Sokakta yaşayan Şehir: DiYARBAKIR 1

  • Nizamettin Özmen

    Nizamettin Özmen Yazı Arşivi
    18 Şubat 2020 /   323 Okunma

    Sokakta yaşayan Şehir: DiYARBAKIR 1

    Bir yanda Avrupa’yı kıskandıracak güzellikte yeni şehir inşa etmişler, diğer yanda eskiyi

    korumuşlar. Merkez sağın yolu düşmemiş bu kadim kültür şehri Diyarbakır’a..

    Sizleri “Deprem Yardım Tırı” ile gittiğim Elazığ ile ilgili

    küçük bir yolculuğa çıkarmıştım. Şimdi sırada Diyarbakır

    var. “Elazığ’a kadar gitmişken 120 km daha gidip Diyarbakır’ı

    da görme” fikrimi hayata geçirdim. Tır şoförü ile Elazığ’da

    vedalaşıp, 1gün boyunca Elazığ’ın nabzını tuttuktan

    sonra Akşam saatlerinde Diyarbakır’a doğru yola çıktım.

    Gezinin en önemli sürprizlerinden biri “Hazar Gölü” nü

    görmek oldu.

    Bir an,ilkokul seviyesindeki coğrafya bilgimi kontrol

    ettim. “Hazar Denizi” denen devasa göle neden “göl” değil

    de “deniz” denildiğini ilişkilendirmeye çalışırken, sosyal

    medyada yaptığım paylaşıma Süleyman Bulut’tan refleks

    geldi. “Orası deniz bi kere” dedi. Kendisi uzunca süre burada

    kamu görevi yapmıştır, bi bildiği var elbet. Burada da

    anladım ki, herkesin denizi kendine. Lizbon’da okyanusa

    giren çocuk için deniz neyse, Diyarbakır’daki için de odur

    herhal.

    Yaklaşık 2.5 saatlik bir yolculuktan sonra vardık Diyarbakır’a.

    Mola yerinde “peynirli gözleme var mı?” soruma

    aldığım ve tepetakla olduğum “çökelekli var” yanıtını da

    not olarak düşelim bu arada. Elazığ’da yediğimiz “konaklama”

    kazığından sonra tecrübeliyiz ya, yolda konaklama

    için öneri almaya çalıştım. Genç bir kadın, “Ofis Meydanı’na

    gidin, pişman olmazsınız” dedi.

    Antalya’da sevdiğimiz bir çok Diyarbakırlı dostumuz var.

    Bunlardan biri olan Feyzullah Orak’ı aradık. Evet evet

    Konyaaltı Balıkçısı. Sağolsun halletti. Tam gitmek istediğim

    merkezde, abartısız ama kaliteli, hem de kış tarifesinde

    hesaplı bir otel. Tavsiye ederim Miroğlu Otel.

    Otele çantamı bırakıp, fotoğraf makinemi alıp çıkıyorum.

    Güzel bir Ortadoğu lezzeti ile akşamı etme amacındayım.

    Ama sindirim sistemi sorunlu. Bir marketten 2 adet muz

    alıyorum. Anında mideye indiriyorum. Karşımdan gelen

    2 kişiye yemek için yer sorduğumda, hemen karşımızdaki

    Ciğerci İbo’yu gösteriyor. “Şef Mahsun’a ‘Maho’nun

    selamı var’ de. Benim adım Mahmut’tur.” Henüz tam aç

    olmadığımı hissedip önümdeki trafiğe kapalı caddeye

    dalıyorum. 10 Metre kadar gitmişim, kocaman bir sahlep

    kazanı. Gencecik bir çocuk. Savura savura sahlep satıyor.

    Evet, bizdeki gibi musluktan akmasını beklemiyor. “Diyarbakır’a

    hoş geldin abi. Bu sana ikramdır.” Ben tepetakla.

    Kalekapısı’nda önce karides gagalanıp, ardından binlerce

    lira fatura kesilen turistler geliyor aklıma.

    Cıvıl cıvıl bir cadde. Antalya Toptancı Hal’e gitsem göremeyeceğim

    kadar seyyar satıcı tezgahlarında portakal var.

    Sahi bi “kan portakal” vardı de mi buralarda unuttuğumuz.

    Sadece portakal mı, burada her şey “seyyar” maşallah.

    Mekanlara bakıyorum, dolu, çerezcisinde de, tatlıcısında

    da, çiğercisinde de kasada kuyruk var.

    Biraz ilerde ezan sesi çalıyor kulağıma. Ulucami’de yatsı

    vakti. Sağ kulağımda ezan tınıları, sol kulağıma düşen

    “Mardin kapı şen olur” tınıları ile iç içe geçiyor. Evet,

    solumda bir han var.

    Burası bir “kahvehane” evet çay da var. Bir ekip canlı müzik

    yapıyor. “ölü müzik” var mı sahi?

    “Konya valiyi buldu” derler bizde. Tam aradığımı bulmuşum.

    Saatlerce oturabilirim burada. Elazığ yolculuğunun

    tüm yorgunluğunu alabilecek bir ortam. Antalya’daki

    müzik mekanları için ”Müzikalite düşük, eğlence amaçlı”

    diyorlar. Burada en üst perdeden “sanat” amaçlı müzik yapıyorlar.

    Son dönemde yaygınlaşan, tercih etmediğim ama

    datmaktan kendimi alamadığım bir karışım kahve geliyor.

    “Kürt Kahvesi” diyorlar. Eyvallah.Yanında Reyhan şerbeti

    ve bir kase çerez.




Yorum Yap