Diplomasi oyunu, kurallarına uygun oynarsanız kazandırır

  • Ziya Nur Sezen

    Ziya Nur Sezen Yazı Arşivi
    21 Ağustos 2020 /   3560 Okunma

    Diplomasi oyunu, kurallarına uygun oynarsanız kazandırır

    Antalya, Türkiye’de, Turizmin Başkenti diye anılır.

     

    Ülkenin en kaliteli 7 yıldızlı, 5 yıldızlı ve de daha düşük yıldızlı otelleri bu kentimizdedir. Yani kısaca her keseye göre güzel bir tatil yapma olanağı vardır Mustafa Kemal Atatürk’ün deyimiyle “ Dünya’nın En Güzel Yeri”  olan Antalya’mızda.

     

    Her yıl artan sayıda turisti ağırlamakla övünen Antalya, geçtiğimiz yıllarda, uluslararası arenada “Eyyy” çekmelerle gelişen siyasi olayların, sosyo-politik etkileri sonucu, önce bir krize girmiş, ama geçtiğimiz iki yılda, TL’nin düşen değerinin cazibesi ile gelen turist açısından sayısal rekorlara imza atmıştı.

     

    Atmıştı atmasına da, bu sayısal rekor, gelirlere pek olumlu yansıyan bilançolar yaratmamıştı. Her şey dahil sistem, otel sahiplerini memnun ediyor gibi olsa da, kent merkezine inmeyen turist Antalya esnafına hiçbir şey bırakmıyor, Kaleiçi de dahil, kent merkezindeki pek çok esnaf, siftahsız kepenk kapatıyordu. Bu sistem otel ve acenta rehberlerinin yönlendirmesiyle dükkanına turistin gruplar halinde girdiği kent dışındaki halıcı, derici, hediyelik eşya satıcısı ve reçelcilere yarıyordu en çok. Bir de AVM dükkanlarına… Bütün bunlar, yanlış uluslararası politika üreten devlet yöneticileri ile yanlış turizm tercihleri sunan, sektörün ağır ağabeylerinin eseriydi.

     

    Buraya kadar geçtiğimiz yılların durumuna bir baktık. Aşağıda bu yıl neler oluyor, ona bir göz atalım.

     

    Mart ayında ortaya çıkan pandemi, yani küresel salgın, yeni sezon için hazırlanan turizmcilerin, tabi en başta oteller ile acentelerin bütün hayallerini altüst etti.

     

    Elbette hayalleri yıkılan sadece Türk turizmcileri değildi. Akdeniz ülkeleri başta olmak üzere, Uzakdoğu, ABD, Güney Amerika ülkeleri bu virüsün kurbanı oldular.

     

    2020 yılı tatillerini, turlara katılarak ya da münferid gezilerle, dünyanın sıcak ülkelerinin yakıcı güneşi altında, altın renkli kumları üzerinde ya da kültürel yapısı önemli bölgelerinde geçirmek isteyenler için de büyük hayal kırıklığı oldu bu salgın dönemi.

     

    Hızla ve büyük boyutta ölümlerle kendini gösteren Covid-19 virüsü, dünyanın tüm ülkelerinde yaşayan insanların kabusu oldu, olmaya da devam ediyor.

     

    Ne yazık ki yukarıda belirttiğim turizm tipinin ötesinde, dünyaya sattığı ve satamadığı turizm tipleriyle ülkemiz, bu virüsün etkisini iliklerine kadar hissetti son beş aydır.

     

    Devleti yönetenler salgın dönemini iyi yönetemeyince, ülkemiz garip bir paradoksun içinde yuvarlanmaya başladı.

     

    Hızla Normalleşmek mi?  Önlemleri Artırıp, Güvenilir Bir Ülke Haline Gelip Kurtulmak mı?

     

    Biz, Tedbirler doğrultusunda işini, aşını kaybedenlerin ekonomik sıkıntısını hafifletecek gerçek önlemleri almayı beceremeyip, onları işlerinin başına döndürerek “Erkenden Normalleşme”yi seçtik. Bizim gibi diğer Akdeniz ülkelerinde de bir acele normalleşme süreci başladı. Ama “Normalleşelim” derken, tedbirleri vurdumduymazca ihmal etmeye başlayınca, yeni dalga yakamıza yapıştı. Şimdi “Yeni Önlemler Vakti”.

     

    Yeni dediğime bakmayın. Beş aydır uygulamaya çalışılıyor, ama bir türlü uygulanamıyor. Tek uygulanan önlem 65 yaş üstünü “Günah Keçisi” ilan edip, bugün hala önlemini alamadığımız bulaş sayılarının artmasının tek suçlusu olarak bu yaş grubunu gösteriyor, onları eve hapsederek bu işten kurtulmayı bekliyoruz. Bu da asla rasyonel bir çözüm olmadığından, her alanda olduğu gibi çuvallıyoruz.

     

    Artan vaka sayıları, ölümlerin sürmesi, erkenden tedbiri elden bırakan halkımızı hala tedirgin etmiş gibi durmuyor. Devletin Bilim Kurulu “Sosyal Mesafe”, “Maske” diye bağıradursun, bu konuda devletin koyduğu yaptırımlar her nedense uygulanmıyor.

     

    İşyerlerini, hatta turistik tesisleri, otelleri açmaya müsaade edildi, onlar tedbirlerini aldılar ama ortada turist yok. Çünkü dünyada salgın, yeni pikler yani yükselmeler yapmakta. Dünya devletlerini yönetenler kendi siyasetlerine uygun ülkelere kapılarını açıyor, o ülkelere, günde hala binlerce vaka belirlenmesine, onlarca ölüm rapor edilmesine karşın turist yolluyorlar ama, iş Türkiye’ye gelince kapılar kapanıyor, uçak seferleri duruyor.

     

    Küçük bir örnekle bitireyim.

     

    Manavgat’ın sahili yani Side, Titreyengöl ve ötesi turizm cennetidir. Burada yer alan oteller hazırlıklarını tamamlayıp, kapıyı açacaklardı ama son iki aydır, açılışlar haftadan haftaya ertelendi. Çünkü yeterli rezervasyon yoktu. Kurban Bayramında üç beş kişilik rezervasyonlar elbette kimseyi memnun etmedi.

     

    Dört gözle, devletin aldığı, halkın da sonuna kadar uyduğu, uyguladığı önlemler sayesinde, Ağustos ayında virüse karşı savaşta daha başarılı olup, yabancı turisti çekmeyi bekleyen oteller şimdilik elleri böğründe bekleme sürecinde. Çoğu kapılarını açmadı bile.

     

    Oteller kadar civarlarındaki hediyelik eşya dükkanları, marketler, eczaneler vesaire işyerleri de kapılarını açamadılar henüz.

     

    Bütün bunlara neden olan sadece başımızdaki Covid-19 belası mı? Elbette bu salgın büyük bir neden.

     

    Ama bence devletimizi yöneten büyüklerimizin, “ Eyyyyy“ çekerken sonuçlarını biraz daha dikkatle irdelemeleri gerekmez miydi? Uluslararası arenada biraz daha diplomasi kurallarına uygun davranmak, eminim bugün ülkemizin kapılarının dış turizme daha kolay açılmasını, bu sektörde ekmek kovalayanların böylesine mağdur olmamasını sağlardı.

     

    Umarım bundan bir ders çıkartır, pandemi sonrası oyunu daha bir kurallarına uygun oynarız.


Yorum Yap