İbret Olması Dileğiyle…

  • Ziya Nur Sezen

    Ziya Nur Sezen Yazı Arşivi
    1 Ağustos 2022 /   436 Okunma

    İbret Olması Dileğiyle…

     

    Bizim Ergün Futbol hastasıdır. Sevdalısı olduğu takımın yani Beşiktaş’ın maçlarını hiç mi hiç kaçırmaz.

     

    Ülkemizde maaşların ne halde olduğunu, geçinmenin ne denli zorlaştığını gördüğümüz bu günlerde, aklıma kendisiyle yaşadığımız bir anı geldi.

     

    Uzun yıllar önce 1993 yılı Ekim ayının 20’sinde, Amsterdam kentinde Ajax- Beşiktaş UEFA Kupası son 16 maçı oynanacaktır.


     

    Ergün beni aradı, “Sen Beşiktaşlı değilsin ama Amsterdam’ı iyi bilirsin. Maçtan birkaç gün önce gidelim, beni gezdir. Tüm masraflar ve maç bileti benden” dedi. Teklif cazip geldi, kabul ettim.

     

    16 Ekim’de uçtuk Amsterdam’a. Maç gününe kadar da gezdik tozduk. Bir araç kiralamıştı Ergün ve gönlünce eğleniyordu.

     

    Maçtan bir gün önce, Amsterdam’da yaşayan bir arkadaşım bizi bir Irısh Pub (İrlanda Barı)’a davet etti. Gündüz vakti bir iki bira içtik, sohbet ettik.


     

    Aracı kiralayan kendisi olduğundan, şoförlüğü de kendisi yapıyordu. Sarhoş değildi.

     

    Ama otelimize giderken, yol tenha ve bol yeşillikli bir kenar mahalleden geçiyordu ve bu yolda nereden çıktıysa bir trafik polisi bizi çevirdi.

     

    Amsterdam’da yıllardır yaşayan arkadaşımız ve oranın kurallarını bilen ben "eyvah" dedik.


     

    O sakindi.


     

    Yasalara saygılı bir vatandaştı ve bir Türk olarak bu sorunu nasıl çözeceğini biliyordu kendince.

     

    "Rahat olun" dedi bizlere. Camı açtı, polise gülümsedi.

    Polis evrakları istedi. Pasaportunun arasına 20 euro koydu, ehliyeti ile birlike polise uzattı.

     

    Hollanda'da yaşayan arkadaşımız, "yapma" diye bağırdı. Ama iş işten geçmişti, polis pasaportu açtı, 20 euroyu aldı, "paranızı unutmuşsunuz beyefendi" diyerek geri uzattı.


     

    Bizimkisi yine kendinden emindi, "Hayır, unutmadım, o para sizin!" dedi.

     

    Polis biraz şaşkın, biraz sinirli gözlerinin içine baktı bizimkinin, parayı iade etti ve "beni takip edin" dedi.

     

    Önde polis arabası, arkada biz Amsterdam’ın çevre sokaklarını biraz turladık. Emniyet binasına gittiğimizi sanıyor ve korkuyorduk.



     

    Hollanda'da yaşayan arkadaş, "burada rüşvet vermek büyük suç, şimdi yandık" diye hayıflandı.

    Ben de "evet yandık" dedim.  Eminim o da içinden “şimdi ayvayı yedik” diyordu.

     

    10 dakikalık bir yolculuktan sonra Amsterdam'ın iyi bir semtinde, bahçeli şirin bir evin önünde durduk. Nereye geldiğimizin merakıyla şaşkındık ve korkuyorduk.

     

    Polis arabadan indi, aracımızın yanına geldi ve "benim evim burası" dedi. Şaşkınlığımız kat be kat artarken, bizi içeriye davet etti.



     

    Çekine çekine indik. Yabancı bir ülkede, yabancı bir polisin evinde ne işimiz vardı? Polis bize ne yapacaktı?

     

    Kapıyı polisin eşi açtı. Polis eşine “arkadaşlar misafirim, bir kahve içecekler” dedi. Tedirgin adımlarla salona geçtik.



     

    Kahveler hazırlanırken polis konuşmaya başladı.

     

    "Hollanda devleti bana böyle bir evde yaşayabileceğim parayı veriyor. Sizin 20 Euronuza muhtaç bırakmıyor. İyi çocuklar olduğunuz belli. Sarhoş da değilsiniz. Kendi ülkenizden böyle bir alışkanlığınız olabilir, ama burası farklı. Lütfen Hollanda'da bulunduğunuz sürece, hiçbir devlet personeline rüşvet teklif etmeyin. Çünkü devlet onları muhtaç durumda bırakmıyor."

     



    Ağzımız açık kalmıştı. Polisin verdiği ahlak dersi ibretlikti.

     

    Martin Luther King der ki; "Bir ülkenin geleceği ve ilerlemesi sağlam kalelerle, güzel binalara ve milli gelirine değil, o gelirin nasıl dağıtıldığına ve özellikle insanların ahlâkî değerlerine bağlıdır.”



     

    Ülkemde, çalışanlarını ve emeklilerini üç kuruşa muhtaç ederken, çevrelerindeki birilerini refah içinde yaşatmayı beceren devlet büyüklerimize ibret olması dileğiyle…


Yorum Yap