BURSA- TARLA- ANKON

  • Nizamettin Özmen

    Nizamettin Özmen Yazı Arşivi
    20 Ağustos 2018 /   5203 Okunma

    BURSA- TARLA- ANKON


     Domates üreticisi için başka bişey ifade ederdi “Konserve” kelimesi, Lara tarafına gidecekler için ise bir toplu taşıma durağı. Bir konserve fabrikamız vardı ve bölge halkı o bölgeye “konserve” adını takmıştı. “Dedeman” ailesinin bir otel, bir sağlık Ocağı, bir okul (benim bildiğim) yaptığını, ama koca mahallenin “Dedeman” adıyla anılması gibi. Ya da “Sampi Kavşağı” gibi. Geçenlerde üretici arkadaşlarla sohbet ediyorduk. Bir yazımızda aktarmıştık. “Birkaç arkadaş ile bir doğa buluşması sırasında konuşulandan geldiğim nokta beni üzdü. Artık Antalya’da tarlada sebze yetişmiyor. Tamamı örtüaltı. Evet, “yayladan” diye diye satılan ürünler var ya, onlar da örtü altı.” Geçtiğimiz hafta pazara çıktım. Malum mutfağın en önemli ihtiyacı domates. Büyükçe bir tezgah, yığma domates. Üstündeki kağıtta, “BURSA TARLA ANKON 1.5 TL” yazıyordu. Bizim buralarda seralarda yetişen domateslere bakıyorum 2.5’tan 5’e kadar gidiyor. “Ne kadar ilaç o kadar pahalı” diyorum en yalın bakış açısıyla. Benim memleketim Antalya’da salça sektörü için kullanılan ANKON domates artık Antalya’da yok. Teee Bursa’dan geliyor, burada yetişenden ucuza satılıyor. Bugünlerde bizim üreticiler seraları hazırlıyor. Ilık biMurtana akşamında sohbet ediyoruz. “Arkadaşlar, Antalya’da Ankon domates artık yok, tarla domatesi yok. Bursa’dan geliyor ve 1.5 liraya satılıyor. Nasıl iş?” diye sordum. “Doğrudur, sadece Bursa değil, Mersin tarafında da yetiştiriliyor” dedi Muhtar Bekir. Ardından ileve geldi Özgür’den “Hem öyle 20 dönüm 50 dönüm değil abi. 300 dönümlük bahçelerde yetişiyor.” Bizimkiler 20 dönüm seralarda oynaşırken elalem tarlada yetiştiriyor, hem piskolojik olarak daha sağlıklı, hem de belki rekolte etkisiyle daha ucuz domates yiyebilmemizi sağlıyor. Bu arada domatesin dünyaya Amerika kıtasından yayıldığını biliyorsunuz değil mi? Amerikalılar’ın giydiği naylon iç çamaşırını karısına “giyerek” Türkiye’ye getiren siyasi anlayışın uzantısı bugün ABD düşmanı ya. Durumdan vazife çıkarmak farz. İşte bir yandan bu yazıyı hazırlarken diğer yanda önüme düşen bir haber: Antalya’nın Aksu ilçesinde fide yetiştiriciliği yapan Ziraat Mühendisi Mümin Şahin’de bunlardan biri. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısına uyduklarını belirten Şahin, " Bundan sonra fide üretimimizde Amerikan tohumlarını kullanmayacağız. Yerli ve milli olan kendimize ait olan tohumları kullanacağız. Ülkemize karşı yapılan bu ekonomik savaşta herkesi devletinin yanında olmaya davet ediyorum" dedi. Biliyorum, Antalya’da artık ANKON hayal. O “yayladan miss gibi pembe domates” denilen üründe serada yetişiyor.


