Basketbolun Sizden Beklentisi…

  • Ziya Nur Sezen

    Ziya Nur Sezen Yazı Arşivi
    3 Ağustos 2022 /   515 Okunma

    Basketbolun Sizden Beklentisi…


     

    Bizlerin basketbol oynamaya başladığımız 1960’lı yıllarda, ne aileler, çocukları bu sporu yapsın diye kulüplere para öderlerdi, ne de kulüpler lige katılmak için Federasyona…

     

    Ne antrenörlerin, ne de hakemlerin lisansları her yıl vize yapılarak federasyon tarafından paralar toplanmazdı.

     

    Bütün lisans sicil işlemleri Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesindeki Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğünün illerdeki müdürlükleri bünyesinde yapılır, bunlar için bir para ödenmezdi.


     

    Çünkü basketbol o yıllarda Amatör bir spor branşı idi.

     

    Kulüplerin liglerde oynayan takımlarında yer alan sporcular da basketboldan para kazanmazlardı o dönemde…

     

    Bu durum 12 Eylül sonrası, ülkenin başına geçen Özal’ın döneminde, profesyonelleşme adı altında tersine döndü.


     

    Basketbol, futboldan sonra profesyonelleşen ikinci spordu ülkemizde… Artık bu spordan para kazanan basketbolcular sahadaydı.

     

    Sonra 90’lara, 2000’lere geldik. İş daha ötelere gitmeye başladı. Artık aileler çocuklarına spor yaptırmak, özellikle basketbol oynatmak için kulüplere ve spor okulu adı altında açılan ve çoğu mali ve idari denetimden uzak oluşumlara tomarla para ödemeye başladılar.


     

    Federasyon da, kâğıt üzerinde özerkleşmiş gibi görünmeye başladı o dönem. Bir döner sermaye oluşturmak amacıyla, kulüplerin lige katılımı için, sporcu ve antrenörlerin lisanslarının çıkartılması ya da vize edilmesi için para toplamaya başladı.

     

    Değişen konjonktürde dünyaya entegre olurken, diğer alanlarda olduğu gibi sporda da daha profesyonel bir yapıya evrilmek elbette normaldi. Ama bizde durum geldi geldi, ranta dayandı.


     

    Basketbol federasyonu her şeyin para ile yapıldığı bir kurum olmuştu artık.


     

    Antrenör ve hakem temel kurslarından, gelişim seminerlerine katılım ücreti alınıyordu. Bu paraları yatırıp, o çalışmalara katılmazsanız, bu spor branşında görev yapamazdınız. Hâlâ da yapamazsınız. Hatta antrenör ve hakemlerin lisansları da her yıl para ile satılan pullar yapıştırılarak vize edilmeye başlandı.


     

    Futbolun ve basketbolun profesyonellik adı altında büyük paraların konuşulduğu sektörler haline gelmesini takiben, 2000’li yılların başından itibaren, her spor branşında para konuşulmaya başladı.

     

    Ve sonunda öyle bir noktaya geldik ki, artık bir takımın lige katılması için federasyonumuz servet istemeye başladı.


     

    Örnek olarak, Türkiye Basketbol İkinci Ligi’ne katılacak takımlardan istenen paraları yazayım size… Federasyon talimatı aynen şöyle…

     

    “ 1. Türkiye’de faaliyet gösteren bankalar tarafından Türkiye Basketbol Federasyonu lehine düzenlenmiş 1.500.000,00 TL’lik teminat mektubu veya TBF hesabına ilgili tutarın dönem sonunda iade edilmek üzere yatırılması,

     


    2. Ek katılım bedeli olan 140.000 TL’nin ödendiğine dair banka dekontu…”

     

    Bursa ilimizin yetiştirdiği değerli basketbol antrenörü ve yöneticilerinden, Yeşimspor Kulübü Direktörü sevgili dostum Cem Çağal, facebook’ta yönettiği Basketbol Birliği grubunda, konuyla ilgili aşağıdaki paragrafı yazmış. Altına imzamı atarak, burada paylaşmak istedim o paragrafı…


     

    “Marifet, kulüplere kaynaklar yaratarak, genç sporcuların, antrenörlerin önünü açmaktır, basketbol sevgisiyle yapılanmaya çalışan insanların kursağına çöküp, vazgeçirme noktasına getirmek değil...

    140.000 TL. gibi, karşılığını açıklamaya leğen kemiğinizin yetmeyeceği bir rakamı geçtim, 1.500.000 (birbuçukmilyon) TL. teminat mektubu nedir arkadaş (sadece masrafı 50.000 TL. tutar )… Kulüplere bir kuruş harcırahın verilmediği, antrenör ve sporcuların sözleşme zorunluluğu olmadığı bir ligde bu neyin teminatı?”


     

    Cem Çağal yazısını şöyle bitiriyor: “İki topa, bir gömleğe oyunu satanlar… açık fermuarını göremeyip ‘emirle’ sandığa gidenler, sizlere de yazıklar olsun… EN AZ BUNLAR KADAR SUÇLUSUNUZ…”


     

    Ben de, 58 yıldır parkelerin tozunu yutarak, yaşam biçimim yaptığım basketbol sporunda, son dönemde gelinen noktayı şu sözlerle özetleyip, bitiriyorum;


     

    Türk Basketbolunun asıl sahibi, altyapısından oyuncu yetiştirmeye uğraşan, elinde güçlü sermayeleri olmadığı için, isim yapmış sporcuları transfer edemeyen, genellikle yöresindeki belediyenin, ya da ismim bir yerde geçsin de satışım az buçuk yükselsin diyen, orta ya da küçük ölçekli bir kuruluşun sponsorluğu ile deplasman giderlerini, forma, top masraflarını karşılayan bu kulüplerdir.


     

    Bu kulüpleri, böyle büyük paralar isteyerek, spora hizmetten uzaklaştıran federasyon, basketbola değil, ranta hizmet ediyor gibi görünüyor…


     

    Federasyonu yöneten değerli arkadaşlar, basketbolun içinden geldiğinizi unutmadan alın kararlarınızı lütfen… Yeniden amatörlüğe dönemeyiz, bunu hepimiz biliyoruz. Ancak insanların içindeki basketbol aşkını nefrete dönüştürmeyin, ateşi söndürmeyin.

     

    Basketbolun sizden beklentisi sadece bu…


Yorum Yap