Mülteci mi? Muhacir mi? (2)

  • Ziya Nur Sezen

    Ziya Nur Sezen Yazı Arşivi
    6 Temmuz 2022 /   719 Okunma

    Mülteci mi? Muhacir mi? (2)

    Gelişmiş ülkelerin bulduğu çözümlerden bir diğeri ve en önemlisi, göç veren ülkelere yakın olan ve göçün yoğun olduğu Türkiye gibi ülkelere para yardımı veya Avrupa Topluluğunda Serbest Dolaşım sözü vererek, yasa dışı göçü orada durdurmak ve kendi ülkelerine sıçramasına engel olmaktır.

     

    İşte bu yol ülkemizi yönetenler nezdinde çok etkili ve başarılı olmuştur. Kendi sınırlarına barikatlar ören, koruma altına alan, denizden gelen göçmenleri bile ölüme terk eden gelişmiş ülkeler, insan hakları ve para yardımı maskesi ile kendilerini koruma altına almışlardır.

     

    Aynı para yardımının ve hatta daha fazlasının bile kendilerine yapılması halinde, bahsi geçen batılı ülkelerin bu kişileri hiçbir şekilde kabul etmeyecekleri açıktır. Kabul ettikleri çok az sayıdaki kişi ise, üstün yetenek ve bilgileri sonucu bu ayrıcalığa ulaşmışlardır.

     

    Bundan çıkan sonuç; insan hakları, koruma, korunma gibi isimleri kullanarak, çok önemli bu toplumsal sorunu başkalarının üstüne yıkmak ve hatta bu yıkımdan değişik çıkarlar sağlamaktır.

     

    Bir süre önce gündeme getirilen ve çözüm olarak gösterilen, bu göçmenlerin kayıtlı olduğu illere gönderilmesi, bugüne kadar yapılan yasa dışı işlemlerin kabulü ve hatalı uygulamaların sonucudur.

     

    Bulundukları ülkeyi nihai hedef ve yerleşecekleri ülke olarak görmeyen ve uyum sağlamayan kişilerin, birtakım illere kayıt edilmesi ve hatta vatandaşlık verilmesi, yasalara uygun olmadığı gibi onarılması çok güç zararlara yol açacaktır ve açmaktadır.

     

    Yukarıdan beri yaptığımız açıklamalardan açık bir şekilde görüleceği üzere, yaşamakta olduğumuz göç dalgası; bu konudaki hiçbir tanıma uymamaktadır. Yaşanan olay; adeta bir sel baskını, beklenmeyen afet gibidir ve bir afet sonucu doğuracaktır güzel ülkemizde.

     

    Korunma ve muhtaç olma adı altında milyonları bulan bu göç dalgasının mensupları, geldikleri ülkenin dilini, yaşam tarzını öğrenmeye en ufak bir istek göstermemektedirler.

     

    Hatta o kadar ki “siz bizim dilimizi öğrenin” diyebilmekte ve gördükleri ufak tepkiler karşısında ülkenin asıl halkını, buraları terk etmeye davet edebilmektedirler.

     

    Bunların varlığı, ülkede işsizliği tetiklemekte, geçici olarak olsa da buldukları işlerde, yasa dışı çalışarak haksız kazanca ve işsizliğe sebep olmaktadırlar. Ayrıca geldikleri ülkede kökü kazınmış birtakım hastalıkların yeniden canlanmasına yol açmışlardır.

     

    Bir takım zorunlu nedenlerle dahi olsa, bulaştıkları yasa ve ahlak dışı uğraşlar, kavga ve çatışmalar, toplumun yapısını bozmakta, rahatsızlıklara neden olmaktadır.

     

    Bu göç dalgasını, Avrupa’ya ve özellikle Almanya’ya çalışmaya giden Türk işçilerine benzetenler, bilerek ve isteyerek büyük hata yapmaktadırlar. Zira o ülkelere giden Türk işçiler, istek üzerine, başvurucular arasından yapılan seçimle, yasal yollardan gitmişler, o ülkelerin ekonomisine katkıda bulunmuş, sosyal dokusuna zarar vermemiş ve hatta büyük ölçüde yarar ve uyum sağlamışlardır.

     

    Bütün bunlara rağmen, sayıları milyonları aşan; tam olarak kim oldukları, nerede oldukları, ne yaptıkları bilinmeyen, laik cumhuriyet düzenini ve kadın erkek eşitliğini benimsemeyen bu kişilere sağlanan sosyal, maddi, manevi, eğitim, sağlık yardımları, aylık ödemeler, tüketim indirimleri ve benzeri ayrıcalıklar, yapılan yanlışı tamamlayan yanlışlardır.

     

    Bu yanlışı doğuran olayların sınır ötesinden yani emperyalist ülkelerden kaynaklanan amaçları; bu çatışmanın olduğu ülkelere yeni sınırlar çizmek, kaynaklarını kullanmak, bölgeye yeni şekiller vererek egemen olmaktır.

     

    Olayların yaşandığı ülkelerdeki yönetimin amaçları ise; göç dalgası ile gelenleri, beden güçleri ve zihinsel inançları bakımından kullanmak, siyasi destek ve korunma sağlamak, kendi ideolojilerini gerçekleştirmek için onlardan adeta bir alet gibi yararlanmaktır.

     

    Bütün bunları gerçekçi bir şekilde değerlendirip, soruna; Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milleti ile bölünmez birlik ve bütünlüğünü, demokratik, laik Atatürk İlke ve İdeallerini koruyacak şekilde çözüm bulunulması kaçınılmazdır.

     

    Yazımızın bu ikinci bölümü büyük çapta Erdem Akyüz (Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi ve Cumhuriyet Kurulu Üyesi) tarafından 2019 yılında yapılmış araştırmalar temel alınarak kaleme alınmıştır. Kendisine teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

     


Yorum Yap