Çocuklarımızın bir sene daha kaybetmeye tahammülü yok…

  • Ziya Nur Sezen

    Ziya Nur Sezen Yazı Arşivi
    31 Ağustos 2020 /   1158 Okunma

    Çocuklarımızın bir sene daha kaybetmeye tahammülü yok…

     

    Coronavirüs belası dünyanın başına bela olalı neredeyse bir yıl geçti. Ülkemizde ilk bulaş görüleli de altı ay oluyor. 

     

    Bu altı ay boyunca, sağlık personelinin, hekiminden, hasta bakıcısına, temizlikçisinden, ambulans şoförüne, eczacısından, paramedik personeline kadar tümü, büyük özveriyle, canlarını hiçe sayarcasına çalıştılar ve salgınla gece gündüz demeden savaştılar, savaşmaya da devam ediyorlar.

     

    Kıymetleri bilindi mi? Bence hayır. 

     

    Manevi birkaç destek cümlesi ile birkaç hafta boyunca balkonlardan alkışlamalar dışında bu fedakâr insanlar için hiçbir şey yapılmadı.

     

    Hoş kim için ne yapıldı ki bu dönemde?

     

    Salgın Mart ayında başladı, yayılma emareleri gösterince, tedbir amaçlı okullar başta olmak üzere Kamu Kurum ve Kuruluşları ile Özel Kuruluşlarda zorunlu izine çıkartmalar, hatta işten çıkartmalar başlarken, hemen tüm işyerleri de ya kapandı, ya da kısıtlı saatlerde çalışmaya başladı.

     

    Salgın devam ederken ve her gün bin rakamının üzerinde yeni bulaş ile, onlarca ölüm rapor edilirken, işyerlerinin açılması gündeme geldi. Haziran’da AVM’ler başta olmak üzere işyerleri açıldı. 

     

    Açıldı; Çünkü Devletimizin işyeri kapalı olan, satış yapamadığı için işini küçültüp, elemanlarını işten uzaklaştırmış insanlara ödeyecek parası kalmamıştı. 

     

    Diyebilirsiniz ki, “IBAN numarası verilip, halkımızdan toplanan paralara ya da Dünya’daki tüm devletleri kıskandıran güçlü ekonomimize ne oldu da, işyerlerini paldır küldür açtık?”

     

    Bunun cevabı kısadan şu olur: “Deniz bitti kaptan, gemi karaya oturdu…”

     

    Kontrolsüz sokakta dolaşan insanlar, normalleşmeyi vurdumduymazca bir aymazlık olarak algılayıp, yaşamlarını salgın öncesi sürdürmeye, maske, sosyal mesafe gibi kavramları umursamayarak, bayramları eski minval üzerine kutlamaya kalkınca, Bulaş sayıları da, covid 19 eliyle ölüm sayıları da yükselmeye başladı ve ne yazık ki düşmüyor.

     

    İşyerlerinin, çalışanların durumu kısaca bu.

     

    Sosyal Devlet olmanın gereği olarak, salgın boyunca evde kalmalarını sağlayıp, geçimlerini kısıtlı olsa da sürdürmelerine destek olmak zorunda oldukları yurttaşları, kasada para kalmayınca, kendi ekonomilerini kendilerinin düzeltmesi için, yaşamlarını hiçe sayarcasına sokağa dökenler, devlet kasasına ekonomik olarak ekstra yükü olmayacak olan 65 yaş üstü insanları, salgının baş sorumlusu ilan edip, evde oturtarak, Coronavirüs Salgınını önleyeceklerini sanıyorlar.

     

    Elbette yanılıyorlar.

     

    Şimdi olayın daha vahim olan eğitim boyutu var, ona bakalım…

     

    Salgın patlak verince kapatılan okullarda geçen öğretim yılı, neye hizmet ettiği pek anlaşılmayan, dijital ortamda uzaktan eğitim yöntemiyle tamamlandı. Bu eğitim sistemi o kadar anlaşılmaz bir yapıda gelişti ki, Öğrencilere ikinci yarıyıl için bir şeyler anlatıldı ders adı altında ama sonunda karne bile verilmedi ve ilk dönem notlarıyla ya sınıf geçtiler, ya da kaldılar.

