GAZETECİ, ÇAĞIN VE ÇIĞLIĞIN TANIĞIDIR

  • Konuk / Halil Eğriboyun

    Konuk / Halil Eğriboyun Yazı Arşivi
    28 Aralık 2018 /   2529 Okunma

    GAZETECİ, ÇAĞIN VE ÇIĞLIĞIN TANIĞIDIR

    Atatürk gazetecilere görevlerini en güzel şu sözle tanımlamış;

    “Gazetecilergördüklerinidüşündüklerinibildiklerini samimiyetle yazmalıdır.”

    Kaç yılında söylemiş?

    1929.

    Yani 89 yıl önce...

    Aradan geçen 89 yıl geçmiş.

    Atatürk’ün dediği gibi,,.

    Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini ve bildiklerinin samimiyetle yazabiliyor mu?

    Yanıt...

     Tabi ki…

     Hayır.

    Boyun eğmeyen dik duruş sergileyen üç-beş gazeteci yazı yazarken, kodese gitmeyi göz önüne alarak bilgisayarın başına geçmesi bir gerçek…

    “Böyle değil” diyen eyyamcıları duyar gibiyim.

    Xxx

    Kolombiyalı Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez,

    'Gazeteci, yaşadığı çağın tanığıdır' demiş.

    Gazeteciliğin en güzel tanımı bu…

    Ben bu söze bir ekleme yapmak istiyorum.

    Gazeteci…

    Yaşadığı çağın olduğu kadar, birlikte yaşadığı horlanmış bozuk düzenin çarkları arasında ezilmiş yoksullarında çığlına tanıklık edendir.

    Hatırlayalım…

    Çok değil…

    Bu yıl beratla sonuçlanmış bir dava vardı.

    Ergenekon adlı bir dava…

    Ümraniye’de bulunan bombalar delil gösterilerek,8 yıl önce açılmıştı.

    Dava kapsamında…

    Çoğunlukla gazeteciler tutuklandı.

    Silivri Cezaevinde yıllarca tutsak tutuldu.

    Gazeteciler içeride, eşleri ve çocukları dışarıda perişan oldu.

    Davayı siyasi bulan siyasi parti lideri ile hukuki bulan siyasi parti lideri vardı.

    Biri “Davanın savcısıyım.”

    Diğeri de “Davanın avukatıyım” diyordu.

    “Savcısıyım” diyen lider, savcılık mesleğinden gelmiyordu.

     “Avukatıyım” diyen lider ise, gerçek bir avukattı.

    Dava yıllarca sürdü.

     Ben bile, Muğla’dan Silivri’ye iki duruşmaya katıldım.

     İlkinde yalnız değildim.

    Yanımda Özgürce köşesinin yazarı Özcan Özgür’de vardı.

    Gazeteci-Yazar Mustafa Balbay, sanık sandalyesinde savunmasını yapıyordu.

     Kolombiyalı Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez,“Gazeteci, yaşadığı çağın tanığıdır” der.

     Gazeteci –Yazar Mustafa Balbay, Nobel ödüllü yazarın bu sözünü anımsattı

    Ve şöyle dedi;

    “Bizi çağın tanığı değil, çağın sanığı yaptınız”.

    Bu davadan beraat etti.

    Sanık olmaktan kurtuldu.

    Çağın tanığı olmaya devam ediyor.

    Çünkü…

    Halen yazıyor.


     

    Uğur Mumcu…

    Cumhuriyet Gazetesinde “Gözlem” başlıklı köşenin yazarıydı.

    Araştırmacı bir gazeteciydi.

    Onlarca kitap yazdı.

    Basında ustaydı.

    Usta yazarsa, kimse yalanlayamazdı.

    Onun içinde…

    1993 yılının karlı bir ocak ayıydı.

    Aracına bomba koyarak katlettiler.

    Uğur Mumcu ile1984yılında BBC Türkçe'de bir söyleşi yaptı.

     Söyleşide Ayça Abakan soruyordu: 

    -Ben tekrar gazeteciliğe döneyim... Nasıl bir uğraş gazetecilik sizin için?

    Uğur Mumcu soruyu içtenlikle yanıtlıyordu.

     Mumcu, gazeteciliği şöyle tanımlıyordu;

    “Gazeteciliği tek başına gazetecilik diye almıyorum.

    Sanat için sanat gibi. Gazetecilik, bir siyasi işlevin parçasıdır.

     Onun bir parçası olarak görüyorum.

     Siyasi kavganın, siyasi mücadelenin bir kürsüsü olarak niteliyorum.”

     Uğur Mumcu…

     Gazeteciliği bir siyasi işlevin parçası ve siyasi mücadelenin kürsüsü olarak görüyordu.

    Peki neden?

    Ekonomik kültürel ve tarihsel gibi, her alanımızda siyaset yer alıyordu.

    Yaşamda kalabilmemiz için kılcal damarlarımızda bile siyaset dolaşıyordu

    Yaşayabilmek içinde siyasete ihtiyacımız vardı.

    Uğur Mumcu’nun 1984 yılında ,”gazetecilik, bir siyasi işlevin parçasıdır.

    Siyasi mücadelenin bir kürsüsüdür” dediğine göre, gazetecilik insan yaşamında zorunlu olduğunu gösteriyordu.

    Küresel ilklimle…

     Su bulandı, hava kirlendi ve mevsimler karıştı.

     Çok az sayıda gazetecinin dışında, gazeteciler mesleği, gazetecilikten başka bir şey yaptı.


    Günümüzde ise…

    Eğilmeyen bükülmeyen, Dik duruşlarıyla bizleri aydınlatan gazeteci sayısı çok az sayıda kaldı. 
    İki elin parmak sayısını geçmez derler ya...
    Öyle bir şey!

     O çok az sayıdaki gazeteciler…
    Yürekleriyle yazıyorlar. 
    Yürekleriyle TV'de yorum yapıyorlar.
    Yürekleriyle yorumlarını gazetelerin sütunlarına aktarıyorlar. 

    Zalimlerin paltolarını değil, haksızlıkların karşısında kafa tutuyorlar.
    Onlarda olmasa...
    Kalemlerden akan yazı karanlıkta meşale, Tv programları aydınlıkta güneş olmayacak. 
    Onların sayesinde

    Yüreğimizde meşale yanıyor.
     Bağrımıza da Güneş doğuyor 
    Aksi halde…

    Hepimiz baharı göremeyeceğiz ve kar-buz kışı yaşayacağız. 
    Güneş doğacak. 
    Eğilip bükülen, düğme ilikleyen, eyyamcılık ve karanlığın içindeki gazeteci fotokopiler, yanan meşaleyle uyanacaklar,

    Doğan güneş karşısında da gözleri kamaşacak.

    Ve…

    Fotokopi gazeteciler gidecek,

    Gerçek gazeteciler gelecek.

    Gerçek gazetecilerin fotokopileri de silinip gidecekler!


Yorum Yap