yorum-resim

Savaş Kocaacar20 Ağustos 2019

Sn. Özmen;

yazınızı tesadüfen okudum. nasıl tesadüfen oldu onuda söyleyeyim. Ankon domatesi sizin benim gibi özleyen kaç kişi var bilmiyorum. internette bu ankon domates nerelerde diye ararken sizin yazınızı gördüm. Bir süredir dedemden kalan 8 dönüm kadar bir tarlaya 200 civarı zeytin ağacı diktim. fakat kafamda olan ve yapmak istediğim tam olarak bu değildi aslında. çocukluğumda yediğimiz o mis kokulu salatalıkları domatesleri mısırları kavunları karpuzları yetiştirip kendi çocuklarımada yedirmekti. henüz başaramadım ama yoğun bir çaba sarfediyorum. ilk iş olarak eski bir traktör aldımm işimizi görecek kadar idare eder. ve hemen o ata tohumlarımızı araştırmaya başladım. ziraatçi dükkanlarını gezdim. bir miktar bulduğum tohumlarla fidan yetiştirdim. yaklaşık 10 çeşit kadar. bunların bir kısmını tarlaya ektim. 1 hhafta 10 gün oldu iyi bir gelişme gösterdiler. lakin bazı sebzeler tarlada yetişebilirken malesef domates gibi en önemli ve en özlediğimiz sebzeler malesef bazı zararlılar yüzünden dışarıda yetiştirilemiyor. bunada aylardır kafamda planlar yapıyorum. hafta içi çalıştırğım için sadece haftasonu zaman ayırabiliyorum. o da belki 1 gün. tek başıma da olduğum için zor oluyor malesef. ben bu konunun ne kadar önemli olduğunun geç de olsa farkına vardım. yani ata tohumlarımızla üretim yapmanın. umarım bütün halkımız ve çiftçimiz bu konunun ülkemiz ve çocuklarımız için hayati önem taşıdığının farkına varır. keza bahsettiğiniz pembe yayla domatesi bile malesef hibrit denilen israil tohumundan yapılıyor. anarşit domatesi de bilirsiniz eğer ankonu biliyorsanız. ankon tarlalarında birkaç ağaç olurdu onlardan karışan böyle uzun ve ankondan daha küçüük olurdu. satmaya götürdüğümüzde birçak kasa da ondan çıkardı toplardık ama alıcılar onları almazdı anarşit domates bu almayız derlerdi. ah keşke şimdi o anarşit domatesi buldam da alsam. ama üzülerek görüyoruz ki manavlara onun bile hibrit üretimi gelmiş. israillli anarşit domatesinin bile hibrit ini üretmiş . eğer biraz daha geç kalırsak bu yerli ata tohumlarımız malesef kaybolacak. anadoluda karpuzun 120 den fazla türü yetişirken şu an yetişen 5 türü geçmiyor malesef. bizler şanslı bir nesildik o lezzetleri güzellikleri gördük tattık ama çocuklarımız onları hiç görmediler kokusunu duymadılar tadını almadılar malesef. gözlerim buğulandı yazınızı okurken boğazım düğümlendi. çünkü yıllardır çok istediğim kafamda olan birşey. ata tohumlarından zebzeler yetiştirmek ve onları çoğaltıp herkese dağıtmak . henüz bu hayalimi gerçekleştiremedim. ama maddi imkanlarım elverdiğince ve gücüm yettiğince bu işle uğraşıp sebze yetiştirmek istiyorum. bireyler olarak bu bilinci çocuklarımızda oluşturmalıyız. devletinde bu bilinçle hareket edip çiftçilerimizi desteklemesi ve bilinçlendirmesi gerekir. yoksa geleceğimiz büyük tehlike altında. hiçbir ekonomik güç insanın karnını doyuramaz tonlarca altınınız olsa milyarlarca paranız olsa bu sebzeleri meyvelerei hayvanları yetiştiremediğiniz sürece aç kalmaya mahkumsunuz. ülkemizdeki köylerde çiftçilik hayvancılık yapanların yaş ortalaması 45-65 arasında. yaklaşık 20 yıl sonra çiftçi kalmayacak köylerde. tarım büyük şirketlerin ve dev seracıların elinde olacak. onlarda tamamen ticari amaçlarla ürettikleri yapay sebzelerini insanlara istedikleri fiyattan satacaklar. hayvancılık sadece büyük şirketlerin besihanelerinde suni yemlerle yapılacak. çok acil olarak bilinçlenmeli bilinçlendirmeli ve önlem almalıyız. ama nasıl nasıl işte onu henüz bende bulamadım..... saygılarla.

Yorum Yap