SİYASİLER GİBİ DÜŞÜNMEK

  • İbrahim Uysal

    İbrahim Uysal Yazı Arşivi
    24 Kasım 2020 /   1056 Okunma

    SİYASİLER GİBİ DÜŞÜNMEK

     

    Son zamanlarda olanlara bakıp bakıp ben de CHE Guevara'nın dediği, “Belki hiçbir şey yolunda gitmedi; ama hiçbir şey de beni yolumdan etmedi!” diyorum.

    Mutlu bir çocukluğum geçti. Yokluk ve yoksulluk bilmedik. Bu sadece maddi olarak değil, Ninelerin vardı, hem de iki kişi. Üstelik adını aldığım dedemin eşleri. Birde, Anneannem, onun da babasının adıydım. Kim yan bakar ki bana?

    Sorun mal, mülk, para değildi ki, zaman değişiyor, çağ değişiyor ve bunu görmek, anlamak gerekti.

    Köyde, küçük kasabalarda bu tür değişim diye bir kaygı olmaz. Mal maşat, tarla tokat, dükkan ev vardır; o da yeter de, artar.

    Daha ne olsun ki? Onlar için dünya bu.

    Annem, Babam ömürleri uzun olsun 1940'ların çocukları. Köy Enstitüleri, Öğretmen Okullarının köylere dokunduğu yıllar.

    Köyün, Köy Enstitülü Öğretmeni, ilkokul bitince, hem Annemi, hem de babamı o okullardan birisi için kayıt yaptırmış.

    Bunu duyan, ışıklar içinde olsun büyük dayım d gitmiş, tarla var, tokat var, bu işleri kimler yapacak diye kayıtlarını sildirmiş ilçede.

    O yüzden, bizim evde, Annem hâlâ kitap, takvim yaprakları ve ilaç reçetelerini gözlüksüz okur, 80 küsur yaşına karşın. Maşallah!..

    Yaşamı da işimizi de hep tırnaklarımız ile kazıyarak öğrendik.

    Öğrenmek. Ne müthiş bir duygu. Kendi gözünle bakmak, kendi gözünle görmek ve kendi kafan ile düşünmek. Kendi düşüncelerini oluşturmak. Ne müthiş şey.

    İnsanın, kendisi olmasından öte ne olabilir ki?

    Eskiler buna, insanın "tekamül etmesi" derlerdi.

    Arapça "kml/kamil"den gelen "tekamül", gerçekten insanın evrimleşmesi, gelişmesi, olgunlaşması, ermesi anlamında muhteşem bir sözcüktür.

    Kişinin, var olan özüne dönmesi, gelişmesi ne güzel bir süreçtir. Unutmayalım, insan ve insanlık hep iyi ve güzel şeylerden yana ve doğru gelişir, büyür, evrensel değerlere ulaşır. İşte bu evrensel değerlere ulaşma, toplum ve çevreden bağımsız düşünebilme bilincidir, aslında tekamül.

    Gel gör ki, günümüz emperyal dünyasında her şey, hakim güç odaklarının denetim ve gözetimi altındadır. Onların denetlediği doğrultuda oluşur ve gelişir.

    O halde, biz ne mi yapıyoruz. Bunu size sormak gerek!..

    Bu garip dünyada, özellikle bu ikinci milenyum ile birlikte, her şey pek bi değişir ve dönüşür oldu. Niye ise?

    İlk okul, orta okul ve lise. Ortalama birçok insanın ulaşabildiği eğitim kurumları.

    Bırakın bu kurumlardan mezun olmuş, üniversiteden mezun olmuş kadın erkek TV'de "din ve ahlak" programı konuşmacısına soruyor.

    "Yatakta, kocamın sağına mı, soluna mı yatayım, hangisi caizdir?"

    İnanabiliyor musunuz, o kadar okuyup da bu kadar cahil olmak için neler yapılıyor.

    Dün TV'ler günahtı, bugün, bu günahçılar, ekrandan düşmüyor. Telefon, araba vs "gavur icadı" idi, ellerinden telefon, kıçları arabadan, hem de en lüksünden inmiyor.

