Yüz verirsen deliye...

  • İbrahim Uysal

    İbrahim Uysal Yazı Arşivi
    3 Ağustos 2020 /   950 Okunma

    Yüz verirsen deliye...

    Ben artık insanları yaptıklarına ve yapmadıklarına göre ayırıyorum.
    --Aile içinde olunca, "Kol kırılır, yen içinde kalır" denir ve doğrudur. Çünkü aile kapalı bir kutudur, her şeyi ile de bir bütündür. Kan bağı ilişkisi diğer ilişkilere benzemez.
    --Araştırmalar gösteriyor ki, hiç kimse hiç tanımadığı birisinden tesadüf olmadıkça kişisel olarak kötülük görmez. Bir kişinin, bir kişiye yaptığı kötü bir şeylerin tandıklık ya da bir ilişki sonucunda olduğu görülecektir.
    --Her ne kadar aile içinde de kötü, olumsuz, huzursuz şeyler olsa da, çok özel bir sebepler olmadıkça, kan bağı olanlar arasında kan davası, ölümcül kavgalar olmaz ya da en azdır.
    --Oysa insan toplumsal bir varlıktır, toplum içinde ki rolüne göre değerlendirme yapmak gerekir. Ben de öyle yapıyorum artık.
    --Evet, ortalık da onlarca insan görüyoruz. Yarın görüp göremeyeceğimiz de belli değil. Nereden gelip nereye gittikleri, ne iş yaptıkları ve kimin adına yaptıkları da belli olmadığı gibi.
    --O yüzden de, eli taşın altında olanlar ve hariçten gazel okuyanlar.
    --Eli taşında olan ya da olmuş olanların bir öyküleri ve deneyimleri vardır. Diğerlerinin ise boş konuşan çeneleri.
    --Bazılarınıza garip gelebilir ama, ben artık insanları da soylular ve soysuzlar diye ikiye ayrıştırdım. O da ne mi?
    --Soylular da iki şekilde oluşur.
    --İlki, genetik soylular, bir de yaşamın soylulaştırdıkları.
    --Soysuzlar da iki koldan oluşur, gelişir.
    --İlki genetik soysuzlar, diğeri de, soysuzlaşanlar.
    --Ayrıntılı düşünmesem bana da böyle bir yaklaşım Faşistçe gelir. Ama değil. Son derece akılcı ve diyalektik bir gerekçesi var.
    --Bunu neden düşünüp yazdığımı mı soruyorsunuz? Yanıtım gayet basit. Toplum artık soysuzlaşıyor, yozlaşıyor da ondan.
    --Yozlaşma deyince, belki bazılarınız ilk duyabilirsiniz. Anadolu da "yoz koyun", "yoz insan" gibi sözler edilir.
    --Örnek, koyun kuzulamaz, ağılda düzeni bozar, asidir "yoz" denilir.
    --Asiliğin bir hedefi ve gerekçesi var ve toplumun lehine ise anlaşılır da, bu "başı bozukluk" ise kimseye bir yararı olmaz. Yoktur da.
    --İnsanoğlu, var olduğu günden bu yana sayıları bir elin beş parmağını geçmeyen bir pandemi yaşamıştır. Şimdi de COVID-19 Kişiler, kişisel özgürlükmüş gibi başkalarının sağlıklı yaşam haklarını hiçe sayıp, maskesiz ve kuralsız davranıyorlar, yaşıyorlar.
    --Resmiyet ise, bir yandan yönetsel süreci ve kademeleri idare etme, diğer yandan da durumu idare etme derdinde.
    --Namaz ibadeti Allah'ın huzurunda ve onun kulu olarak eşit yapılıyor ise, (ki öyledir) o halde, konu kendilerine gelince VIP NAMAZ seremonisi, ahaliye gelince sosyal mesafeni kendin koru ve sorumluluk sende. Buyur burdan yak.
    --İyi de, kişilerin ölçüsü kaçmış, saygı sevgi hak getire olmuşsa tek başına sorumlu kişiler ne yapsın, ne yapabilir ki?
    --Bu işin sorumluluğu resmi görevli ve yetkililerindir. Çünkü devlet bunun için vardır ve onların görevi de budur. Bol günde olduğu gibi dar günde de maaşlarını halkın vergileri öder.
    --"Sebepsiz kuş uçmaz" derler. Meğer ne çok doğru imiş.
    --Turizm mevsimi, ticaret kısıtlanmasın, ibadete müdahale ediliyor görüntüsü verilmesin deyip, halka sorumluluk yüklenemez.
    --Tamam etkili ve yetkili ekabirler kendilerini "VİP" önlemler ile koruyabilir ama, bunların hiç mi eşi, dostu, hısımı, akrabası yoktur toplum içinde, ahali arasında;
    --"Altta kalanın canı çıksın", bu ateş sizin kapılardan uzak olabilir, ama "ateş düştüğü yeri yakar", bir gün de sizin ocağa da düşmesin. --İnsan vicdanlı bir varlıktır. Ahlak ve eğitim de onun kurallarını belirler. Kişiler önce kişisel olarak sonra da toplumsal olarak sorumluluklarının farkında ve bilince olmalıdırlar.
    --Elbette ki kurallar, kişisel olarak insan doğasına terstir. Ama toplum içinde yaşamak durumdaysak, bu kurallar olmak zorundadır.
    --Kuralların niteliği ve içeriği, o toplumun eğitimi, kültürü ve geçmişi ile ilgilidir. İşte bu da bizi soy ve soyluluğa götürüyor.
    --O yüzden soylu ve soysuz tanımını kullanmıştım.
    --Zaman herkesi eğiten, büyüten, yetiştiren bir süreçtir.
    --Görgüsüzlüğün ve soysuzluğun alemi yok.
    --Hangi paçavracıdan geldiği, alındığı belli olmayan, ne idüğü belirsiz kişilerce giyilmiş; sevsek de sevmesek de beğensek de beğenmesek de geçmişimiz, tarihimiz olan "Osmanlı" sanılan ucube giysiler, ortalıkta dolaştıranların.
    --20 yüzyılın en gözde ve modern devlet ve milletlerinden olan devlet ve milletimize olan saldırılarının;
    --Son yüzyılın en korkunç virüs salgını bu pandeminin farkındalığını unutmadan, soylu geçmişimize, soysuzların soysuzluklarına prim vererek katkıda bulunmayalım.
    --"Kanla irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti". Sınırları masa başında emperyal devletlerin kalem ile çizdiği ve kurudurduğu devletlerin kaderine benzemesin ülkemizin kaderi.
    --Devlet, millet, Atatürk herkesin kutaslı idi, bu gün ise hadsizlerin şamar oğlanı yapılmak isteniyor.
    --Bu gün bunların oyuncağı olanlar, yarın dini hangi emperyal, güdümlü tarikatın oyuncağı olacakları belli olmaz.
    --Bu millet, bu Devleti, Diyanet İşler Başkanlığı ve kurumlarını yarınlara umut ile bakmak, güzel günler yaşamak için kurdu ve yaşattı. Gidişat pek hayra alamet görünmüyor.
    --Hani Anadolu'da bir söz vardır. "Yüz verirsen deliye, gelir sıçar halıya" diye. Benden söylemesi, "AMAN, DELİYE DİKKAT!..
    --Cumhuriyet kirlenmesin!..Hem de kutsal bayramlarda.

Yorum Yap