Çelişkiler Ülkesi Olmaktan Kurtulamayacağız...

  • Ziya Nur Sezen

    Ziya Nur Sezen Yazı Arşivi
    3 Haziran 2020 /   900 Okunma

    Çelişkiler Ülkesi Olmaktan Kurtulamayacağız...

     

    Bu Covid-19 meselesi insanlık adına inanılmaz durumları ortaya çıkarttı. Öncelikle ülkeleri yönetenlerin, ne kadar işinin ehli olduğunu ve olamadığını gördük bu dönemde.  

     

    Salgın, Dünyada öylesine korkunç boyutlara ulaştı ki, gelişmiş-gelişmemiş, zengin-fakir ayırt etmeden her ülkeyi sarsacak sonuçlar yarattı. Dünyanın dev ekonomileri bile baş edemediler bu felaketle.

     

    Hele sağlık sistemlerini, diğer tüm alanlar gibi özel sektörün eline bırakanlar, örneğin ABD, sağlık sistemlerini kontrol edemediler ve sistemler kökten çöktü bu ülkelerde.

     

    Ancak büyük bütçeler ayırabildikleri ekonomileri sayesinde bu dev ülkeler, salgından etkilenen ve izole olmak için evlerine kapanan ve işlerini, gelirlerini kaybeden vatandaşlarına bu kayıplarını karşılayacak parayı verebildiler, verebiliyorlar.

     

    Sağlığını ve sıkıntıya girse de geleceklerini düşünerek evlerinde oturan halk, gelirleri bir şekilde devlet tarafından sübvanse edildiği için, hallerinden pek de şikayetçi değiller.

     

    Bu dev ekonomili ülkelerin bir bölümü ise, örneğin Almanya, sağlam devlet yapıları sayesinde olayı çabuk atlatıp, normalleşme sürecine girdiler bile. Gene de tedbirleri elden bırakmadan normalleşiyorlar.

     

    Peki ya ülkemizde… Sağlık çalışanlarının kendi canlarını hiçe sayarak, fedakârca çalışmaları sayesinde salgın, kontrol altına alınmış görünüyor. Eskilerin deyimi ile sağlık personelimize herkesin medyun-u şükran olması gerek ülkemizde. Onlar için bu devlet, bu millet ne yapsa azdır.

     

    Ancak Covid-19 virüsünün yayılması ve hastalığa neden olması yüzde yüz engellendi mi? Elbette hayır. Ayrıca sosyal tedbirler yeterli mi? Ona da evet diyebilecek bir bilim adamının var olduğunu düşünmüyorum. Üstelik bu salgının, ülkemizin belini büken bir başka yönü de var.

     

    Salgınla tanıştığımız Mart ayı başında, ekonomisi pamuk ipliğine bağlı tüm ülkelerde olduğu gibi, Ülkemizde de, salgın nedeniyle bu dönemde işini ve gelirini kaybedenlerin karınlarının nasıl doyacağı, kiralarını, faturalarını nasıl ödeyecekleri, azalan hatta durma noktasına gelen üretimin nasıl ikame edileceği en büyük sorun olarak devleti yönetenlerin önüne geldi. Böylesi büyük boyutta bir salgına ne yazık ki hazır olmayan ülke yönetimi, işi hamasi tedbirlerle geçiştirmeye çalıştı, çalışılmaya devam ediyor. Covid-19 da ülkemizdeki hemen her sosyal olgu gibi siyasete alet edildi, edilmeye devam ediyor.

     

    Burada maske dağıtma faciasına değinmeyeceğim. O öyle bir tenakuz ki, sayfalarca yazsak, günlerce konuşsak anlayamayız.

     

    Ayrıca ‘Büyük Ekonomi’ olduğunu iddia eden bir devlet yönetiminin, büyük devletler vatandaşlarına ciddi rakamlarla destek olurken, halkına IBAN numarası verip, “Biz bize yeteriz” sloganı ile halkın yaralarını sarmak için halktan para toplaması çelişkisini anlamakta da çok zorlanıyorum şahsen.

