Bir hüzünlü veda daha…

  • Ziya Nur Sezen

    Ziya Nur Sezen Yazı Arşivi
    20 Kasım 2021 /   881 Okunma

    Bir hüzünlü veda daha…

     Son dönemde ülkemizin değerli insanlarını tek tek kaybediyoruz ve bu iş, gittikçe daha hızlı bir hal almaya başladı gibi geliyor bana.


     

    Siyasetten sanata, spordan iş insanlarına, pek çok değeri birbiri ardına yitirdik, yitirmeye de devam ediyoruz. Her gidenin ardından yüreğim fena halde sızlıyor. “Umarım bu son olur, artık uzun bir süre cenaze lafı etmeyiz” diye kafamdan geçiriyorum ama, daha son mezarın suyu kurumadan bir yeni kayıp haberi ile sarsılıyorum.


     

    İki gün önce de böyle oldu. Daha Ferhan Şensoy’un acısı yüreğimizde tazeliğini korurken, yeni bir acı çöktü içimize.


     

    Dile kolay tamı tamına kırk yıl önce tanıdım onu. Hani kırk yıllık dost denir ya aynen öyleydi bizim tanışıklığımız.


     

    Avrupa Konseyi’nin desteğinde, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın organizasyonu olarak 18. Avrupa Sanat Sergisi ülkemizde Anadolu Medeniyetleri Sergisi adıyla 1983 yılında açılacak ve 6 ay süreyle İstanbul, bu önemli etkinliğe ev sahipliği yapacaktı.


     

    1982 yılında hazırlık çalışmaları başladı. Bu çalışmalarda, meslektaşlarımdan bazıları ile birlikte görev alıyor, oradan oraya koşturuyorduk.


     

    Aralarında Topkapı Sarayı, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Türk İslam Eserleri Müzesinin de olduğu yedi ayrı sergi mekânında sergilemeler yapılacak ve Anadolu Kültür Tarihi Prehistorya’dan, Osmanlı dönemi sonuna kadar kesintisiz anlatılacaktı.


     

    Bu arada, işin turistik, hediyelik eşya kısmı da oldukça önemliydi ve Anadolu’yu betimleyen eserlerin en güzel örnekleri imal edilerek, ziyaretçilerin beğenisine sunulmalıydı.


     

    İşte bu bağlamda, işin takılarla ilgili kısmı, takı yapmayı bir sanat olarak gören, o güne kadar ürettikleri ile büyük beğeni toplayan bir ustaya, Nurhan Acun’a verildi.


     

    Benden yirmi yaş büyüktü. Onu ilk gördüğümde saygı ile elini öpmek istemiştim, ama o atik davranıp, bana bu fırsatı tanımamıştı. Son derece saygılı, bilgisi ve konuşması ile karşısındaki insanda hayranlık uyandıran bir kişiydi Nurhan ağabey.


     

    O dönem ürettiği işlerle Anadolu Medeniyetlerine damgasını vurdu Nurhan Acun. Çeşitli ödüller aldı. Yurt içinde ve dışında pek çok sergiye katıldı eserleriyle.


     

    Aslında iç mimardı. 1957 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi) İç Mimarlık bölümünden mezun oldu. Ömrünün büyük bölümünü Eller adını verdiği atölyede geçirdi.


     

    Anadolu Medeniyetlerinin Tunç Çağı, Hitit, Roma, Bizans Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden takı modellerini yeniden el ürünü örneklerde yaşattı. Eller Sanat Galerisi’nde ürettiği eserlerle yurt içi ve yurt dışında ilgi gördü, takdirle karşılandı.


     

    1980 yılında tuttuğu dükkân, son 20 yıldır evi de oldu. Bu mekân, onun için atölyeden öte bir yer, bir yuvaydı. Gündüz galerisini gezmeye gelen turistleri ağırlar, akşamları ise dükkânın asma katında resim yapar, dinlenirdi. Atölyesi, Beyoğlu İstiklal Caddesi’nin önemli sanat ve kültür mekanlarından biriydi.

     


    Sevgili arkadaşım, öğretmen Ebru Bilgin Tığlı’nın önderliğinde Antalya’da, 2017 ve 2019 yıllarında iki sergi açtı. Ben yıllar sonra kendisiyle yeniden karşılaşmanın heyecanını sevgili Ebru’nun sayesinde bu sergilerde yaşadım. Öyle büyük yürekli ve bonkördü ki, takılarından herhangi birini beğenen oldu mu, o takıyı hemen hediye ederdi. Bu arada eşim de onun bu yüce gönüllülüğünden nasibini aldı ve hediye ettiği güzel takılarla çok mutlu oldu.


     

    Nurhan Acun, son zamanlarda kiracısı olduğu Santa Maria Kilisesi ile davalık olmuştu. Yaşamını sürdürdüğü mekânından çıkartılmak istendiği için de çok tedirgindi.


     

    "Dükkânlar dolarla kiraya veriliyor. Benden de yüksek bir kira istediler. Ben de direndim. Çünkü bu dükkânda onlarca yıllık emeğim var. Hayatın yarısı gibi. Zaten ömrümün sonuna gelmişim, biraz daha bekleseler olmaz mı?" diye dert yanardı.


     

    Santa Maria Kilisesi papazı ise Nurhan Acun’a bir huzurevine yerleşmesini tavsiye ediyordu. Oysa sanatın ve üretmenin yaşı olmadığını elbet o da biliyordu.

     


    2018 yılı 30 Mart’ında, onun yuvam dediği Eller Sanat Galerisi’nde, benim moderatörlüğümde bir gece düzenleyip, Anadolu’da takı sanatının gelişmesini, bir telefonumla koşup gelen beş dostumla anlatarak Nurhan ağabeyime destek vermeye çalıştık.


     

    “İnsanoğlu son nefesine kadar çalışmalı, sonraki nesillere kültürümüzü aktarmalı, karşılık beklemeden iyilik yapmalı, hayatta sevginin, paylaşmanın maddiyattan daha önemli olduğunu bilmelidir” derdi konuşmalarında sıklıkla.



    Tanıdığımız en sevecen, en güzel yürekli, en bilge insanlardan Nurhan Acun işte böyle bir insandı. 17 Kasım günü yaşama veda etti. 18 kasımda biz de ona veda ettik.


     

    Ona “Güle güle git usta, yolun ışıklı olsun” demek benim için gerçekten çok zor. Bundan sonra Beyoğlu bana daha bir boş, daha bir anlamsız gelecek.


     

    Artık onun ellerinden çıkmış takılar, onun çevresindeki gerçek dostları ile iki kez sergi düzenlediği Antalya’mızdaki sevenleri de öksüz kaldı gidişiyle. Mekânı Cennet, Ruhu Şâd Olsun…


Yorum Yap