AÇIK DENİZLERE DOĞRU –I-

  • Gürkut Acar

    Gürkut Acar Yazı Arşivi
    20 Mart 2020 /   1859 Okunma

    AÇIK DENİZLERE DOĞRU –I-

     

    “Dünyayı sarsan “koronavirüs salgını” varken açık denizlere gitmenin ne anlamı var?” diyebilirsiniz. Dünyanın bütün ülkelerinde, siyasetin, sömürünün, insan haklarının, kapitalizmin acımasız ve vahşi sömürüsünün, batının çıkardığı kan ve dehşet saçan savaşların yerine “koronavirüs” tartışmaları yapılıyor.

    Suriye’de ve Libya’da verdiğimiz yüzlerce şehit çoktan gündem dışında kaldı artık…

    Elbette hastalığa yakalanmamak için bilimsel önlemlerin alınması ve bunlara uyulması gerekiyor. Dünyada sıtmadan, kanserden ve kalp krizinden ölümlerin çok daha fazla olduğunu; milyonlarca insanın bu üç hastalıktan öldüğünü biliyoruz ama bu virüs akciğerlere saldırıp öldürüyor ve çok daha hızlı yayılıyor.

    Bir yandan, işlerimizi aksatmadan, toplumsal görevlerimizi yaparak; tıp uzmanlarımızın ve doktorlarımızın öngördüğü her çeşit önlemi alarak yaşamı sürdürmek zorundayız. Diğer yandan da gönenç içinde, üretim fazlası veren, bilimde, sanayide, bilişimde dünya ülkelerine öncülük eden Modern Türkiye’nin geleceğini çizecek düşünce insanlarımızın çizeceği yeni ufuklara yelken açmak gerekiyor.

    Nedense son elli yıldır, bu ülkenin geleceğine yön çizen en değerli aydınları ya kör kurşunlara hedef oluyor ya da doğal ölümler gibi görünen yollarla erken yaşlarda yaşamlarını kaybediyorlar. Bunlardan biri de “erken ölümle” kaybettiğimiz Tümamiral Soner Polat’tır…

    “Eş Başkan’a Suç Duyurusu” adlı kitabını yazdıktan kısa bir süre sonra kalp krizinden kaybettiğimiz İzmir Baro Başkanı Nevzat Erdemir’in ölümü; 2015 yılında yazdığı “Türkiye İçin Jeopolitik Rota”dan sonra kanser hastalığına yakalanan ve 2019 yılında kaybettiğimiz Tümamiral Soner Polat’ın ölümü bana hep “aydın kıyımı” gibi geliyor.

    Soner Polat çok verimli bir çağında yaşama veda etti.”Türkiye için Jeopolitik Rota”, “Mavi Vatan için Jeopolitik Rota” ,”Yeniden Kazanmak” kitapları bilim ve akla dayalı çağdaş Türkiye’nin önüne yeni ufuklar açtı.

    Bu ülkenin “hayırlı evladı” olan her subay gibi 2011 yılında, Balyoz Davası nedeniyle tutuklandı, Hasdal Askeri Cezaevi’ne konuldu, Özel Yetkili 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 18 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı ve bu hüküm Yargıtay tarafından onandı. Ben de Yargıtay Onama kararının duruşmasında Antalya Milletvekili olarak bulundum.

    Onama kararından sonra mahkûm edilen subayların eşlerinin ve kızlarının Yargıtay Salonlarında ve bahçesinde “hayatlarımızı çaldınız” diye feryatları halen kulaklarımda çınlıyor…

    Soner Polat, Anayasa Mahkemesi’nin Balyoz Davasında hak ihlali yapıldığına yönelik oybirliğiyle aldığı kararı sonucunda 19 Haziran 2014’te tahliye edildi. Beş yıl sonra 2019’da kaybettik O’nu…

    Türkiye siyasetinde ezber bozan önerileriyle “Türkiye İçin Jeopolitik Rota” kitabındaki fikirlerini anlatacaktım size..fakat uzun yazıların okunmadığını biliyorum. Bu nedenle birkaç paragrafla bitirip kalanını ikinci yazıya bırakıyorum.

    “Türklere ezelden beri düşman olan emperyalist Batı’nın tarihsel belleği çok güçlüdür. Bilindiği üzere, Selahaddin Eyyubi 2 Ekim 1187 günü Kudüs’ü Haçlı Ordusundan geri almıştır. Bu tarihten tam 730 yıl sonra, Birinci Dünya Savaşı devam etmekteyken, 11 Aralık 1917 günü Kudüs’e giren mağrur İngiliz Generali Edmund Allenby (1861-1936), doğruca Eyyubi’nin mezarına gider ve asasıyla mezar taşlarına ritmik olarak vurmaya başlar: “Ey Eyyubi kalk! 900 yıl sonra biz yine geldik!”

    Aztek tarihi yazarı Gomora şu isyanında haksız mı:?

    ‘…Var olan bir uygarlık nasıl keşfedilir? Ne Kolomb ne de Cortes kâşif değil, birer hayduttur. Atalarımı zalimce öldüren, kutsal emanetlerimizi çalan haydutlar…’

    Diğer bir İspanyol sömürgeci, İspanyol bir komutanın yerli halka yaptığı acımasız işkencelerle tanınan gayrimeşru çocuğu Francisco Pizarro (1478-1541), insanlık için büyük değerler yaratan İnka Uygarlığının kökünü kazımıştı.(S:248)

    …Batı’nın sebep olduğu kötülükler ansiklopedilere sığmayacak kadar çoktur. Yapılması gereken, toplumsal hafızayı güçlendirmektir. Aynen onların yaptığı gibi, tarihsel bir belleğe sahip olmalı, Batı’nın hem Türklere hem de tüm insanlığa yapmış olduğu kötülükleri unutmamalıyız. Ayrıca bu belleğin gelecek nesillere intikali için de çalışmalar yapmalıyız”.(S.249)

    Türkiye’nin zenginleşmesinin, özgür, mutlu, gönenç (refah) içinde, üretken bir ülke olmasının yolunun ne olduğuna ilişkin ufkunuzu açacak yeni jeopolitik rota gelecek yazıya kaldı.

    Bugünlük bu kadar, sizlere koronavirüssüz sağlıklı günler diliyorum.

     

     

     

     

     

     

     


Yorum Yap