Tarihin öyküsü

  • İbrahim Uysal

    İbrahim Uysal Yazı Arşivi
    3 Ağustos 2020 /   1146 Okunma

    Tarihin öyküsü

    Öyle herkesin aklına estiği gibi yol almanın vakti gelmiş geçmiş de, çoğu kimsenin haberi yok, olmamış gibi.
    --O yüzden aidiyet ve aidiyet duygusundan başlayayım.
    --Aidiyet: ilişkinlik, ilgililik; Aidiyet duygusu:duygusal olarak birbirlerini tanımayan ama aynı veya benzer duygu, düşünce ve fikirleri paylaşan insanların sergiledikleri psikolojik davranıştır.
    --Kişisel olarak aidiyet, aileden başlar, sülale, aşiret derken soy-sop olarak devam eder; buraya kadar her şey kan bağıdır ve bu da Oba, mahalle, köy, kasaba derken Ülkeye kadar varır dayanır.
    --İlk insan topluluklarını bir arada kan bağı tutar. Zamanla avlanma, dıştan gelen her türlü saldırıya karşı korunmak için benzer topluluklar bir araya gelirler. İlkel insandan, Avcı toplayıcıya zamanla da daha örgütlü olarak, feodal bir yapı içinde şehir devletlerinden tutun da, komutanlar tarafından örgütlenmiş askeri güçlere, devletçiklere, oradan da, imparatorluklara kadar geliriz.
    --Mülkiyet kavramı değişmiş, dünya bu örgütlü insan topluluklarınca istilalar, savaşlar ya da zorunlu göçler sebebiyle hallaç pamuğu gibi savrulmuş, insanlar oradan oraya göçmüşlerdir.
    --Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının bazılarının 2000'lerden sonra keşfettikleri OK ve KILIÇ'ın yerini ATEŞLİ SİLAHLAR almış, bunu da KÖROĞLU diye bir Bey, "SİLAH İCAD OLDU MERTLİK BOZULDU" " diye sitemedeli yüzlerce yıl oldu ama, bazılarının Arap hayranlığı sürmekte ki, hala kılıç ile mesaj vermekte kararlılar.
    --Sadece silah icad edilmemiş, dünyada üretim, üretim ilişkileri, ticaret, bunlara bağlı yönetim ilişkileri ve biçimleri de değişmiştir.
    --Feodal düzenden, KAPİTALİST DÜZENE/ Sisteme geçilmiş ve her şey benim olsuna kadar varmıştır insanlık. İnsanoğlu.
    --19 yüzyıl ile başlayan süreç 20 yüzyılda da sürmiş; Aile, soy gibi kan bağı gerektiren kavramlar her şeyi tanımlayamaz olmuş;
    --Yeni dünya düzeninin Kapitalist dönemi, her şeyi yönetmek, kontrol etmek için, insanları daha geniş aidiyet duyguları içinde tanımlamaya başlamış ve sonunda millet kavramı ortaya çıkmıştır.
    --İşte biz solcular, demokratlar için bu süreç ve tanımlamalar "zurnanın zırrrtt dediği" yerler olmuştur.
    --Karl Marx ve Engels'den başlayarak toplum, kan bağları ve başka aidiyetleri üzerinden değil de, üretim ilişkileri üzerinden tanımlanmaya başlamış ve sınıfsal yaklaşım ortaya çıkmıştır.
    --Kişisel olarak ben de bu yaklaşım ile düşünürüm.
    --Burada amacım kendim çalıp, kendim dinlemek olmadığına göre, daha başka bir genel yaklaşım üzerinden derdimi anlatmam gerek.
    --Bu da Devlet ve Millet kavramı üzerinden günümüzü anlamak.
    --18 yüzyıldan sonra dünya savrulmuş da savrulmuş. Devletler yok olmuş, yenileri kurulmuş. Milletler yok olmuş, yeni aidiyetler olmuş. Kız almış, kız vermiş derken kimin kanı, kimin canı kimde, nerede belli değil ama, olsun, ayrıntıyı görmemek, duymak herkesi mutlu etmiş, "körler sağırlar diyaloğu" ile mutlu olmuşuz.
    --Ya, işin acı olan tarafı ne biliyor musunuz? Aşağıdaki cümleyi kurmak için bu kadar lafı etmek zorunda kalmam/k.
    --TÜRKİYE CUMHURİYETİ.
    --Sorun bugünün sorunu, tanımlamaya da oradan başlamak gerek. Öyle ya da değil ama, Dünyada "72,5 millet"ten söz edilir. Artık bu mantıkla, bu gün için günümüzde millet sayısı bile belli değildir.
    --Peki bu topraklarda kurulmuş devletlerin öyküsü nedir?
    --Prof. Dr. Afet İnan'ın “Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk'ün El Yazıları” adlı kitabında, Atatürk'ün kendi el yazısıyla yaptığı TÜRK MİLLETİ tanımı da :“Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” şeklindedir.
