Akşam Yemeklerinde Ajans Dinlemek

  • Ziya Nur Sezen

    Ziya Nur Sezen Yazı Arşivi
    18 Haziran 2020 /   523 Okunma

    Akşam Yemeklerinde Ajans Dinlemek

    Ben çocukken, saat 19:00 oldu mu sofraya oturulurdu bizim evde. Babam “Ajans başladı, radyonun sesini açın” derdi.

     

    Yıllar geçti, şimdi de aynı gelenek evimizde sürüyor. Saat 19:00’da akşam yemeği için sofraya oturmak ve haberleri izlemek, eşimle benim baş tutkumuz halinde. Hele Mart ayı ortasında başlayan Pandemi sürecinde daha bir dikkatli izler olduk ajansları.

     

    Salgını önlemede sağlık çalışanlarımızın başarısı ile göğsümüz kabardı. Vefat sayıları azaldıkça bu işin üstesinden, tahminlerin aksine çok zorlanmadan geldiğimizi görerek sevince boğulduk.

     

    Ancak bu süreçte, ekonomideki çöküntüleri gördükçe de yüreğimiz burkuldu. İşsizlik oranının katlanarak artmasını dinledikçe gözlerimiz yaşardı. İşyerleri kapandı, çalışanlar ekmeğinden oldu, fiyatlar birkaç misli arttı. Velhasıl nanomikron büyüklüğünde bir virüs ekonomiyi çökertti.

     

    Bu arada açılan yardım kampanyaları kafamızı karıştırdı. Bir kısım kampanya paralel devlet kurma suçlamasıyla durdurulurken, devletin en üst organının IBAN numarası vererek yardım kampanyası başlatmasının ne anlama geldiği pek anlaşılamadı vatandaşlarımız tarafından.

     

    Olay (vak’a) sayıları gün gün izlendi. Sağlık bakanının açıklamaları samimi bulunup, tavsiyeleri en azından biz, +65 olanlar tarafından yerine getirilmeye çalışıldı. Ama birileri her fırsat buldukça önlemleri delmeyi görev edindi. Maske, eldiven kullanımı konusunda TV’lerde ve sosyal medyada inanılmaz sayıda uzman!!! ortaya çıktı. Vatandaş bu konuda ne yapacağını bilemez halde, yarı maskeli, hiç eldivensiz dolaşmaya başladı, dolaşmaya da devam ediyor.

     

    “Tedbirler harfiyen yerine getirilmeli, normale dönüş kademeli olarak bir sürece yayılarak gerçekleşmeli” diyen bakan ve uzmanlara karşın, devleti yönetenler 15 gün içinde ülkeyi “Yeni Normal” adı altında “Eski Normal”e döndürüverdiler. Sonunun nereye varacağı belli olmayan bir normalleşme sürecini yaşamaya başladık.

     

    Yukarıda haberleri yani ajansları dinliyoruz dedik ya, dün akşam da öyle oldu. Başladık haberleri dinlemeye ve şu açıklamaları ardı ardına duydukça kafamız iyice allak bullak oldu.

     

    Maliye ve Hazine Bakanı “sağlam ekonomimiz sayesinde” diye başlayan bir cümle kurmuş, onu duyduk. Ardından kendisinin kayınpederi sayın Cumhurbaşkanının “Bu krizden çıkmanın anahtarı, İslam İktisadına geçiştedir” dedi. Biz de “bu ne perhiz, ne lahana turşusu” dedik içimizden. Şimdi birileri anlatmalı, ülkemiz ekonomik krizde mi? Refah içinde mi?