     

    Şimdi yeni öğretim yılını başlatıyor Milli Eğitim Bakanlığı.  Belirsizlikler zinciri bu sektörün tüm paydaşlarını perişan etmiş durumda.

    Uzaktan kumandalı eğitim, yani TV ekranından, bilgisayardan, tabletten, telefon ekranından birileri ders anlatacak, öğrenci bunları dinleyecek, öğrenecek, her nasıl yapılacaksa sınavına girecek, bunun adı da Eğitim olacak. “ Hadi canım “ derler adama. Çünkü altyapısı sağlam değil. Tüm öğrencilere eşit ders alma olanağı sağlayacak sistem kesinlikle yok.

     

    Coronavirüs salgını azalıyor diye 31 Ağustos tarihinde okulları fiziksel olarak açmaya karar verdi bakanlık, alelacele ilan etti, veliler, öğrenciler, öğretmenler, okul idareleri, okul kantini işletenler, servis şirketleri, kırtasiyeciler, okul kıyafeti diken ve satanlar bu habere çok sevindiler ve hazırlıklara başladılar. 

     

    Ancak Kurban Bayramı ertesi, bulaş sayıları hızla artmaya, memlekette salgının henüz bitmediği, bırakın bitmeyi yeniden alevlenmeye başladığı gerçeği ortaya çıkınca, herkes tedirgin oldu.

     

    Ancak bir an önce hazırlıklarını yapmak isteyen kırtasiyeci, kıyafetçi, kantinci gibi küçük esnaf, para yatırıp mal aldığı için, onların tedirginliği sıkıntıya dönüştü. 

     

    Zira geçen yıldan elinde olanı pandemi döneminde evine barkına harcamak zorunda kalan, kısacası yaşayabilmek için hazırdan yiyen esnaf, yeni yıl için hazırlıklarını banka kredisi çekerek yapmak zorunda kaldı.

     

    Okullar açılmayacak, uzaktan eğitime devam kararı alınınca bu kişiler ne yapacaklarını şaşırdılar. Karamsar bir tablo onları bekliyor şimdi. Hepsinin dilinde tek cümle: “ Ya okullar 21 Eylül’de de açılmazsa…” . Zira gidişat onu gösteriyor, yani tablo kötü.

     

    Öte yandan veliler daha geçen sene ödedikleri özel okul paralarının karşılığını eğitim, yemek, servis hizmeti olarak tamamen alamamışken, bazı özel okullar erken ödeme indirimi adı altında onlardan yeni senenin parasını da peşin ya da taksit yaparak almaya başlamışken, ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar.

     

    Uzaktan eğitim ödedikleri paranın karşılığı olabilir mi?

     

    Peki okullarda yüzyüze eğitim yapılabilecek mi bu yıl?

     

    Milli Eğitim Bakanlığına göre “ Evet, Eylül ayının 21’inde okullar açılacak…” Ama Coronavirüs bulaşışı yeniden korkunç bir hal almaya başlamışken bu ne kadar gerçekçi bir beklenti…

     

    Bu belirsizlik eğitim sektörünün tüm paydaşlarını perişan etmiş durumda. Devletin üzerine düşeni hakkıyla yerine getirip, bu salgının gidişatını gerçek boyutlarıyla açıklığa kavuşturması herkesin beklentisi. Bu beklenti karşılanmalı ki herkes ne yapacağını bilsin.

     

    Lütfen gerçekleri ve buna bağlı olarak yaptığınız planlamaları açık açık anlatın millete. 

     

    Çocuklarımızın bir seneyi daha kaybetmeye tahammülü yok….


Yorum Yap