Kesik Minareyi Ne Kadar Tanıyoruz?

  • Ziya Nur Sezen

    Ziya Nur Sezen Yazı Arşivi
    26 Temmuz 2019 /   838 Okunma

    Kesik Minareyi Ne Kadar Tanıyoruz?

    Kesik Minare yapı topluluğu ile ilgili olarak geçtiğimiz Çarşamba günü Kaleiçi Ortak Akıl Platformu tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Yapılan açıklamada dile getirilenleri aynı gün bu köşede ben, karşı sayfadaki köşesinde ise Antalya Barosu TSM Korosunda şefim olan, Baromuzun önceki dönem başkanlarından saygıdeğer hukuk adamı, değerli dostum avukat Cengizhan Gököz dile getirdi.

     

    Yazdıklarımızla büyük çapta örtüşen platformun açıkladığı bildiride ifade edilenler özetle “ Elbette biz camiye, inanca, ibadete karşı değiliz, olamayız da, ancak burada yapılan bu tümlemenin sonunda elde edilecek manevi menfaat,  Antalyamızın Kaleiçi denilen bu güzide köşesinin, uluslararası platformdaki bir simgesi olan Kesik Minarenin kaybolan imajının kaybettireceklerini karşılayabilecek gibi görünmemektedir. Bu alanda yapılan restorasyon ya da tamirat her neyse, onu tamamlayın ama minare o kesik haliyle bir imajdır, onu olduğu gibi bırakın. Ve lütfen bu yanlıştan dönün, minare kesik kalsın..

     

    Onun ötesinde biraz tarihsel ve teknik bilgi paylaşayım sizinle...

     

    Muratpaşa ilçemizin, Kaleiçi Kentsel ve Arkeolojik (3.derece) Sit Alanı içinde yer alan yapılar topluluğu olan Kesik Minare, kadastro paftalarında 111 ada 3 parselde yerleşiktir. Korkut Camii veya Cumanûn Camii olarak da bilinir. İntifa yani Kullanım hakkı Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne aittir.

     

    Yapılar topluluğu, Helenistik dönemden başlamak üzere, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde, her dönem yapılan ilaveler ve kazandırılan yeni fonksiyonları ile kullanılmış, zaman zaman tamiratlar geçirerek 19. Yüzyıl sonuna kadar gelmiş,  Hicrî 1313 (M. 23 Ağustos 1895) yılında Kaleiçi Rum mahallesinde başlayıp, dört bir yana yayılan ve hemen tüm Kaleiçi’ni etkileyen bir yangında, kullanılamayacak derecede harap olmuş ve kaderine terk edilmiştir. Yapıda son olarak, 1974-1977 yılları arasında Vakıflar Bölge Başmüdürlüğünce bir tamirat gerçekleştirilmiştir. Bu arada bilinmesi gereken bir husus, Selçuklu döneminde ve Osmanlı hakimiyetinin ilk döneminde (13 yüzyıldan 15. Yüzyıl sonuna kadar) yapı, Bizans döneminde kazandığı (7.yüzyıldan başlamak üzere) Kilise fonksiyonu ile yaşamaya devam etmiş, Selçuklular yapıyı Camiye çevirmemişlerdir.


    Helenistik Dönem: Bölgenin ve dolayısıyla yapı adasının bilinen en eski  yapı katını oluşturan, yaklaşık 60 cm kalınlığındaki kuru duvarlar, Roma dönemi zemini altında yer alır ve bu yapı adası ve çevresinin yapısal oluşumu bir Agoraya işaret eder. Yapılan yüzey araştırmaları ve sondaj çalışmaları sonucu ortaya çıkarılan, sütun, sütun başlığı, friz parçası gibi diğer mimari verilere bakıldığında, olasılıkla anıtsal bir dor tapınağının burada var olma ihtimali üzerinde durulmuş, bazı görüşlere göre de bu yapı kalıntıları Helenistik dönemde yaygın olarak inşa edilen bir Serapis Sunağının izleri olmalıydı. Mısır bağlantıları düşünüldüğünde Attaleia için daha olası bir ihtimal olarak bu görüş ağırlık kazanır. Bu yapının alan ile ilişkisi, şimdilik ele geçen temel kalıntıları ile doğrulanamamaktadır.


