İNSANI YAŞAT Kİ, DEVLET YAŞASIN

  • Konuk / İbrahim Uysal

    Konuk / İbrahim Uysal Yazı Arşivi
    26 Şubat 2020 /   729 Okunma

    İNSANI YAŞAT Kİ, DEVLET YAŞASIN

    İnsanoğlu neye biniyor, ne ile haberleşiyor ise, zaman da o hız ile ilerliyor, değişiyor ve gelişiyor..

    --İlk önce dağ başlarında ateş yakılır iken, posta güvercinleri, posta arabaları, mektuplar derken bir de baktık ki, kendimizi sanal bir ortamdan önce "telgrafın tellerinde" bulduk.

    --İşi o kadar ileri götürdük ki, "Telgrafın tellerine kuşlar mı konar/ İnsan sevdiğine böyle mi yanar" diyerek sazlı-sözlü sitem bile ettik.

    --Belki ilk başlarda kişilerin, topluluk ve toplumların, daha sonra da Şehir devleti, Devlet gibi yapıların İmparatorluklara dönüşmeye başlamasına başarılı kişiler, komutanlar, beyler, sebep iken; özellikle üretim ilişkilerinin ve araçlarının gelişmesi ve değişmesi ile insanlar arasında ki ilişkiler ile topluluk ve devletler arasında ki ilişkiler, savaşların konusunu ve boyutunu da değiştirmeye başladı.

    --İlk önceleri aleni işgaller var iken, şimdi artık herşey çok farklı.

    --Hani Cemal Süreyya'nın dediği gibi olduk.

    --"Dalıp dalıp gidiyorum bu ara,

    Neyi nereye koyduğumu unutuyorum.

    Dargınım;

    Kırıla döküle gidiyorum bu ara,

    İnsanlar o kadar acımasız ki;

    Kimi nereye koyduysam bulamıyorum..." evet ya, artık o kadar karıştık ki, neredeyse, kimi, neyi nereye koyduğumuzu unutur, bulmaz olduk.

    --Biz dalgınız, dalıp gidiyoruz amabirleri hep uyanık; hep hepimizi takipteler. İyi, kötü gibi bir şey demenin anlamı yok. Durum bu. Çünkü sistemler kendilerini korumak zorundadırlar.

    --Bunun içinde gelişmek, değişmek, bunları yapar iken de çağın olanaklarını kullanmak durumundadırlar.

    --Sistemler kendileri için gerekenleri yapar iken, kişiler olarak biz ne yapıyoruz? Örneğin,

    --Sabah uyanıp, gözlerinizi açınca yaşadığınızı ve bu dünyaya ait olduğunuzu görmek, hissetmek bizi mutlu etmiyor mu? MUTLU, HUZURLU, GÜVENDE ve SAĞLIKLI mıyız? Güvende miyiz?

    --İnsanın güvende, huzur içinde olduğu duygusu, kişi kadar toplum, devlet, millet ve kurum-kuruluşlar için de önemlidir.

    --Sabah uyanınca eşim-dostum, işim-aşım ne olacaktan tutunda "ne olacak bu memleketin hali"ne kadar birçok kaygı olmamalı yaşamda.

    --Bu da sağlıklı işler, insan ilişkileri ve kurumlardan geçer.

    --O yüzden kişilerin sağlıklı ve huzurlu olması toplumun güvende ve güvencede olmasını doğurur.

    --Hani çoğu kişi söyle bir soru sorar ya: "Ya ben de emekli oldum amabu ellerin gavurlarının emeklileri gibi gezip-dolaşmıyorum" diye.

    --Sen dolaşamazsın kardeşim. Bu ekonomik olanaklar, toplumun devletine-milletine güveni ile de ilgilidir.

    --Çok az toplumda vardır bizim gibi, "bir köşeye üç-beş kuruş koyayım", "bu da benim kefen param olsun" gibisinden sandığının bir köşesine yastığın altına bir şeyler koymak düşüncesi.

