KAZ KADAR OLAMADIK!..

  • Konuk / İbrahim Uysal

    Konuk / İbrahim Uysal Yazı Arşivi
    9 Kasım 2019 /   1015 Okunma

    KAZ KADAR OLAMADIK!..

    Tümceme "Kaz kadar olamadım" diye başlayacaktım amakazların sosyal yaşamı usuma gelince, "olmak" sözcüğünü tekil değil, çoğul kullanmanın daha doğru olacağını düşündüm.

    --Bazen ahkâm keser gibi sözler söylemeye başlayınca içimden gülüyorum kendi kendime. "Ey oğlum, yine kendi kendine çalıyor, söylüyorsun" diye. Amannnn, umuruma mı!...

    --21. Yüzyıl İçin Planlama Grubunun, Uğur Mumcu Vakfı'nda düzenlediği Cumartesi toplantıları haftamın en renkli ve eğlenceli saatleri. Az, öz, nitelikli ve ne istediğini bilen, yaşamında bir öyküsü olanlardan oluşan özenli bir topluluk.

    --Bu Cumartesi(2.Kasım.2019) enteresan bir konu ve konuk vardı sunumda. Dr. Anıl ABA "Kapitalizmin Yakın Geleceği ve 21. Yüzyıl." Bilgili, Güvenli ve Gerçekten 21 yy'ın geleceğinin Kapitalizm olmayacağına inanmış bir akademisyeni dinliyorduk. Laf aramızda özlemişim de böyle konferansları

    --Sunum ile ilgili video ve diğer materyaller hafta başı yayınlanır sitede amaben ondan önce iki söz söylemek istedim.

    --21. yy'ın ilk çeyreğini yaşadığımız bu ekonomi, teknoloji çağında, büyük bir inanmışlık içinde "KAPİTALİZMİN SONUNA MI GELİYORUZ?" diye soruyordu sevgili Genç Akademisyen.

    --Bill Gates'in bile "Hükümet niye benden daha fazla vergi almıyor?" diye sorduğu; "Robotlar da vergi ödemeli" dediği bir dönemi sorguluyor ve geleceğin başka bir ekonomik sistem ile mümkün olacağını anlatıyordu.

    --Bizim Siyasilerin ise çok daha önemli işleri vardır. "Kendi Söküğünü dikemeyen, başkasına sözde kaftan diker" der atalarımız. Aynen öyleyiz. Ben salak gibi bu konulara kafa yorar iken, aynı gün ve saatlerde, festival eğlencelerinde, "günün anlam ve önemine bağlı programlarda" ise; kendini siyasi ilan eden ya da sizlerin de siyasi olarak atadıklarınız boy gösterirler.

    --Dünya değişiyor ve dönüşüyor; hem de hızla. "Bana ne" diyecek halimiz de yok.

    --Yazının başında da dediğim gibi, bütün olan ve yaşananlara bakınca, kendimi saf ve salak gördüm, o yüzden de, halk arasında saf ve salak kişi tanımı için kullanılan "KAZ GİBİ" sözcüğü aklıma geldi, ben de "ee doğru oğlum sen de kaz gibi saf ve sakalsın" dedim kendi kendime.

    --Dedim amaKAZ ya da Kazların hiç de öyle saf, salak şeyler olmadığı aklıma geldi. En mükemmel sosyal organizasyonları yapan topluluklardan birisi de kazlardır.

    --Hiç havada uçan/göç eden kaz sürüsü gördünüz mü bilmem. "Sürü" sözcüğünü genel kullanımdan dolayı kullandım. Oysa kazların bu olayına uyan tanım ise, KAZ TOPLULUĞU idi.

    --O kocaman vücutları ile saatlerce nasıl uçarlar idi?.

    --Kazlar ile ilgili bir araştırmada okumuştum, Alaska’dan Yeni Zelanda'ya yaklaşık 11 bin KM'den fazla yolu okyanus üzerinden aç, susuz ve konmadan 9 günde havada uçarak alıyorlardı.

    --Bu ise muhteşem bir organizasyonu gerektiriyordu. KAZ ORGANİZASYONUNU. Komik değil mi? Bizim Kaz tanım ve algımız ile olaylar ve gerçekler ne kadar çelişik.

    --Asıl "kaz"ın kim olduğunu böylece anlamdım. Acaba, bizim kazlardan almamız gereken bir ders olabilir miydi?

    --Kazlar, "V” şeklinde uçtuğunda her kazın kanat çırpışı arkasındaki kuşu havada tutan/kaldıran bir hava akımı yaratıyor. Böylecede birbirlerinin kanat çırpışları sonucu, ortaya çıkan hava akımını kullanarak, uçuş menzillerini yüzde 70 oranında uzatabiliyorlar. Bu ise işin ekonomisi idi.

    --Gruptan ayrılan kaz, uçmak için tek başına daha çok enerji harcıyor ama daha az yol aldığından, eninde sonunda topluluğa geri dönüyordu. Her kaz, kendi bacağından asılmıyor.

    --En öndeki, en çok enerjiyi harcadığından sıra ile bütün kazlar en öne geçiyor ve gruba Liderlik yapıyorlar. Takım ruhu gelişiyor ve kendi kendilerine KRALLAR YARATMIYORLAR.

    --Bir şekilde hastalık,yaralanma gibi sebepler ile gruptan ayrılan bir kaz, asla yalnız bırakılmıyor. Hemen iki kaz ona eşlik ediyor ve sorunu geçene kadar onu koruyor, sonra da ya kendi gruplarına ya da başka bir gruba katılıyorlar. Sosyal ve toplumsal iş bölümü ve dayanışma.

    --Anıl Hoca'nın bu sunumu dinledikten, çevrede de "siyasi işler" diye yapılanlara ve yapanlara bakınca, duyarlı, yurtsever bir insan nasıl rahatsız olunmayabilir ki?

    --Kazlar bu eylemlerini içgüdüsel olarak yaparlar. Evrimleşerek, o kadar değişim ve dönüşüm geçiren ve bu güne gelen insanoğlu olarak, sürü yerine konulan insanlar ile nasıl yan yana koyun koyuna yaşanabilir ki? Düşünmeden edemiyorum!..

    --Artık her alanda bir şeylerden rahatsız olmalıyız. Yoksa, Kapitalist/Emperyalist sistemin Ağa babalarından Bill Gates ya da benzerlerinin bile rahatsız olduğu bir dünyada;

    --Sanal ortamların rehaveti ve sanal yaşamı ile daha ne kadar daha sanaal yaşanabilir ki?

    --Bazı siyasi, ekonomik grupların bu düzenden rahatsız olmamaları normaldir. Hatta sistemin sürmesi için, siyasileri ile, medyadaki adamları ile sizi uyutmaları, hoş tutmaları onlar açısından olağandır ama;

    --Sistemin çıkar boşluklarından yararlanarak sahip olunan her şey, bir gün sizin de elininizden uçup gidebilir. Birilerinden uçup, buharlaşıp size geldiği gibi.

    --Ne zaman İNSAN SÜRÜSÜ olmaktan çıkıp, KAZ TOPLULUĞU oluruz, bir düşünsek mi?


Yorum Yap