    Bu değirmenin suyu nereden geliyor.

    Sendennnn!.. Nereden gelecek.

    Balık hafızalı toplum olduk derler. Ne kadar doğru.

    Bu yaz, Akdeniz’in ve Ege’nin mavi sularında güneşi doğdurup, yüzerken düşündüm dalgaların kıpırtısına bakıp, karşı dağların ormanlıklarında gözlerim ile gezinirken.

    O kadar içi açılıyor ki insanın. Dertmiş, tasaymış, vız gelir tırıs gider. Ve orada anladım ki, neden "balık hafızası" denildiğini.

    Eeee "ekmek elden, su gölden" ne düşüsün ki balık hazretleri. Bir o yana yüzsün, gezsin, bir bu yana. Niye ve neyi dert edinsin ki!..

    İşte, ekmek elden, su gölden bir toplum yetiştirildi.

    Peki bunu kim besledi. Elbette ki "Sen bir tanem!.." Şarkı sözü gibi.

    Ve yine sen ey kardeşim, halkım, ahalim sen bunları, ekonomik olarak, siyasi olarak, inanç olarak besledin, büyüttün ve baş ettin.

    Onlar erdi muratlarına ama, sen hâlâ kerevete çıkamadın.

    Bir iktidar düşünün ki, 20 yıla yakın ülkeyi yönetiyor, ki tüm değişimlerin ışık hızı ile yaşandığı bir dönemde, elli, yüz yıl öncesi günah keçisi yapılsın, son yıllardaki olanlar görmezlikten gelinip, işlerine gelmeyenler "tu kaka" yapılsın.

    Güzel ahalim de buna inansın.

    Bundan daha güzeli ne olabilir ki.

    Geçmediği köprünün, tünelin, uçmadığı hava alanının parasını kuzu gibi ödeyenlere de ben ne diyorum ya. Salak mıyım neyim.

    Allah bu koronavirüsten bin kere razı olsun, herkesin gözünü açacak. Hatta, 18 yıllık bir iktidarın çok şeyinden şikayet edip çözümü yine aynı iktidarda ayanların bile.

    İktidarın bir zamanlar kartalı olmuş kişilerin bile, birer birer iktidarın kanatlarından ayrılmaları nedendir acep?

    Harç bitti, yapı paydos. Artık, bedava peynirin, fare kapanında olduğunu herkes burnu kapana kıstırılınca görmeye başladı.

    Ben küçücük iki, üç beş yaşlarında çocukları görüyorum ve çok mutlu oluyorum. Anası babası, ninesi, dedesi sakalını sıvazlayıp, yerleri süpüren giysilerini toplarken, onların gözler pırıl pırıl parlıyor.

    Ve televizyonlarda, kim ve ne oldukları belirsiz birtakım adamlar, habire yalan yanlış atıp-savuruyor. Ama artık onlar bile "mızrağı, çuvala sığdırmıyor"

    Onlar mızrağı bir yerlere sığdıramazken, mızrağı uygun yerinize sokup saklamak size mi kaldı be ahalim.

    Bu işsiz, aşsız ve cahil bıraktığınız, TV'lerde yemek, kim kimi nerede ne etmiş programları ile avutmaya çalışğınız çocuklar var ya, sizden hesap soracaklar göreceksiniz.

    Geçenlerde başı türbanlı bir öğrenci, kapalı/türbanlı bir arkadaşına soruyordu kafede, yok "a"nın, yok "s"nin TV’lerinde başı kapalı, türbanlı kızların, kadınların bu yaptıkları ne ya? diye soruyordu. Utandım diyerek.

    Sahiden, ben izlemediğim için bilmiyorum, o başı kapalı kızcağızın şikayet ettiği durum ne ki?

    Siyasilerin martavalları, kürsülerin masalları artık müşteri bulamaz mı olmuş, ne?

    Oturup bir hep birlikte düşünsek mi?

    Siyasiler gibi niye düşünelim ki diye!..

     


Yorum Yap