    Roma Dönemi: Alanın kuzey tarafında, Roma dönemine ait olduğu açıkça anlaşılan bir stoanın stylobat ve sütun altlıkları tümüyle olmasa da, korunmuş olup, bunların üstüne inşa edilmiş çok sayıda başka duvar kalıntıları bulunmaktadır. Ele geçen kalıntıların ışığında, bu alanın ve yapı topluluğunun Hıdırlık Kulesi ile Hadrianus Kapısı arasında uzanan, kentin ana aksının (bugünkü Hesapçı Sokak) üzerinde yer alması, burada Roma dönemi kent merkezinde yer alan Pazar yeri ve toplanma alanının, yani Agoranın yer almış olduğu düşüncesini güçlendirmektedir.

     
    Doğu Roma (Bizans) Dönemi: Bugün halk arasında Kesik Minare olarak bilinen yapı, aslında bir Bizans kilisesidir. Değişik kaynaklarda Cumanûn Camii ya da Korkut Camii olarak adlandırılan yapının, Bizans dönemindeki adı kesin olarak bilinmemekle birlikte, Meryem Ana’ya ithaf edilmiş olduğu ve Attaleia kentinin en büyük kilisesi (katedral kilisesi) olduğu konusunda ortak düşünce vardır. Farklı kaynaklarda Panaghia, Hagia Eirene gibi isimler kullanılmaktadır. Yapı, son iki yüzyılda birçok araştırmacının ve gezginin ilgisini çekmiş, çeşitli çalışmalara konu olmuştur. 

    Yapının Kilise olarak 3 ana evresinin var olduğu bilinir...


    İlk Yapı: 5. yy’da Roma dönemi Agorasının ortasına inşa edilmiş, beş nefli bazilika planlı büyük bir kilisedir. Yapının, doğu ve güney taraflarındaki duvarları bir miktar korunmuş olup, yapı malzemesi büyük traverten bloklardan oluşmuştur. Yapının birinci evre mimari plastiğinin (kabartmalar ve heykeller) oldukça zengin olduğu anlaşılmaktadır.


    İkinci Yapı: Ana yapıda bir değişiklik gözlenmez. Bu devirde ele alınan rekonstrüksiyonda taşıyıcı sistemde bazı güçlendirmeler yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu yenileme büyük olasılıkla bir yangın ya da yer sarsıntısı sonucunda, yapının kısmen hasar görmesinin sonucunda yapılmış olmalıdır (9. veya 10. y.y.).


    Üçüncü Yapı: Kilisenin 3. ana evresi Bizans’ın son dönemine, olasılıkla 12. yüzyıl sonu ya da 13. yüzyıl başlarına tarihlenmektedir. Bu evrede kilise tamamen kütlesel görünüşlü, payeli bir bazilikaya dönüştürülmüştür. Ayrıca, mevcut ilk dönem apsisinin(mihrap) içine yeni bir apsis inşa edilmiş, yan neflerin üzeri çapraz tonozlarla örtülmüştür.

     

    Haç planlı ek yapı: 12. yüzyılda, olasılıkla 1147-1149 yılları arasında haçlılar tarafından kilisenin batı tarafına eklenmiş olduğu düşünülen haç planlı yapının işlevi tam olarak anlaşılamasa da bunun bir çan kulesi olduğu öne sürülmektedir.


    Yapının Camiye dönüştürülmesi: Antalya kenti 13. y.y. başlarında, 1207 yılında Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından ilk kez Türk hakimiyetine girer. Türkler bir süre sonra (1213) kentten çıkarlar ve fetih olayı 1230’larda Alaeddin Keykubat tarafından tamamlanır. Selçuklular kentte 14. Yüzyıl sonuna kadar kalırlar, ancak, Selçuklu dönemi boyunca yapı kilise olarak kullanılmaya devam etmiştir. Kent, 1392 yılında osmanlılar tarafından alınır. yapı ise ancak, 2. Bayezid döneminde (1481-1512), padişahın şehzadesi Sultan Korkut tarafından camiye dönüştürülmüştür. bu dönüşüm sürecinde yapının ana strüktüründe bir değişiklik yapılmamış, apsis içine kıbleye bakacak biçimde mukarnaslı bir mihrap eklenmiştir. Yapıya Osmanlı döneminde yapılan en önemli ve orijinal ek minaresidir. Minare, Erken Osmanlı Mimarlığının en önemli eserlerinden biridir. Yapı yukarıda yazdığım gibi 19. yy. sonlarına kadar cami olarak kullanılmıştır.

     

    Bu arada bilinmesi gereken önemli bir husus ise, Minare inşa edildiğinde kesik falan değildi... Yangın sonrası ahşap üst kısım yandı ve öylece kaldı. Böylece halk arasında Kesik Minare olarak anılmaya başlandı.

     


Yorum Yap