Kesik Minare Açmazı

  • Ziya Nur Sezen

    Ziya Nur Sezen Yazı Arşivi
    24 Temmuz 2019 /   746 Okunma

    Kesik Minare Açmazı

    Son günlerde Antalya’da en güncel konu haline gelen Kesik Minare üzerine, bir Sanat Tarihi Uzmanı olarak birkaç söz de ben söyleyeyim dedim. Biliyorum yapılanları eleştirince “Densiz, bilgisiz” diye niteleniyor insanlar, ama ben bu tür eleştirilere göğüs germeye, doğru bildiğimi, dilim döndüğünce topluma anlatmaya çalışacağım.

     

    Öncelikle şunu belirteyim, yüksek lisansını  restorasyon ve mimarlık tarihi üzerine yapmış biri olarak, restorasyon denilen kavrama karşı olmam mümkün değildir.

     

    Ayrıca anne sülalesi hep din adamı yetiştirmiş bir İmamın torunuyum ve dinimi, camiyi ve ibadeti de çok iyi bilirim.

     

    Restorasyon; yani bir eserin tamir ve yenileme işlemi, illaki orijinal malzeme ile yapılamayabilir. Eserin orijinal malzemesi kısmen harap olmuş veya kaybolmuş olabilir. Yani aslına benzer ve bulunulan çağda elde olan uygun  malzeme seçilip kullanılabilir bu iş kotarılırken. Eskitme yapacağım, o günkü görüntüyü elde edeceğim diye, ucube yaratmaya gerek yoktur. Ayrıca, dünyada bu konuda üst düzey uzman olmuş kişilerin savundukları teze göre, yapı hangi dönemde ve yıllarda tamir ediliyorsa, o dönemin seçilen malzemesinin kendini tanıtması; yani kullanılan malzeme ve tekniğe bakanların, restorasyonun hangi dönemde yapıldığını kolayca anlayabilmeleri gereklidir.

     

    Bu nedenle teknik olarak minarenin görüntüsü beni rahatsız etmedi. Ancak tüm dünyada Antalya denilince ilk akla gelen sembollerden olan bu minarenin yeniden tümlenmesine ihtiyaç var mıydı? Olay budur.

     

    Bu sıraladıklarımın ışığında, Kesik Minare restorasyonunda, teknik olarak bir sıkıntı yok gibi görünüyor.

     

    Ammaaaaaaa, tarihsel süreçte değişik dönemlerde, her dönemin inançlarına uygun bir biçimde yenilenerek kullanılmış bir mabedi, yalnızca bir dönemdeki fonksiyonu ile yeniden ayağa kaldırıyorum demeye, Tarih ve özellikle Sanat Tarihi Bilimine gönül vermiş, ülkemizin, özellikle Antalyamızın, Turizm potansiyelini kullanarak çok daha gelişeceğine inanan  bir kişi olarak; sonuna kadar itirazım var.

     

    Kesik Minare bir Pagan (çok tanrı inançlı din) Tapınağı olarak inşa edilmiş, sonra Kiliseye çevrilerek tek tanrı inancının bir mabedi haline gelmiş, son olarak da yine tek tanrı inancının İslami ayağında Cami fonksiyonu ile yaşamıştır. 1896 yılında bir yangın sonucu yapı büyük hasar görmüş, minarenin de ahşap üst bölümü yanarak geriye sadece şerefenin hemen üst bölümüne kadar uzanan bir minare kalmıştır. Yapıya adını veren KESİK MİNARE...

     

    Şimdi, bu yapının Cami olarak ayağa kaldırılıp, yeniden namaz kılınan bir mabede dönüşmesi Antalya’ya ne kazandıracaktır? Yanıtı aranacak ilk soru budur.

     

    Bir de yapı, tüm devirlerini yansıtan bir biçimde restore edilerek, turistik bir ziyaretgâh olarak ayağa kaldırılsaydı , Antalya için artı ve eksileri ne olurdu? Yanıtı aranacak ikinci soru da budur.

     

    Birinci soruya yanıt basit ve kısadır. Cami fonksiyonu yeniden kazandırıldığında, bu mabede sürekli vakit namazı kılmaya gelecek cemaat sayısı 3-5 kişiyi geçmez. Nereden mi biliyorum? Bakınız Yivli Minare Camii, bakınız Kesik Minarenin köşesinden 100 metre bile uzakta olmayan Alaeddin Camii... Başka mahallelerdeki mescid ve camileri yazmıyorum bile. Cuma ve Bayram Namazlarında da olsa olsa 20 civarında insanı ağırlar bu yapı. Cami fonksiyonu kazandırmanın bunca geniş alanı (bir yapı adası) olan bir kompleksin diğer fonksiyonlarını göz ardı edecek kadar büyük bir getirisi (ihtiyaca yönelik önceliği) olmayacaktır.

     

    Oysa yapı tüm devirlerini yansıtacak bir biçimde, bir müze formatında tamir edilseydi...

