ÇANAKKALE HÂLÂ GEÇİLMEZ!..

  • Konuk / İbrahim Uysal

    Konuk / İbrahim Uysal Yazı Arşivi
    22 Mayıs 2019 /   1145 Okunma

    ÇANAKKALE HÂLÂ GEÇİLMEZ!..

    Fukara, kaybettiği eşeğini bulunca, mal bulmuş mağribi gibi sevinirmiş!..

    --Çanakkale Savaşı, Birinci Dünya Savaşı sırasında 1915–1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası'nda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan ve düşmana ÇANAKKALE GEÇİLMEZ dedirtilen bir savaştır.  Ve Mustafa Kemal'in de 57.Alay askerlerine: "Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar alabilir." dediği savaştır.

    13 Kasım 1918 Çarşamba, İtilaf Devletlerinin Donanmasına bağlı zırhlılar Galata Rıhtımında.22 İNGİLİZ, 17 İTALYAN, 12 FRANSIZ VE 4 YUNAN ZIRHLISINDAN oluşan bir donanma ile ÇANAKKALE BOĞAZI geçilerek İstanbul'a gelmişler; Saray ve Padişah'ın bilgisi dahilinde karaya asker çıkartarak (MONDROS Ateşkes Antlaşması gereğince) İSTANBUL'u işgal etmişlerdir.

    --Bu sırada Mustafa Kemal, İstanbul'da Anadolu'ya Ulusal Kurtuluşu örgütlemek üzere geçmek için gizliden gizliye çalışmaktadır. Devlet içinde ve dışında ki etkili ve etkisiz çok yakın arkadaşları da bu konuda kendisine yardım etmektedirler. 1915'in ilk aylarında başlayan ve 18 Mart 1915'de de "ÇANAKKALENİN GEÇİLEMEYECEĞİ" gören düşman kuvvetlerinin hamleleri bitmeyecektir.

    Aradan bir kaç yıl geçecek ve 1918'dan itibaren yine düşman 1915/16'da, İstanbul’a gitmek için geçemediği Çanakkale’den geçerek İstanbul'a gelecektir.

    1915’te, o zırhlıları Çanakkale’de 70 bin şehit pahasına durduran, İstanbul’un işgalini önleyen Mustafa Kemal; bu kez, Haydarpaşa’dan karşıya motor ile geçmek ister ama Boğazı kontrol eden İşgal Kuvvetleri izin vermez.  İki saat bekledikten sonra, köhne bir motorla Boğaz’a sıra sıra kale gibi demirleyen demir zırhlıların arasından karşıya geçmeye çalışan Mustafa Kemal; Geçerken zırhlılara şöyle bir bakıp, yanındakilere: "GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER!.." diyecektir. Osmanlı Sarayı ve Padişah teslim olmuş, İttihatçı liderler kaçmış, ordular dağıtılmış, başkent İstanbul Fatih’ten sonra (1453) ilk kez düşman tarafından işgal edilmiştir!… Ülkenin dört bir yanında ve Payitahtın bulunduğu İstanbul'da bu işgaller yaşanırken, Mustafa Kemal Anadolu'ya geçip bir Ulusal Kurtuluş Hareketi başlatmak düşüncesindedir. Bunun için saray, işgal kuvvetleri ve komutanlar dahil herkes ile görüşmekte, kimlerin ne düşündüğünün anlamaya çalışmaktadır. 1919'un Mayıs'ına gelindiğinde ise, düşman kuvvetlerinin işgali gözle görünür hale gelir ve artık Mustafa Kemal için Anadolu'da ÇOBAN ATEŞLERİ YAKMAKTAN başka çare kalmamıştır. Bu sırada, Samsun ve Trabzon yöresinde çıkan Rum ve Ermeni isyanları ile huzursuz olan halkın durumunu göz önüne alan İngiliz İşgal Kuvvetleri, saraydan "maharetli bir paşa" eli ile bu isyanların bastırılmasını ve yerel halkın da teskin edilmesini ister. Bu bilgi üstüne Mustafa Kemal Saray, Ordu, Hükümet ve Devlet içindeki ilişkileri ile Anadolu'ya geçecek olan "O komutanın kendisinin olmasına çalışır. İşgal kuvvetleri ile de görüşerek, ne düşündükleri konusunda ihtihbari bilgiler toplar. Ve nihayet Mustafa Kemal, Samsun’a 9. Ordu Müfettişi olarak gitmeyi, İmzasız, MÜHÜRLÜ BİR BELGE ile başarır.