    --Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında vatandaşlık tanımı "Türklük" üzerinden yapılmış ve 1924 Anayasasında "Türkiye'de din ve ırk ayırt edilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese 'Türk' denir" şeklinde de vurgulanmıştır. Burada amaç, 19 yüzyılın özeline uygun millet tanımının öne çıkmasıdır.
    --1924 Anayasasında da görüldüğü gibi tanım, bir Ulus/Millet üzerinden değil, bir uluslaşma süreci üzerinden yapılmıştır.
    --Anayasa ve yasalar ile eşit yurttaşlık, eğitim birliği yasaları ile herkese eşit eğitim ve öğretim hakkı, Laiklik ile din ve inanç özgürlüğü sağlanmıştır.
    --Londra'da 1772'de yaşanan Kredi Krizi kısa sürede Avrupa'nın tamamını etkilemiş ve uluslararası bir ekonomik krize dönüşmüştür.
    --Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu ve diğer imparatorlukları dağıtıp, parçalamış, emperyallerce işgal edilmiştir.
    --Mustafa Kemal (Atatürk) ve bir çok asker-sivil yurtseverin mücadeleleri sonucunda emperyalist ülkelere karşı verilen Ulusal Kurtuluş Savaşı sonunda 1923'te Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.
    --Derken, 1929–1939 yılları arasında yaşanan Dünyanın en Büyük Ekonomik Buhranı, ülkeleri ekonomik felaketin eşiğine getirmiştir.
    --Türkiye Cumhuriyeti de bu krizi, karma ekonomi olarak tanımlanan Devletçi ekonomik planlama ile, devlet-özel sektör işbirliği ve uyumu ile aşmıştır.
    --Dünya ekonomik düzeni/sistemi, 1997 Asya, 2001-2002 Arjantin Ekonomik Krizini yaşarken, ülkemizde bundan etkilenir.
    --Bunun üzerine Kemal Derviş, Dünya Bankası'ndaki 22 yıllık görevinden ayrılarak 3 Mart 2001'de Türkiye'ye davet edilir ve halkımızın kemer sıkması sonucunda ekonomi düzlüğe çıkar.
    --MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Koalisyondan çekilir ve erken seçim istemesi ile de ülkede yepyeni bir iktidar süreci başlar.
    --Recep Tayyip Erdoğan Başkanlığında 14 Ağustos 2001'de Adalet ve Kalkınma Partisi (AK PARTİ) kurulur ve 3 Kasım 2002'den bu yana da tek başına gizli açık ittifakları ile iktidarını sürdürmektedir.
    --Bir başka sürece daha dikkati çekip noktayı koyayım.
    --Söze "Türkiye Cumhuriyeti" ile başlamıştım. Anlı, şanlı, "Milliyetçi ve Mukaddesatçı"larımızın unuttuğu ve bu sıralar pek makan koltukları arkasında görmediğimiz Türk Devletlerine bir bakalım.
    --İlk Çağ-Büyük Hun İmparatorluğu, Teoman/Mete MÖ 220-46,
    --Orta Çağ-İslam Öncesi dönemde, Bumin Kağan tarafından MS 552-582 yılları arasında kurulan 1'inci Göktürk Kağanlığı,
    --TÜRKLERİN İSLAMİYET İLE TANIŞMASI sonrası MS 840-1042 yılları arasında Karluklar ile Uygur Kağanlığının kalıntısı üzerinde kurulan ve Türk tarihinde Orta Asya'da kurulan ilk İslam eden devleti kabul edilen KARAHANLI DEVLETİ.
    --Büyük Selçuklu Devleti 1037-1194 ve Anadolu Selçukluları 1092-1243 ile birlikte, Anadolu'da kurulan ilk Türk beylikleri.
    --Moğol İstilalarından sonra Anadolu'da kurulan ve bugünkü Türkiye Cumhuriyetinin öncesi Osmanlı Devleti(1299-1922).

    --Yaşanan süreçte resmi olarak 16 Türk Devletinden söz edilir.
    --Devletler kutsal yapılardır ama, ömürleri görüldüğü gibi milletlerin, devletlerine tavırlarına ve devlete inanç ve aidiyetlerine bağlıdır.
    --Özellikle, 2000'li yıllar kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir uluslaşma süreci yaratmaya ve yaşatmaya çalışmıştır.
    --2000'lerden sonraki süreçte, özellikle siyasilerin, "Türk Milleti" vurgusu yerine, "Türk, Kürt, Laz, Çerkez vb" millet vurguları ile, hakim inanç mezhebi ve buna bağlı tarikatları ön plana çıkarmaları;
    --Amerika Birleşik Devletlerinin bile "Amerikalı" bir millet yaratma çabaları, bir başka uluslaşma süreci olarak algılanmalıdır.
    --Devletin kuruluşunun 100'üncü yılını kutlayacağımız 2020'de bile, herkesin için Türkiye Cumhuriyetinin bekası konusunda bir kaygı taşımıyor ise, bu yazıyı okumamış sayın gitsin.

Yorum Yap