    Öncelikle  Antalya, bu yapılar topluluğu üzerinden, daha fazla turisti Kaleiçi’ne çekecek; giriş ücreti, hediyelik ve tanıtıcı eşya satışı gibi gelirler ile bir döner sermaye katkısı oluşturarak, rehberlik, gişe ve satış elemanı, temizlik, bekçilik gibi hizmetlerde istihdam edilecek elemanların ve gelecekte yapılacak onarımların finansmanı sağlanmış olurdu. Bu girdi azımsanmayacak bir boyutta olabilir, yeter ki işletme, yani marketing düzgün yapılabilsin. Bunu nasıl tahmin ediyor, hatta biliyorum? Onu da söyleyeyim. Dünyada Kesik Minare benzeri komplekslerin sayısı çok değildir. Az olanlardan hemen hepsi de tüm devirleri ile insanların ilgisini çeken yapılardır. Örneğin Ayasofya... Tüm dünyada tanınan ve İstanbul’a gelen her turistin mutlaka ziyaret ettiği bu yapı, çifte fonksiyonu ile müze olarak kullanılmakta ve bu yapının gişelerine bırakılan paralar İstanbul’un hanesine güzel bir girdi olarak kaydedilmektedir. Örneğin Kariye Müzesi, aynen Ayasofya gibi Kilise ve Cami fonksiyonları ile zamanlarına hizmet etmiş, ama bugün müze olarak hizmet eden bir yapıdır ve azımsanmayacak katkısı vardır Türkiye ve İstanbul turizmine. Ayrıca Zeyrek Kilise Camii de böyle örneklerdendir. Ve sayacağımız bir miktar örnek daha var, ama burada konumuz bu değil...

     

    İkinci olarak, Kaleiçine girecek turistler, böyle bir yapıyı ziyaret etmelerinin yanısıra, çevredeki esnafa da daha fazla para bırakacak, bölgenin turizm girdisine de büyük katkı sağlayacaktı.

     

    Bu kompleksin müze olarak işlevlendirilmesi; en az 15-20 personelin burada istihdam edilmesi demektir ki, bu da 15-20 ailenin geçimine katkı anlamına gelir.

     

    Öte yandan bu yapı kompleksi, kurulacak bir kütüphane ve laboratuvar ile; üniversitelere, araştırmacılara da hizmet verecek, işin maddi kısmının dışında, bilime katkıları da büyük olacaktı. Süleymaniye Kütüphanesi ve Konservasyon Merkezi incelenirse, böyle bir merkezin yararları ve bilimsel getirisi de kolaylıkla gözlenebilir.

     

    Yukarıda yazdığım gibi o minare kesik haliyle kalsaydı, dünya bu yapıyı tanımaya devam edecek, Antalyamıza gelen turistler bu yapıyı arayıp, sorup, bulacak ve ziyaret edecek, kentin turizm girdilerine ciddi bir katkısı olacaktı.

     

    Şimdi?

     

    Şimdi bu haliyle kime KESİK MİNARE diye bir yerden söz edebileceksiniz? Böyle tanıtmaya devam etseniz bile gelen turist minarenin bu halini görünce, yapıda da sadece cami fonksiyonuna rastlayınca, ters yüz olup gidecek ve sosyal medyada yapacağı menfi propaganda ile başkalarının buraya gelmesini önleyecek.

     

    Keşke minareyi o yıkık, yapı topluluğunu da o harap haliyle, etrafı demir parmaklıkla çevrili bıraksaydınız. Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da turistlerin içine giremedikleri yarı gizemli bir çekim merkezi olarak yaşar giderdi. Hiç merak etmeyin, bunca yılın fırtınasına, boran halindeki yağmurlu kasırgasına direnmiş olan minare daha uzun yıllar dimdik ayakta kalmaya devam eder.

     

    Bu arada hiç değilse şu yaptığınız külahı, kesik minarenin üstünden kaldırın da, yapı tanındığı adına uygun olarak anılmaya devam etsin. Artık şerefeye müezzin çıkartıp  ezan okuma devri bitti. Hoparlörler minare kesik olsa da olmasa da çalışır. Kesik olan bölümün üzeri aşağıdan algılanmayacak bir şekilde izole edilir ve yapıya yağmur girmesi de bugüne kadar olduğu gibi önlenir nasıl olsa.

     

    Bence bu restorasyon, bu haliyle pek çok açıdan sıkıntılı olmuştur. Umarım akl-ı selîm birileri çıkar da, yakın zamanda bu alandaki tüm fonksiyonların restorasyonu bir biçimde gerçekleşir ve bu alan bir müze haline getirilir.

     

    Bir de UNESCO, yarın bir gün bu yapıyı kültür mirası olarak tescil etmeye kalkarsa, yenilenmiş haliyle bu mümkün olacak mıdır? Başvuru yapılmıştı da, hatırlatayım dedim.

     

    Umuyorum her şey çok daha güzel olacak, Cuma günü bir başka konuda görüşmek üzere...


Yorum Yap