Nerdeydik, nereye geldik?

  • Songül Başkaya

    Songül Başkaya Yazı Arşivi
    23 Temmuz 2012 /   4620 Okunma

    Nerdeydik, nereye geldik?

    Sosyolog Firdevs Gümüşoğlu, 1920'lerden başlayarak ders kitaplarından toplumsal cinsiyetin tarihçesini çıkarmış. Öyle ilginç bir tablo çıkıyor, bu önemli çalışmadan...

     
    1924'te bir kitaba kapak olan kız çocuğu 40 yıl sonra kitaba başı örtülerek yerleştiriliyor...
     
    1945'e kadar kadın-erkek eşitken, 1950'den sonra annenin üniforması, önlük oluyor...
     
    Kadın git gide güçsüzleştirilirken, erkekse güçlendiriliyor...
     
    Çalışma bunu gözler önüne seriyor...
     
    1928, ilkokul 4. sınıf Yurt Bilgisi ders kitabında, "Şu annem, görüyorum ve anlıyorum ki hiçbir işte babamı yalnız bırakmıyor, her şeyde ona yardım ediyor. Demek babamla annem arasında sıkı bir tesanüt (dayanışma) var... Babam geçende bana bir de 'müşterek maksat'tan bahsetmişti. Bizim evde müşterek maksatla vücuda getirilmiş bir müessese olacak. Babamla annem birleşmişler hem kendilerinin hem çocuklarının saadetlerini temin etmek için çalışıyorlar. Anne ile baba galiba her evin temel taşı" denilerek, kadın-erkek dayanışmasından, eşitliğinden bahsediliyor. 1950'den sonra ise "Baba evin direğidir" deniliyor. Babanın yanında yemek yapan, sökük diken, çamaşır, bulaşık yıkayan bir anne figürü yer alıyor...
     
    1941 Alfabesi'nde bir örnekte erkek çocuk annesine "Sana yardım etmek, senin her dediğini yapmak ne güzel şey" diyor...
     
    1943'te kız ve erkek çocuk birlikte ördekleri izliyor, anne ördek önde. 1951'de aynı kitapta kız çocuk resimden çıkarılıyor, baba ördek önde!
     
    1942'den 1968'e kadar okutulan Alfabe'de kahvaltı masasında oturan anne, baba ve çocuk resmi var.
     
    Çocuk babasından tabağına bal koymasını istiyor. Baba balını verirken, anne çayını içiyor ve onlara gülümseyerek bakıyor. Annenin masadaki konumu kahvaltıya çağrılmış bir dost, arkadaş, gülümseyen ve orada olmaktan keyif alan bir kadın gibi...
     
    1950 sonrasında hazırlanan Alfabeler ve diğer ders kitaplarında ise kadınlar yemek, reçel, turşu, salça yaparken, ev temizlerken, çamaşır yıkarken, ütü yaparken, örgü örerken gösteriliyor...
     
    1951 Yurttaşlık Bilgisi 5. sınıf kitabında "Baba para kazanır. Anne yemek, dikiş işlerine bakar, evde düzen ve temizliği sağlar" deniyor...
     
    1970 yılı Hayat Bilgisi 3. sınıf kitabında "Bir evde oturan ailenin dirlik düzen içinde yaşaması için herkesin kendine düşen görevi yerine getirmesi gerekiyor. Örneğin anne evin temiz tutulması, yemeğin zamanında hazırlanıp sofraya getirilmesi, ütü, çamaşır gibi çeşitli işleri yürütür. Baba çalışarak ailenin geçimini sağlar.
     
    Kız çocuklar anneye yardımcı olur. Erkek çocukları evin dışarı işleriyle" deniyor...
     
    Ve 2000'ler...
     
    2000'de Hayat Bilgisi 1. sınıf kitabında anne çamaşır yıkıyor...
     
    2003'te Hayat Bilgisi 3. sınıf kitabında kadın anatomisi anlatılırken, kadına şort ve tişört giydiriliyor...
     
    2011'de Matematik 1. sınıf kitabında 'Hafiflik-Ağırlık' konusunun anlatıldığı örnekte öğrenciden baba, anne ve çocuğun taşıdığı ağırlıkların kıyaslanmasının beklendiği bu konuda cinsiyet, fiziksel güç ve yaş üzerinden bir hiyerarşi yaratılıyor. Babanın fiziksel gücü vurgulanarak kadının zayıf olduğu gösteriliyor.
     
    Öğrencilerden gösterilen mutfak gerekçelerinden silindire benzeyeni ok çizerek 'kadın'a götürmeleri isteniyor...
     
    Sonuç mu...
     
    Cumhuriyet'in ilk yıllarında çocuklara soran, sorgulayan, eleştirel bakmayı öğreten bir üslup aşılanıyor. Kadına pozitif ayrımcılık yapan bir söylem var...
     
    Ancak günümüz kitapları ise Gümüşoğlu'nun sözleriyle ''Genel olarak, ezberci, bilimsel yaklaşımdan yoksun, batıl inançları içeren örneklerle dolu. Kadınlara yönelik pozitif ayrımcılığa ilişkin çok az örneğe rastlanıyor. Esasında cinsiyetçi iletiler var"...
     
    Hatta durum daha da vahimleşiyor. Haremlik-selamlık eğitimden sonra haremlik-selamlık kamp dönemi de başladı...
     
    Yalnızca söylemde kadın zayıflaştırılıp, erkek güçlendirilmiyor; eylemde de bu yapılıyor. Bu yıl açılan Gençlik ve Spor'un kamplarına bakın. Kız-erkek ayrı dönemlerde kamp yapıyor. En çok dönem erkeklere ayrılırken, kız dönemi daha az...
     
    Yetkililer kadın temsilinin yetersizliğine, kadına yönelik şiddetin artışlarına bakarken, bu araştırmalara da bakmalılar. Ve işe ders kitaplarından başlamalılar...

     


Yorum Yap