     

    Zamansız açıklanan bir sokağa çıkma yasağının nasıl bir sosyal kaosa neden olduğunu gördük. Sonrasında her hafta sonu benzer teraneler tekrarlandı. Yasak başlayacağı gün marketler adeta yağmalanıyor, halkın bir bölümü sanki aylarca evde kalacakmış gibi alışveriş ediyor. Yasağın bittiği dakikadan itibaren de insanlar gece yarısı demeyip, çılgınca sokağa dökülüyorlar.

     

    Ülkemizde alınan tedbirler konusunda anlamakta zorluk çektiğimiz bir başka şey de, 11 Mayıs’ta AVM’lerin paldır küldür açılması.

     

    Bana saçma gelen bir çelişkili uygulama da şu. Sokağa çıkma yasağı var deniyor, o saatlerde marketler ve başka dükkanlar açılabiliyor. İnsanlar markete gidiyorum diye sokağa fırlayıp, saatlerce sokakta dolanıyor.

     

    Ardından 1 Haziran’da başlayan yeni dönem… Bu dönemde açılacak ve müşteri kabul edecek işyerleri, oteller, plajlar vesaire…

     

    Ne kadar önlem alırsanız alın, günde ortalama bin kişiye yakın bulaş, 28-30 kişinin ise maalesef ölüm haberinin geldiği ülkemizde bu alelacele normale dönüş, bana hiç normal gelmiyor.

     

    Bütün bunların nedenini tahmin etmek bizim için elbette zor değil. Ekonominin can çekiştiği ülkemizde, bir şeyleri güllük gülistanlık gösterip, “hadi normalleşin” demek, sadece devletin saramadığı yaraları, halka, kendi kendisine sardırma çabasından başka bir şey değildir.

     

    İyi de ekonomiyi yönetemeyip, halkı halka muhtaç eden, halk için halktan yardım toplayıp, bu yardımları halka dağıtırken adil olamayan, şu kadar milyar lira parayı, şu kadar fazda (bu faz ne demekse) halkımızda dağıttık derken, işini kaybedenlerin İş Kurumu önünde sıra olmasını engelleyemeyen yöneticiler, salgının geleceği ile ilgili ekonomik açıklamaları ile ne kadar inandırıcı olmaktadırlar?

     

    Çelişkileri düşünürken, yazarken yoruluyor insan.

     

    Hadi bir de şu soruya cevap versin bu işe aklı eren biri varsa…

     

    65 yaş üstünün sağlığını düşünüp, onları sürekli evde tutmaya bu kadar özen gösterirken, onlara haftada bir gün, üç-beş saat sokağa çıkma izini vermeyi ballandıra ballandıra, bir lütuf yapıyormuş gibi açıklayanlar, “işi olan +65’likler işine, dükkanına gitsin” demeyi nasıl uygun görebiliyor? Madem 65 yaş üstü bunca riskli, o zaman neden bu grubun yarısını dışarı çıkartıp, üstelik de insanlarla burun buruna kalacakları işlerinin başına yolluyorsunuz?

     

    Bütün bunlar ülke ekonomisinin ne durumda olduğunu gösteren veriler. Ama bu veriler ortadayken, “ekonomimiz rekorlar kırıyor” diye açıklama yapanları izlemek, olsa olsa komedi dünyasından bir film izlemeye benziyor…

     

    1 Haziran’dan itibaren uygulamaya alınan bu ve benzeri çelişkili kararlar, inşallah vaka sayılarında bir artışa neden olmaz. 

     

    Lütfen artık çelişkiler ülkesi olmaktan kurtulalım…

     

    Herkes çok sıkıldı, herkes işine dönmek istiyor. Ama lütfen tüm koruma tedbirlerine sıkı sıkıya uyalım, mecbur olmadıkça evde kalmaya devam edelim. Ve bugün yaşadıklarımızı sandık başında hatırlamayı unutmayalım…

     


Yorum Yap