“ Ufacık Nargile Kömürünün Günümüze Etkisi ”

  • Ziya Nur Sezen

    Ziya Nur Sezen Yazı Arşivi
    29 Temmuz 2019 /   678 Okunma

    “ Ufacık Nargile Kömürünün Günümüze Etkisi ”


    Son günlerde Kesik Minare ile yatıp, Kesik Minare ile kalkar olunca, ortalıkta bir minare kavgası gelişti. Ben de ister istemez meslek icabı bu kavganın bir parçası oluverdim.

     

    Olagelenlerle ilgili olarak içimi geçtiğimiz hafta döktükten sonra, size bir yaşanmış öykü anlatarak haftaya başlamak isterim.

     

    Hicrî 1313 (Milâdi 1895) yılı Ağustosunun 25. Günü, Sabah erken saatte uyandı Rum asıllı olup, sonradan Müslümanlığı seçmiş ve hatta Hacca gitmiş olan, Tifanzâde namıyla maruf Hacı Güllü efendi. Abestini alıp, sabah namazını eda etti ve dükkanına gitmeden bir keyif nargilesi içmeyi çekti canı. Kömürünü kapının önünde ateşledi, sonra birinci kata çıktı. Ateşi nargilenin üstüne alıp, tömbekiyi dumanladı. Hava çok sıcaktı, evin cümle kapısını ve üst kattaki camları açıp, evin içinde dolaşan hava akımının arasına oturdu.

     

    O zaman kullanılan Alaturka saatle 11, şimdiki saatle sabah 7 sularında, Hacının, nargilenin marpucu elinde, içi geçti, hafiften kestirmeye başladı. O ara bir rüzgar koptu geldi dar sokakların arasından, Hacı Güllü’nün evine sokak kapısından ve açık camlardan girdi, ortalığı şöyle bir karıştırıp, üst kattaki holde nargile ateşini dağıtarak arka taraftan çıkıp gitti. Hacı serinliğin mahmurluğunda neler olduğunu hissetmedi, ama rüzgar yapacağını yapmış ateşi dağıtmıştı.

     

    O devirde Türk illerinde sivil yapılar ahşap malzeme ile yapılırdı. Anadolu’nun ormanlarla kaplı olduğu tarih öncesi çağlardan beri insanlar, işlemesi kolay olan ahşap malzemeyi kullanmışlardı doğudan batıya, kuzeyden güneye. Anadolu halkı, özellikle Türkler, yapılarda ucuz ve kolay kullanılan keresteyi tercih etmişti bin yıllar boyu. Zemin rutubetine karşı, alt kat taş yapılsa da, üst katlar hep ahşaptı.

     

    Antalya ilinde de, etrafı ormanlarla kaplı olduğu için ahşap çok fazla kullanılmaktaydı. Ahşap ucuz, hafif, kullanması kolay bir malzemeydi ama, çabucak tutuşuyor, yapılar kısa zamanda yanıp, kül olabiliyordu. Üstelik, Antalya çevresindeki ormanlar çamlarla kaplıydı ve çıralı çam kerestesi kurudukça yanıcılığı kat be kat artan bir yapıya sahip olduğundan, ufacık bir kıvılcım büyük yangınlara neden olmaktaydı.

     

    Kaleiçinde 13 Mahalle vardı 19. yy sonlarında ve bunlardan üç tanesi Rumların Türk ahaliyle birlikte yoğun yaşadığı mahallelerdi. Cami-i Cedîd ise, en geniş ve kalabalık mahalle olarak, dar sokaklarındaki ahşap evleriyle öne çıkmaktaydı.

     

    Bu teknik ve tarihsel bilgileri ilettikten sonra dönelim Hacı Güllü Ağa(çok itibarlı ve ekonomik açıdan güçlü bir adam olduğundan, halk arasında kendisine böyle hitap edilmiş, bir çok arşiv belgesinde de böyle anılmıştır)’nın evine. Bu ev de çevresindeki pek çoğu gibi çam kerestesindendi ve sıcak havada reçinesi sıvılaşan kuru çamlar en ufak ateş etkisiyle hemen harlanmaya hazırdı.

     

    İşte o sabah ortaya çıkan rüzgarla dağılan ateş parçaları da yapacağını kolayca yaptı ve evin birinci katının ahşap döşemesinden başlayan alevlerin, ahşap duvarları sararak yükselmesi hiç de zor olmadı. Üzerine yarı oturur, yarı uzanmış halde uyuklayan Hacı Güllü aşırı sıcağı fark edip fırladığında alevler tüm çevresini sarmıştı. Can havli ile eşinin yattığı odaya meyletti ama alevler o tarafta her yeri kavuruyordu. Kendisi yarı yanmış halde evden dışarı zor attı kendisini, ama zavallı karısı ne yazık ki tanınmaz halde ancak yangın söndürüldükten sonra çıkartılabildi enkazdan.

     

    Hacı Güllü’nün evinde başlayan bu yangın evden eve atlayıp Cami-i Cedîd (bugünkü Kılıçaslan) mahallesini tümüyle yok etti. Yangında 400 civarında ev kullanılamaz hale geldi. Bu evlerde yaşayanlar yıllarca aile dostlarının yanında sığınmak zorunda kaldılar. O devirde itfaiye yoktu. Olsa da bu daracık sokaklarda bir işe yaramazdı.

     

    Bu yangında harap olan bir yapı da mahallenin ortasında yer alan Korkut Camii idi. Yapı tümüyle yandı ve bugün üzerinde kavga edilen minaresi, şerefe üstünde kalan kısmı ahşap olduğundan ve tümüyle yanıp, yıkıldığı için taş kısımlarıyla ayakta kalmayı başarıp, günümüze geldi. Cami de hemen yakınında yer alan ve Antalya’nın güzide bir yapısı olarak Ulucami ödevini yerine getiren Alâeddin Camii’nin varlığından dolayı tamir edilmek ihtiyacı görülmeyerek, içinde yer aldığı eski yapılarla birlikte etrafı çevrilip, olduğu gibi korunmaya başlandı.

     

    Bakın ufacık bir nargile ateşi bugün ne büyük kavgalara neden oldu. Ne diyelim, vardır bunda da bir hayır...

     

    Not: Bu yazıyı kaleme alırken, Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Sayın Doç.Dr. Güven Dinç dostumuzun “1895 BÜYÜK ANTALYA YANGINI

    (HARİK-İ KEBİR) VE SONUÇLARI” isimli uzun makalesinden çok yararlandım, kendisine teşekkürü bir borç bilirim.


Yorum Yap