SEVDA NE YANA DÜŞER USTA?

  • Konuk / İbrahim Uysal

    Konuk / İbrahim Uysal Yazı Arşivi
    26 Mart 2019 /   933 Okunma

    SEVDA NE YANA DÜŞER USTA?


    Şimdi sorsam, aşkın şairi kimdir diye? Nazım Hikmet, Attila İlhan, Cemal Süreya, Orhan Veli, Ahmed Arif ve Özdemir Asaf başta olmak üzere Türk Edebiyatı'nda iz bırakmışlar ile kendi köşesinde yazan çizen, söyleyen onlarca isim gelir aklınıza.

    --Sahiden ya, aşkın şairi olur mu?

    --Aşkın adamı, aşkın kadını olup olmayacağı gibi.

    --Ben hep şiir, çiçek ve çocuk deyince de aklıma Ceyhun Atıf Kansu gelir: "Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum/ Bütün çiçeklerini getirin buraya,/ Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,/ Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer" diyen. Bilmem bekli de kendimi bulduğumdan iki damla göz yaşım ya yanaklarıma, ya da içime akar da!..

    --Bugün SEÇİM GÜNÜ YA, neredeyse iki yıla bir düşen "seçim günü" sebebiyle, yazmak, çizmek, söylemek, söylenmek yasak.

    --Eee o zaman biz de, aklımızın bir köşesinde, yanında duran işimizden, aşımızdan, sevdalarımızdan söz ederiz.

    --Torosların Fethiye dolaylarından hemşehrim Ahmet Günday'ın "Bağlama metodu Notaları ile Halk Türküleri ve Türkü Hikayeleri" dergisinin Nisan 1977 sayısına yazdığı bir öykü geldi aklıma.

    --DATÇA'da anlatılan bir öykü. "Datça" deyince ne öyküler vardır ne öyküler. Yanık, iç yakan, iç burkan. Deniz ve doğanın hem güzel, hem haşin, hem de sakin, hem fırtınalı yöresinde.

    --O yörelerde, sazlı sözlü düğün dernekler; kahve, bağ-bahçe sohbetleri de bol olurmuş bir zamanlar. Onlarda değişmiş, bu günlerde, "ne çökertmeden çıkan Haliller ve ne de sevgili Tolga'nın söylediği "Oldu mu Ayşem oldu mu/ Bu nazlar yakışık aldı mı/ Bir kerecik öpmeyen/ Gül benzin Ayşem soldu mu?" deniliveren, sitem dolu türküler kaldı.,

    --Nerede o eskisi gibi çimenlerin üzerine serilen bir şilte, hasır üstünde iki kadeh rakı atılarak, elde saz ile döktürülen türküler.

    --"Deniz üstü köpürür hey canım rinnan nay rinna rinna nay

    Kayığa binsem götürür hey canım hey

    Benim de şu cihana gelişim hey canım rinna nay rinna rinna nay

    Bir güzelden ötürü hey canım heyy

    Deniz üstü yelkenden hey canım rinna nay rinna rinna nay

    Ecel geldi erkenden hey canım hey

    Denizin ortasında hey canım rinna nay rinna rinna nay

    Mum yanar sofrasında hey canım hey

    Benimde şu cihandan gidişim hey canım rinna nay rinna rinna Memleket sevdasından hey canım hey"

    --İçinde ne yok ki.

    --Refik Durbaşın dizelerini Cem Karaca’nın seslendirdiği o şarkı gibi: "Sevda ne yana düşer usta /Hicran ne yana

    Yalnızlık hep bana/ Bana mı düşer usta?

    Gurbet ne yana düşer usta/ Sıla ne yana

    Hasret hep bana/ Bana mı düşer usta?" sahiden ya. Gurbet ne yana düşüyor, sıla ne yana?

    --Sevdalar, kız ise erkek, erkek ise kız sevdalılar, sevdalıklar varmış eskiden. Memleket ise, ayrı bir sevdalıkmış. Yolların mı uzaklığından, olanakların mı kıtlığından kim bilir?

    --Bu gün ise, kendimize bile o kadar uzak olduk ki. Hele hele "kara sevdalara". Neredeyse yok artık. Var ise de SANAL SEVDALAR, yok ise de Sanal elvedalar. Bayat mı bayat, yavan mı yavan. Her neden ise de çoğu kişinin elinden düşürmediği kimden daha "akıllı" belli olmayan telefonlarda.

    --Atık kendimiz değil, dayatılanları sever, seçer olduk her şeyde. Kendimiz olamadığımızdan mıdır, nedir?

    --Ne aradığımızı bırakın kendimizin bile ne, kim olduğunu unuttuk, unutturulduk.

    --Sahiden ya, biz sanalda gördüklerimiz miyiz biri birimiz için; yoksa başka bir şey-kişiler miyiz? Bilen var mı?

    --Evet ya? sahiden:

    "Şu dünyanın gam yükünü /Çeken var mı benim gibi

    Gece gündüz gözyaşını / Döken var mı benim gibi

    Talihim yok bahtım kara / Böyle hayat batsın yere

    Sinesine vura vura /Ölen var mı benim gibi yok

    Gitmez ki başımdan atam /Ben bu derdi kime satam

    Saçlarını tutam tutam / Yolan var mı benim gibi "

    --Ne garip şeyler olmuş ya gerçekten. Sevdanın, hasretliğin, acının, yiğitliğin acı da olsa, tatlı da olsa sekiden bir tadı varmış

    --Herkes kendisi iken, şimdi ise:

    "Haydi çık pazara her şey satılık/ Üç otuz paraya her şey satılık

    Dostluk şeref namus hep haraç mezat/ Üstte başta ne varsa her şey satılık

    Sen ben biz siz onlar bütün yurttaşlar/ Savaştan barıştan arta kalanlar

    Romen Bulgar derken şimdi de Ruslar/ Otelde motelde canlar satılık

    Pazar malı olmuş babanın ismi/ Aileden yadigar takı satılık

    Baba ocağını yerle bir eden/ Sefer tası gibi katlar satılık

    İthal otolara yenik düştüler/ Rüzgarlarla yarışan atlar satılık."

    --İlahi Zülfü Livaneli, onlar öyle olabilir ama.

    --Biz hala onurumuz ile direniyoruz!..

    --Sanal olmadan, banal olmadan ve satılmadan!..

    --En önemlisi de satmadan, atmadan sevdalarımızı bir yerlere.

    --Ellere vermeden, yerlere atmadan. Göğsümüzde saklayarak

    --Oradan nasıl görünüyor ki?


Yorum Yap