Başbakan'ın 'kuvvetler ayrılığı' açılımı

  • Konuk / Cengizhan Gököz

    Konuk / Cengizhan Gököz Yazı Arşivi
    24 Aralık 2012 /   3386 Okunma

    Başbakan'ın 'kuvvetler ayrılığı' açılımı

             Başbakanımız sonunda ağzındaki baklayı çıkardı.

             'Kuvvetler Ayrılığı Sistemi icraatlarımızı engelliyor.'

             Aslında Başbakanın daha önce yargıya yönelik sözleri bu konudaki düşüncelerini ortaya koymaktaydı.

             -Bazı yargı kararlarına karşı 'ucube' söylemi,

             -Bazılarına karşı;' Bu kararı verirken, ulemaya mı danıştılar?'

             -'Yargı bizim ciğerlerimizi söküyor.'

             -'Seçilmiş 550 milletvekilinin yaptığı yasayı, atanmış 11 kişiden oluşan Mahkemeler nasıl iptal edebilir.'

             -'Yargı kararları ideolojik nedenlere dayanıyor.'

             Şeklinde yapılan açıklamalardan, siyasal iktidarı oluşturan kişilerin başta Başbakanları olmak üzere, hukuka ve yargı kararlarına nasıl baktıkları ve ne kadar saygılı oldukları görülmekte idi.

             Kendine dokunmadığı zaman bu konularda anlayış ve tepki verme (demokratik) konusunda oldukça ağırkanlı olan ülke insanının yaklaşan seçimlere doğru Başbakanın bu söylemini çok iyi görmesi gerekir.

             Silivri'de yapılan yargılamalarda kendilerince de kabul edilen hatalara rağmen insanları haksız olarak yıllarca tutsak eden uygulamalara;

    'Biz bağımsız yargıya müdahale etmeyiz, edemeyiz...'

    Açıklamalarında  bulunan Başbakanın kuvvetler ayrılığı sistemi üzerinden yargı hakkında bu açıklamayı yapması ne anlama gelir?

              Şu anda Meclis Başkanlığı görevinde bulunan ve daha önce Adalet Bakanlığı yapmış Meslektaşımız Avukat Cemil Çiçek'in Anayasa Mahkemesinin 367. Kararı olarak bilinen yargı kararına karşı yargı erkinin yasama  erkine müdahalesi düşüncesini ortaya koyarak her konuda olduğu gibi  Başbakana destek verme gayreti kendisini, mesleğini ve yaptığı görevi inkar anlamına gelmiyor mu ?

         Yargı kararları her zaman doğru olmayabiliyor.

         Bu halde dahi kendi deyimleri ile 'Şeriatın kestiği parmak acımaz' diyerek yargı kararlarına yanlış dahi olsa saygı göstermek gerekmez mi ?

         Yargı kararlarının denetimi ancak yine bir üst yargı kararı ile gerçekleşebilir.Siyasal iktidarın ve yürütmenin başının veya bir başka gücün, kurumun, din alimlerinin, yargı kararlarının denetiminde herhangi bir etki ve yetkisi olamaz.

         Adalet Bakanlığı sırasında, sistemin yargı bağımsızlığına aykırı yapılanması (yürütmenin bir üyesi olan Bakanın, HSYK Başkanı olması, müsteşarının kurulda yer alması, kendisine bağımlı müfettişlerin Hakim ve Savcıları teftiş etmesi, Personel Genel Müdürlüğü'nün HSYK' nın sekretaryasını yürütmesi, Hakimlerin tayin ve terfilerine ilişkin kararnamelerin Bakanlıkça hazırlanması...vb.) durumunu kuvvetler ayrılığı açısından eleştiremeyen,

         Meclis araştırması, Meclis soruşturması, Gensoru gibi denetim yollarını yürütmeye yani iktidara karşı bir kez dahi uygulayamayan, Yasama Organının Başkanlığı'nı yapan Sayın Çiçek'in; yürütmenin yasama üzerindeki tabiri caizse egemenliğini içine sindirebilmesi ve kendisini bu görevlere getiren Başbakan'a karşı sahip olduğu pozisyonunu inkar etmesi doğaldır.

         Başta Başbakan olmak üzere, Meclis Başkanı ve şuanda Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'nı yapan zat, kuvvetlerin tek elde yani Başbakanda toplandığını görmüyorlar mı?

         Bir başka deyişle, zaten fiilen uygulanmayan kuvvetler ayrılığı sisteminden Başbakanın şikayeti neden ortaya çıkmıştır.

         Yetkilerin tek elde toplanması diktatörlük rejimlerinde görülen bir uygulamadır.

         Sayın Başbakanın, nadiren de olsa Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay'ın iktidar ve idare aleyhine verdiği kararlardan son derece rahatsız olduğu anlaşılmaktadır.

         Demokrasilerde iktidarın ve İdarenin yargı organlarınca hukuken denetlenmesi hukuk devleti ilkesinin bir sonucudur ve bu Anayasa hükmüdür.

         Bu denetlemenin yapılması ancak bağımsız yargı ile mümkün olabilir.Yargının bağımsız olması da, Hakim teminatı da Anayasa hükmüdür.

         Anayasa hükümleri, başta siyasal iktidar olmak üzere herkesi bağlar.

         12 Eylül Referandumu (ikinci 12 Eylül darbesi) ile yargı bağımsızlığının yok eden siyasal iktidarın tek başına yapmayı düşündüğü yeni Anayasa ile amacına Anayasal seviyede ulaşma çabaları daha iyi anlaşılmaktadır.

         Bu iktidara kendilerine ait gerekçelerle veya menfaat arayışları ile destek olanlar ve 'yetmez ama evetçiler' dahi siyasal iktidarın ve Başbakanın niyetini nihayet anlayıp muhalefete başlamışken, hala bu gerçeği görmemekte ısrar ederek desteğini sürdürenlere söylenecek son söz;

         Lütfen tercihinizi yapın...

         Demokrasiden yana mısınız?

         Yoksa saltanat ve hilafetten yana mı?

         Atalarımız bu tercihi Demokrasiden ve Uygarlıktan yana kullanmıştı...

         Saygılarımla...

     

        

            

     

     


Yorum Yap