19 Kasım’ı Beklerken

  • Ziya Nur Sezen

    Ziya Nur Sezen Yazı Arşivi
    16 Kasım 2020 /   2352 Okunma

    19 Kasım’ı Beklerken

     

     

    Siz geçtiğimiz günlere gelene kadar, hiçbir ekonomide, eski yönetenin görevden bir şekilde uzaklaştığı, yeni yönetenin de belli olmadığı zaman aralığında, ulusal paranın yabancı döviz karşısında böylesi bir değer kazancını yani revalüasyonunu gördünüz mü?

     

    Mümkünü yok görmemişsinizdir. Ben de 65 yıllık yaşamımda görmedim böyle bir garabeti.

     

    Üstelik, ülkemizde her ay hükümet değişikliklerinin olduğu, Yakıttan, sigaraya, yağdan, tüp gaza hiçbir temel malın piyasada bulunmadığı yıllarında gazetecilik yaptığım halde…

     

    Bir ekonomi gazetesi olan Dünya’nın yayın hayatına başlangıcında bu gazetedeydim. Piyasayı koklayan nice ekonomistle tanışıp, daha öncesinde hiç eğitimim, deneyimim olmayan ekonomi konusunda birçok bilgiyi onlardan edindim. Ve gördüm ki, kapitalizmin temel oyun alanı olan serbest piyasa ekonomisi havuzunda işler asla tesadüflere bağlı olarak yaşam bulmaz. Sebep sonuç ilişkisinin, dünyada belki de en katı işlediği alandır piyasa ekonomisi.

     

    Ancak şu son onsekiz yıl bize gösterdi ki, bizim ülkemizde piyasa ve devlet ekonomileri asla ekonominin temel kuralları üzerinden işlemiyor. Hele son yıllarda, tüm devlet işleyişinin bir kişinin iki dudağı arasına sıkıştığı bir devlet düzeninde, özellikle ekonominin, normal, yani evrensel kuralları ile yürümesini hayal etmek bile abesle iştigal.

     

    Dahası da, ülke içinde tarımsal ve hayvansal üretimin neredeyse sıfır seviyesine gerilediği, her şeyin ithal edilir olduğu günümüzde ekonominin rayında gitmesi mümkün değil elbette.

     

    Bizde gücü gücüne yetenin istediklerinin gerçekleştiği bir düzen hakim. Piyasalar ve devletin ekonomi yönetimi son dönemde, dozu gittikçe artan bir çekişmenin iki ucunda yer alıyorlardı. Devleti temsil eden iki kurum, Merkez Bankası ve Devlet Maliyesi yukarıda bahsettiğim iki dudak arasına bakarak kararlar alırken, piyasanın temel dinamiklerine uymayan bu kararları uygulamada çok ama çok zorlandılar.

     

    Her şey terazinin iki ucundaki dinamiklere değil, sayın Cumhurbaşkanının ağzından çıkan sözlere bağlı olarak yol alıyor olunca, terazi nasıl dengeleneceğini bilemedi bir türlü.

     

    Bu dönemde döviz piyasası aldı başını gitti. Dolar başta olmak üzere tüm yabancı paralar karşısında TL inanılmaz değer kaybına uğradı. Her ne kadar telaffuz edilmese de bu durum resmen bir devalüasyondu.

     

    Pandemi sarmalı ile iyice bunalan, ödeme zorluğu içindeki piyasa, sonuçta, bu iki devlet yapısının başındakileri yendi. Ekonomi kendi kurallarıyla işlemeyince sıkıntı kaçınılmaz oluyordu.

     

    Değişik etmenlerle işini yürütmekte zorlanan MB Başkanı ile Hazine ve Maliye Bakanı, birbiri ardınca görevlerinden ayrılmak zorunda kaldılar.

     

    MB Başkanının görevden alındığı resmen açıklandı ama, Maliye Bakanının neden ve nasıl görevinden ayrıldığı bir türlü anlaşılmadı. Bu ayrılık konusunda 27 saat boyunca bir açıklama yapılmamış olması halk arasında epey kafa karıştırdı ama, piyasa konuya ve kaotik sayılabilecek bu sürece inanılmaz bir biçimde olumlu tepki verdi ve dünya piyasalarını allak bullak edebilecek bu “Boş Koltuk” sendromu sırasında TL, saatler içinde revalue oldu, yani döviz karşısında hızla değer kazandı. Bakalım nereye kadar sürecek bu cicim tablosu.

     

    Şimdi piyasalar ve ekonomiye kafası çalışan herkes, faizlerin gelinen bu duruma tepki vermesini, bir miktar yükselerek ekonomiyi normal işleyişine oturtmasını bekliyor.

     

    Ancak burası Türkiye. Her konuda kendi bildiklerini mutlak gören ve verdiği direktiflerle ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı bakalım bu konuya nasıl yaklaşacak. Eski bakanlarından ikisini boşalan koltuklara oturtan sayın Erdoğan’ın 19 Kasım’da vereceği karar, bakalım piyasalarda nasıl soluk bulacak.


Yorum Yap