YA KIYAMET KOPSAYDI…

  • Konuk / Gürkut Acar

    Konuk / Gürkut Acar Yazı Arşivi
    2 Ekim 2019 /   1688 Okunma

    YA KIYAMET KOPSAYDI…

    Kıyamet kopsaydı, Genel Kurmay binası bombalansaydı ya da Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Binası yerle bir edilseydi bile birkaç Amiralimiz sağ kalırdı, iş başında kalırdı. Tarihte, bin yıldır kurulmuş hiçbir Türk Devletinde Ordusunun komuta kademesinde böyle bir tasfiye yaşanmadı.

    İki uydurma dava ile (Ergenekon ve Balyoz Davaları) Türkiye Cumhuriyeti’nin kırk yılda yedişmiş tüm Amirallerinin ordudan atılması, tutuklanması, beş yıl hapishanelerde çürümeye terk edilmesi korkunç bir olaydır.

    Bu olay Amirallerin tamamının öldürülmesinden daha vahimdir. Askerimizin başına, dost görünüp çuval geçirilmesinden daha vahimdir.

    1927 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde;“Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir” diyordu.

    Düşmanın cebren yani silah zoruyla yaptıklarını Yunan İşgalinde; daha öncesinde de Truva Şehrinin yağmalanmasında gördük, biliyoruz. Fakat “hile ile” nasıl olabilirdi bu işler? 21. Yüzyılda hile ile orduların dağıtılması nasıl olurdu? Hile nasıl kullanılabilirdi?

    Mustafa Kemal Atatürk’ün anlatmak istediği tam da bizim ordumuzun tüm Amirallerinin hileli iki dava ile harcanmalarının 92 yıl öncesinden görülmesi gibidir. Bu kez düşmanın kullandığı Truva atı iktidarın kendisidir.

    Dünya tarihinde görülmemiş, eşi benzeri olmayan bu tasfiyenin nedenini Amiral Cem Gürdeniz iki kitabında anlattı: birincisi “Hedefteki Donanma”, diğeri de “Mavi Uygarlık”…

    Çünkü, diyor Cem Gürdeniz; bizim bir yeşil vatanımız, bir de mavi vatanımız var. Mavi vatanımız denizlerin altında Türk Karasuları ve Münhasır Ekonomik Bölgelerden ve Kıta Sahanlığımızdan oluşur. Mavi Vatanımızın yüzölçümü yeşil vatanımızın yüz ölçümünün, yaklaşık, yarısı kadardır.

    Mavi Vatanımızda bulunan petrol ve doğalgaz’ın Doğu Akdeniz’de bulunduğunu saptayan Amerika Birleşik Devletleri ve bağlaşıkları Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını ihlal edeceklerini hesaplayarak buna boyun eğmeyecek olan Deniz Kuvvetleri Komuta kademesinin tamamını iktidara tasfiye ettirdiler. Kendi elimizle kendimizi vurduk…

    Şu anda Mavi Vatanımızın Doğu Akdeniz’de bulunan büyük bir kısmına petrol nedeniyle el konulmuş durumdadır. Ne yazık ki bütün uyarılara karşın hiçbir başka devletin oluru alınmadan tek taraflı olarak ilan edebileceğimiz Doğu Akdeniz Münhasır Ekonomik Bölge ilanını yapmadık, yapamadık, yaptırmıyorlar. Oysa bu bizim hakkımız!

    Uzmanların ve Amirallerimizin bütün uyarılarına karşın MEB ilan edilmeyerek yabancı işgalci güçlere boyun eğmiş bulunuyoruz. Volkan Ş. Ediger Osmanlı’da Neft ve Petrol adlı araştırma kitabında; dördüncü Haçlı Saferinden sonraki ortamdan yararlanarak 1207’de Antalya’yı ele geçirip, İmparatorluğunu sadece Konyalı olmaktan kurtaran Selçuklu Sultanı I. Keyhüsrev ve bu tarihten sonra Hıristiyanların Doğu Akdeniz’deki egemenliğine son veren Türkler denizi gerçekten çok sevmişlerdi, diyor.

    1207’den 1827 tarihine kadar Doğu Akdeniz’de egemenliğimiz sürmüşken ve bu tarihteki Navarin deniz savaşıyla Türklerin üç büyük harp gemisi, dört büyük ve 19 küçük firkateyn ile 1994 topu ve aralarında hasta ve yaralıların da bulunduğu 6.000 asker suya gömüldü. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu kömürün buhar kazanlarında kullanılmaya başlanmasıyla buharlı gemilerin imal edildiğinden habersizdi.

    Donanmasını bütünüyle yitiren bir padişaha, buharlı gemilerin önemi bundan daha acı bir dersle öretilemezdi, diyor. “Oysa, ilk defa 1787’de İngiltere’de denenen buharlı gemiler konusunda 40 yıl boyunca kaydedilen gelişmeler sayesinde donanmasında bu tür gemileri olmayan büyük devlet neredeyse kalmamış gibiydi…”

    İktidarın kendisini ait hissettiği Osmanlı İmparatorluğunun: Matbaa’nın yüz yıl cahil Şeyhülislam Fetvalarıyla alınmaması gibi buharlı gemilerin, kömürün, petrolün önemini zamanında kavrayamamaktan dolayı çöktüğünü bilmek gerekiyor.

    Kendi Münhasır Ekonomik Bölge’sine sahip çıkamayan, çıkmayan ve çağdışı şeriat devleti kurma hayalleriyle ülkemizi iç ve dış savaşa sürükleyen iktidar; emperyalist ülkelerden korkusu nedeniyle Doğu Akdeniz’deki egemenlik haklarımızı, Ege’de olduğu gibi terk etmiştir.

    Karadeniz’i emperyalizmin diş geçiremediği bir sükûnet denizi haline getiren; Ege’de Kardak Kayalıklarında tarih yazan, Akdeniz’de kuş uçurmayan, Hint Okyanusuna kadar donanmamızı denizaşırı görevlerde başarıdan başarıya ulaştıran, denizlerimizde egemenliğimizi sağlayan tüm Amirallerimiz onurlandırılmalı ve yeniden göreve çağırılmalıdır.

     

     

    NOT            :Bu yazı yazılıp gönderildikten sonra yukarıda yazdığımız amirallerimizden Soner Polat 30.09.2019 günü yaşama veda etmiştir. AKP iktidarının özür dilemesi ve görevine geri döndürmesi gereken yurtsever bir subaydı. Türk milletine ve tüm silah arkadaşlarına başsağlığı, yakınlarına sabırlar diliyorum.


Yorum Yap