     

    Bu arada komedi dünyasından sosyo-ekonomik haberleri dinleyip, gülüyoruz ağlanacak halimize. Neymiş efendim, son aylarda işsizlik azalmış, enflasyon düşmüş, vesaire, vesaire, vesaire…

     

    Önümüzdeki hafta sonu liselere giriş, sonraki hafta sonu üniversitelere giriş sınavları yapılacak. Milli Eğitim “Önlemler alınıyor” diyor. Belediyelerin desteği ile sınav mekânları dezenfekte edilip, salonlar hazırlanıyor. Yaşamlarının en değerli yıllarını oyun oynamak yerine bu sınava hazırlanmakla geçiren yüzbinlerce yavrumuz sınav kaygısı ile karın ağrıları çekiyor ve bizim Milli Eğitim Bakanı “Bu sınava girmek zorunlu değil” diyor.

     

    Her alanda olduğu gibi eğitim konusunda da standardı olmayan, çok çeşitli okul ünvanları ve birbirinden çok farklı eğitim kalitesi içindeki Milli Eğitim sisteminde bu sınav, çocuklarının geleceğine güzel bir yol çizmek isteyen aileler ve gözbebekleri yavruları için, kaliteli eğitime ulaşmak adına bir fırsat. Yani bu sınav onlar için olmazsa olmaz.

     

    Kalkıp, “Bu sınav zorunlu bir sınav değil, herkes girmese de olur, geçen yıllarda da tüm öğrencilerimiz bu sınava girmedi” diyerek, zaten stres içinde hafta sonunu bekleyen binlerce aileye sınavı önemsiz gösteren bir mesaj vermeye kalkarsanız, kusura bakmayın, bu söylem insanlarla dalga geçiyorsunuz diye algılanır.

     

    Sayın Bakan ömrünüzde nice sınavlara girmişsinizdir. Sınav stresi nedir elbette bilirsiniz. Sınav tarihi yaklaştıkça, stresin kaygıya dönüştüğü son günlerde hem öğrenciler, hem de aileleri, yetkili ağızlardan, kendilerine, bu olayla baş edebilmeleri için yol gösterecek birkaç kelime duymak isterler.

    Siz ise onları karamsarlıklara itebilecek bir söylem getiriyorsunuz gündeme.

     

    Bu konuyu nasıl düzeltirsiniz bilmem ama, eğitimci kimliğimle, haddim olmayarak bir tavsiyede bulunayım. Lütfen sınav stresi içindeki ailelerden özür dileyin. Bir şekilde sözlerinizin farklı anlama geldiğini, “aslında sınava girmeseniz de olur” demek istemediğinizi onlara anlatmaya çalışın lütfen.

     

    Ya da olması gerekeni yapın ve iyi bir eğitimi, ancak böyle sınavlarla elde edilebilen bir olgu olmaktan çıkartıp, tüm okullarda aynı düzey ve kalitede sunacak bir sistemi getirin ülkemize. Ama bunu kendi bildiğinizce yapmayı denemeyin, daha önce gördük, beceremiyorsunuz. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Dünyada bu işi başarmış onlarca ülke var. Buralarda uygulanan sistemleri gerçek eğitim uzmanlarına inceletip, ülkemize en uygun olanı alın uygulayın.

     

    Eğer bu önerilerimden birini gerçekleştirmeye yüreğiniz ve gücünüz yetmiyorsa, Milli Eğitimle uğraşmayı bırakıp, lütfen bahçenizde huzur içinde çiçek yetiştirin.

     

    Sevgili çocuklar, emin olun bu sınavlar öyle kaygı duyulacak, stres yaratacak olgular değildir. Lütfen rahatlayın. Hepiniz bu sınavlarla baş edecek bilgi ve donanıma sahipsiniz. Son günleri ders çalışmak yerine, rahat bir ortamda kafanızı dinleyerek geçirin. Özellikle büyüklerinize söyleyin, akşam yemekleri sırasında ajans izlemesinler. Sonrasında da televizyonda haberleri kısık sesle izlesinler. Siz kafanızı dağıtacak, sizi rahatlatacak etkinliklerle uğraşın. Hepinize kolay gelsin…

     

    Yerim sınırlı olmasa, yazacak çok şey var. Artık onlar da gelecek yazılara.

     


Yorum Yap