    --Bu bizim gibi göçebe ve kurumlarına güvensiz topluluk ve toplumların davranışıdır. Güvenlik duygusu içinde olma arzusudur.

    --Kişiler, günlerinin en uzun süresini çalıştıkları kurumlarında, iş yerlerinde geçirirler. Kişi ile kurumun uyumu, güveni ve bir birlerine kanlarının ısınması önemlidir.

    --Kişi, çalıştığı kurumunda, kurum kültürü ve kurumsallaşma ile kendisini o kuruma ait hisseder. O yüzden, bütün kurumlar için başarı ve kârlılık için, KURUMSALLAŞMA önemli bir önceliktir.

    --Bu daha geniş çapta ise millet ve devlet olmaya kadar varır.

    --Çünkü ortak hedefler, idealler başarı kadar, kurumsal yapının var olmasında ve yaşamasında olmazsa olmazdır.

    --Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında yaşamış din bilgini, Ahi şeyhi, Osman Gazi'nin Bayınbabası ve Hocası, Osmanlı Devleti'nin kurulmasında fikir babası ŞEYH EDEBALİ'nin dediği gibi "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın."

    --Bu yüzden kişiler ile kurumların uyumları, var olmaları için olmazsa olmazdır.

    --İşin açıkçası, 2020'lerde gelinen bu durumdan ben, Ülkem açısından umutsuz değil ama kaygılıyım.

    --Toplum kesimleri arasında bir ayrışma tohumu ekilmiş ve artık fidanlarda boy vermeye başlamıştır.

    --Önceleri Türkiye Cumhuriyetinin "tapu senedi LOZAN'a, 100 yıllıktır" diye başlayan, kurucusu Atatürk'e de artık aleniye varan saldırılar kurumsallaşarak çok farklı bir boyuta varmıştır.

    --Bunu sıradan meczupların kendini bilmez sözleri olarak almak saflık değil ise, aptallıktır.

    --Henüz ULUSLAŞMA SÜRECİNİ tamamlaya çalışan ülkemizde, DEVLET ile YURTTAŞLARIN çok kere sorunlar yaşamasının altında, tarafların biri birine GÜVEN duymamalarından kaynaklanmaktadır.

    --Mevcut sistem içinde Devlet, kendisini Anayasa, Yasa, Yönetmelik ve genelgeler ile korumaya çalışmaktadır.

    --YURTTAŞLAR/kişiler de kendilerini aynı şekilde Anayasa, Yasa. ..gibi tanımlanmış güvenceler ile korunacağını düşünüp Ülkesine, Devletine AİT OLMA, GÜVENDE OLMA DUYGUSUNU yaşamakta iseler de, kaygılar gün geçtikçe artmaktadır.

    --Bu ise hayra alamet olmadığı gibi, ülkenin içinde her gün bir yerde intiharlar nerdeyse olağan hale gelmektedir.

    --Uluslararası ilişkiler çıkar üzerine kurulur. Öyle adama, "Daldan atlarım, Osman'a yandım" türküsünü söyletmezler.

    --Demokrasi, günümüzün en gelişmiş yönetim şekildir. O da yurttaşların Devletine, sisteme ve kurumlara güveni ile olur.

    --Dünün "mağdur"larına, durumun farkındalar mı sormak isterim.

    --Bu topraklar pek tekin değildir. Çok "AVA GİDER İKEN AVLANAN" olmuştur, da!..

    --Huzursuzluk ve güvensizlik ortamları ya da kaotik ortamlar çıkar çevrelerinin en kâr ettikleri dönemlerdir. Yaşanan ortamda, bu sürece katkı koyanlar, durumun farkındalar mı acaba?

    --Hani Nazım Baba'nın dediği gibi: "Hava kurşun gibi ağır; (ben de) Bağır bağır bağırıyorum./ Koşun kurşun eritmeye çağırıyorum.." Ülkemin başına nazar değmesin diye.


Yorum Yap