    -16 Mayıs 1919'da İstanbul’dan Samsun ve Karadeniz yöresine;

    --Saray ve İngiliz İşgal kuvvetlerinin:

    1-Çıkan isyanları bastırmak ve yöre halkının sükunetini sağlamak,

    2-Mondros Ateşkes Antlaşması gereğince dağıtılması gereken Osmanlı Ordusunu dağıtmak ve ellerinde ki silahları da almak üzere, emrine verilen askerler ile 16 Mayıs 1919'da ayarlanan BANDIRMA VAPURU ile arkadaşları ile birlikte yola çıkma hazırlıkları yapılsa da;

    --İngilizlerin bir şeylerden şüphelenmeleri ile yolda geminin batırılacağı bilgisi alınırsa da karaya en yol takip edilerek, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ulaşılır.

    --Artık bu saatten sonra, Mustafa Kemal ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞININ planlayıcısıdır.

    1- M.Kemal’in Samsun’a Gelişi:19 Mayıs 1919

    2- Havza Genelgesi................. :28 Mayıs 1919

    3- Amasya Genelgesi...............:22 Haziran 1919

    4- Erzurum Kongresi................: 23 Temmuz-7Ağustos 1919

    5- Sivas Kongresi.....................:4-11 Eylül 1919

    6- Amasya Görüşmeleri...........:20-22 Ekim 1919

    7- M.Kemal’in Ankara’ya Gelişi.: 27 Aralık 1919

    .......

    .....1938'den sonra ki yıllar, 2.Dünya savaşı sonrası yaşanan sosyal, siyasal ve uluslararası ekonomik ve siyasi gelişmeler, İKİ KUTUPLU bir dünya yaracak ve Türkiye'de bu gelişmelerin dışında kalmayacaktır.

    --Lozan Antlaşması görüşmelerinde İngiliz Heyeti Başkanı Lord Curzon, İsmet İnönü’ye “Şimdi bu masada verdiklerimizi, yakında ekonomik zorluklar içine düştüğünüzde geri alacağız” diye ettiği tehdidin üzerinden yılar geçmiş, Lord Curzon ölmüştü ama, anlayışı hala ölmemişti.

    --Karşımızda ABD, AB, NATO, BOP, IMF, GÜMRÜK BİRLİĞİ, sözde demokrasi, özgürlük olarak durmaktadır. Her zaman Ulusal çıkarlar için binlerce şehit veren ama ödün vermemiş bu millet şimdi bu anlayışlar karşısında el pençe divan duruyor.  Çok acı ve üzüntü vericidir ki, oturdukları uluslararası ilişkili ve işbirlikçi AB, ABD patentli yumuşak koltuklarından MONDROS’u, SEVR’i görmezlikten gelen kişi ve anlayışlar, Milli Mücadeleyi başlatan ve Lozan’la kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti Devletini Dünyaya resmen kabul ettiren Atatürk’e saldırmaktan hiç çekinmemektedirler.

    --Sevr’i görmezlikten gelip, Lozan’ı yenilgi/hezimet olarak yaygara yapanlar, Büyük Ortadoğu Projelerini(BOP), NATO işgallerini görmezlikten gelmekteler. Birinci Dünya savaşında, Sevr’de, Mondros’ta karşımızda olan zihniyetler Lozan’da da karşımızdaydı ve hala karşımızda. HER TÜRDEN YERLİ VE YABANCI HAİN VE İŞBİRLİKÇİ ortalıkta kol gezmektedir. Atatürk, Devrimleri, Türkiye Cumhuriyeti(TC) sıradanlaştırılmakta, hatta hakaret edilmekte de bir sakınca görülmemektedir. Taaaa ki bir 2019,31 Mart gecesine kadar.  O, 31 Mart 2019 gecesi herkesin şafağı atmaya başlamış ve şimdi de herkes: "HER ŞEY DAHA İYİ/GÜZEL OLACAK" demektedir. Hatta karşılarındakiler bile onlara uyarak, ""Her şey daha DAHA/DA güzel olacak" diyerek çıtayı yükseltmektedirler.

    Allah’ın ne olur aklıma mukayyet ol.  Bu kaçıncı "eşek kaybediş", bu kaçınca kızartılan, "şaplak yenilen ense"? BİZ NE ZAMAN AKILLANACAĞIZ diye düşünürken, AKILLANIYOR MUYUZ NE?


Yorum Yap