Hukukta yanılma (hata)

  • Konuk / Cengizhan Gököz

    Konuk / Cengizhan Gököz Yazı Arşivi
    5 Ağustos 2016 /   1785 Okunma

    Hukukta yanılma (hata)

                       Hukukumuzda hata önemli bir kavram olarak değer taşımaktadır.

                       Özellikle borçlar hukukunda hata (yanılma), hile ve ikrah (korkutma) iradeyi ifsat eden (bozan) nedenlerden  kabul edildiğinden; kişi iradesi  bu 3 nedenin etkisi altında bir işlem yapmış ise, o işlem hukuken geçersiz sayılmaktadır. Bu düşünceden hareketle iradesi yanılma ile etkilenen kişinin yaptığı sözleşme fesholunur.

                       Ancak iradesi hata, hile ve ikrah ile sakatlanan kişinin yaptığı hukuki işlemdeki hatasından dönmesi için hatayı öğrenmesinden itibaren 1 yıl süre verilmiştir.

                       Yıllar geçtikten sonra, ben hata etmişim, yanılmışım şeklinde bir savunmada bulunamaz ve bulunduğu takdirde savunması hukuken karşılık bulmaz.

                       Ceza Hukukunda ise, hata veya yanılma savunması geçerli değildir.

                       Yani bir kişinin, “ben suçu hata ile işledim, hile ile kandırılıp, bana suç işletildi…” şeklindeki savunmasına itibar edilmez.

                       Siyaset Hukukunda da, sorumluluk makam ve mevkiinde bulunanlar, yanıldıklarını söyleyerek siyasi ve hukuki sorumluluklarından kurtulamaz.

                       Allah beni veya bizi affetsin” şeklinde dua ederek de, bu sorumluluktan kurtulmak mümkün değildir.

                       Siyasi iktidarın en başından sonuna kadar sorumluluk mevkiinde olanlar, aldandıkları veya yanıldıkları savunmalarında bulunmaktadırlar.

                       Bir gazetecinin 15 Temmuz sonrasında yanıldığını anlaması, gerçekten ülkemize özgü trajikomik bir savunmadır.

                       Ülkeyi yönetenler hata (yanılma, aldanma) savunmasında bulunurken, hakkında suç isnadı ile soruşturma yapılan ve tutuklanan binlerce kişinin “bizler de yanıldık… hataya düşürüldük... aldandık…” savunması karşısında, nasıl bir hukuki gerekçeye dayanılacaktır?

                       Devletin istihbarat başta, tüm güçlerini ve kurumlarını yönetenlerin, bulundukları makam, mevkii ve görevin kendilerine sağladığı imkanlar varken göremedikleri, hataya düştükleri ve hatta aldatıldıkları bir yerde, şüphelilerin bulundukları görev ve konularda hataya düşmelerini ve yanılmalarını kabul etmek zorunda kalınmaz mı?

                       Daha bir gün önce ülke güvenliğini sağlayan TSK ve Emniyet Teşkilatında, yargıda Hakim ve Savcı olarak görev yapıp, bizlerin hayatına etki yapacak nitelikte karar verenlerin, üniversitede çocuklarımızı emanet ettiğimiz akademisyenlerin bir gün sonra silahlı terör örgütü üyesi olarak suçlanıp, görevlerinden alınarak, gözaltı ve tutuklama işlemi yapılması ile şüpheli ve soruşturma dosyası sayısının çokluğu göz önüne alındığında;

                       Bu işi gerçekten yapan ve 15 Temmuz melun darbe girişimini planlayan, hayata geçiren kişiler ile aynı ülkede komşusu, iş arkadaşı, çocuğunun öğretmeni… vb. nedenlerle tanıdığı kişilerin örgüt üyesi olduğunu anlayamaması gerçekten kabul edilebilir bir durumdur.

                       Ergenekon, Balyoz … vb. kumpas davalarda görev yapan Hakim ve Savcılar ile Fenerbahçe Kulübü ve Sayın Başkanı Aziz Yıldırım’a yönelik  3 Temmuz sürecinin Savcı ve Hakimlerinden görevini layığı ile yapan Hakim ve Savcıların özenle ayrılması gerekmektedir.

                       Soruşturmayı ve yargılamaları yapanların son derece özenli davranması gerekmektedir.

                       OHAL dönemi de olsa, işkence dahil, yasak sorgu yöntemlerinin hiçbir şekilde uygulanmaması gerektiğini düşünüyoruz.

                       Bu dönem yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen yargımızın ve savunma kurumunun örgütü Barolarımızın, mesleki onur ve haysiyetleri bakımından sınav dönemidir.

                       Siyasetin bunca aldatılması, yanılması ve kandırılmasına rağmen; yargı, iddia, savunma ve yargılama makamı olarak bu mazeretlerin arkasına sığınamaz.

                       Saygılarımla…

                      


Yorum Yap