. Belki zamana ihtiyacı vardır bütün canlıları hayvan olarak, bitki olarak ama sanırım bu kuralın tek istisnası İnsan olsa gerek.

    --Elbette ki bütün canlılar değişen yaşam ve çevre koşullarına bağlı olarak göç ediyorlar, evrim geçiriyorlar vs.

    --İnsanoğlu bu kuralın tek istisnası dedik ya, hem de ne zamandan bu yana biliyor musunuz, taa "ilk çitin çakılması"ndan bu yana, binlerce yıldır. Ondan öncesi mi, o da yazılı olmayan "TOPLUM SÖZLEŞMESİ". Kuralı toplum koyar ve toplum içindekiler de uyar.

    --Gel gör ki, o ilk çitin çakılması ile her şey değişti.

    --Jean-Jacques ROUSSEAU, bu durumu 1762'de yazdığı "Toplum Sözleşmesi"nde anlatır ve:

    --"İnsan özgür doğar; oysa her yerde zincire vurulmuştur. Falan kimse kendini başkalarının efendisi sanır ama böyle sanması onlardan daha da köle olmasına engel değildir.

    --Gerçek anlamıyla bir demokrasi hiçbir zaman var olmadı ve var olmayacak. Büyük bir çoğunluğun yöneten ve daha azının yönetilen olduğu bir düzen doğal yasaya aykırıdır.

    --Salt isteklerin itisine uymak kölelik, kendimiz için koyduğumuz yasalara boyun eğmek özgürlüktür.

    --İyi yasalar daha iyisini getirirler; kötü olanlarsa daha kötülerini.

    Herhangi bir kişi devlet işleriyle ilgili olarak:'Bunun ne önemi var benim için?' dediğinde bu bir kayıp, bir vazgeçilmişlik olabilecektir.

    --Egemenlik hangi nedenlerden ötürü başkasına bağlanamazsa yine aynı nedenlerden ötürü bölünemez. Çünkü irade ya geneldir ya değildir. Ya halkın tümünün iradesidir ya da sadece bir bölüğünün.

    --İnsan özgür doğar; oysa her yerde zincire vurulmuştur. Falan kimse kendini başkalarının efendisi sanır ama böyle sanması onlardan daha da köle olmasına engel değildir.

    --Ancak toplum bağları gevşemeye, devlet gücünü yitirmeye, özel çıkarlar kendini duyurmaya, küçük toplumlar da büyükleri etkilemeye başladı mı, ortak yarar değişikliğe uğrar ve bir takım muhalifler çıkar ortaya: artık oy birliği diye bir şey kalmaz, genel istem de herkesin istemi olmaktan çıkar. Tartışmalar baş gösterir.

    --En iyi düşünce bile çekişmesiz, gürültüsüz kabul edilemez olur. Gizli etkenlerin güttüğü insanlar sanki devlet yokmuş, hiç de var olmamış gibi artık bir yurttaş olarak düşüncelerini ileri süremez. --Özel çıkarlardan başka amaçları olmayan bir takım haksız kararları yasa diye benimserler." der.

    --Tanıdık geldi mi?

    --Sorun savaşlar barışlar değil. Sorun biz insanoğluyuz.

    --Düşünen ya da düşünmeyen. Sorgulayan ya da sorgulamayan.

    --Hele hele bu Koronavirüs, COVID-19 Pandemisinin yaşandığı bu günler, bırakın evin içini, apartman, mahalle, şehir hatta ülkeler bile "ben, benden sorumluyum. Bana ne başkasından" diyemez.

    --Ya da dememesi gerek. Ama bu kez de, böyle düşünülmemesi için elden ne gelir ise yapanlar çok.

    --Sizin yanlış seçimleriniz, kararlarınız ve ilişkileriniz;

    --Beni, bir yakınını, doğacak çoluğunu-çocuğunu-torunu, neslini etkileyecek biliyor musun.

    --Hiç düşündün mü? Biz, İnsanoğlu, bu evrene, dünyaya neler neler ediyoruz, kendimizin dışında da!..

    --Hep, birşeyler bahaneler bularak.

     


Yorum Yap