UZUN POZLAMA OYNAŞMALARI

  • Nizamettin Özmen

    Nizamettin Özmen Yazı Arşivi
    4 Haziran 2022 /   1145 Okunma

    UZUN POZLAMA OYNAŞMALARI

    Tansiyon ve şeker sorunum baş gösterdiğinden bu yana stresli ortamlardan, ucu bi yere varmayacak diyaloglardan kaçarım. Deniz Temiz Derneği tarafından ısrarla dile getirilen, dalgakırandaki açılmalara baktım. Bu açılma normal mi, risk var mı? Yetkilikler duyamadı  İzzet Ünlü’nün çığlığını. Burada devam ettim uzun pozlamaya.

    İskele…. “Yat Limanı, biz Antalyalılar için dünkü hikaye. Serik’ten Antalya’ya gezmeye geldiğimizde mutlaka uğradığımız, oradaki Türkiye’nin en küçük camisinin altındaki sudan, zincire bağlı bakır tasla su içtiğimiz yer. İşçi Kahvesi’nin or’dan Mermerli’ye, veya Mermerli’den  İşçi Kahvesi’ne gelmek için deniz yükseldiği günlerde çorabımızı çıkarıp, paçaları sıvayıp geçtiğimiz günler. Kürekli kayıklarla küçük gruplarla yapılan şelale turu. Masalcı gibi iflah olmaz romantiklerinin kaçış noktasıydı eskiden Antalya İskelesi. Hoş şimdi de öyle, gidecek yerimiz mi var ki. Müze’nin bahçesini saymazsak.

    Geçtiğimiz günlerde Antalya Kültür Sanat’ta Rodin ile Claudel’in hikayesi olan serginin açılışı vardı ya, öğlenki basın tanıtımına gittim. Hani şu Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın 140. kuruluş yıldönümü dolayısıyla, Modern heykelin öncüsü olarak bilinen dünyaca ünlü Fransız heykeltıraş Auguste Rodin’in eserlerinden oluşan “Tutkunun Heykeltıraşı Rodin – Erbil Arkın Özel Koleksiyonu’ndan Bir Seçki” adlı sergi.

    Biliyorum, henüz gitmedin, 31 Temmuz son gün unutma emi. Yoksa internette ‘Camille Claudel 1988’ yazıp bulursan Türkçe dublaj veya altyazı izlersin. Çıkışta Davut Çetin, “Saat 18.00’de bekliyorum” dedi. Arayı neyle değerlendirelim. Evimiz Antalya Gazeteciler Cemiyeti’ne uğradım, kahvemi içtim, vurdum yokuş aşağı.

    Geçenlerde Büyükşehir’in iş makinesi zemini kırmıştı, mayıs ayıydı, sezon açılmıştı ve o açık bekliyordu. Yıllardır bıkıp usanmadığım teknelerin denize yansımalarındaki oynaşmaları, uzun pozlama fotoğraflamak istedim. Ama o da ne? İzbandut gibi bir yaratık tepeme dikilmiş “benim teknemi niye çekiyorsun?” diyor arka arkaya. Neden gocunduysa…Kendisine tekneyi değil, denizdeki yansımaların fotoğrafı ile ilgilendiğimi anlatamadım. Bu sayfayı birileri kendisine gösterirse anlayacak, sorun değil de merak ettim. Ya ben Antalya’ya günübirlik gelen bir yabancı olsaydım, o fotoğrafları yurtdışına ulaştıracak olsaydım?

    Tansiyon ve şeker sorunum baş gösterdiğinden bu yana stresli ortamlardan, ucu bi yere varmayacak diyaloglardan kaçarım. Burada da öyle yaptım. Deniz Temiz Derneği tarafından ısrarla dile getirilen, dalgakırandaki açılmalara baktım. Bu açılma normal mi, risk var mı? Yetkilikler duyamadı  İzzet Ünlü’nün çığlığını. Burada devam ettim uzun pozlamaya. Genç çiftler vardı, denize karşı çekirdek çıtlatan (İzmirliler için açalım, ÇİĞDEM çıtlatıyorlardı.) Benim dilimde döküntülerimden bir İskele dizesi…

    “Bir an gelecek biliyorum.

    Yaşanan ömrümün herhangi bir yerinde,

    Çaresiz kalacağım bir kısın döngüde.

    Çıkıp yürüyecek iskeletler o an gömütlerden,

    Korkunç kahkahalarla gelecek üstüme öldüresiye.

    Ne Hüseyin Avni, ne Ümit Yaşar olacak,

    Dilim takılacak Tekerli’nin Antalya Meyhaneleri’ne.

    Söküp atacak usumdaki Orhan Veli’yi,

    Faruk Nafiz’i, Attila İlhan’ı bile.

    Antalya meyhaneleri de anlatamayacak o an

    Yaşamın güzelliğini.

    Belki de ölmüş olacak Ozan Tekerli.

    Araçlar duracak zamanın bir yerinde,

    Yollar geçecek gözlerimin önünden,

    Bir balık gözüyle göreceğim evreni.”

    Bu dizeler 1989 yılında yazılmış. 24 yaşındaymış masalcı. Evet, Ozan Nuri Tekerli’yi kaybedeli çok oldu. Antalya İskelesi’ni kaybetmedik, ama değişim zorunlu. Bu metin Ankara’da kaleme alındı. Masalcı bu dizeleri yazdığı yıllarda Ankara’ya gittiğinde Karanfil veya Konur sokaktaki tezgahlardan akşam simidi alırdı, ılık, yanıksı, çatlağı bol. Yani bildiğin Ankara Simidi. Artık onun bile olmadığını öğrendi son gelişinde. Neler değişmedi ki?


     








     


Yorum Yap