Nedir Bu “Vehbi’nin Kerrâkesi” Diyenler İçin…

  • Ziya Nur Sezen

    Ziya Nur Sezen Yazı Arşivi
    8 Haziran 2020 /   1420 Okunma

    Nedir Bu “Vehbi’nin Kerrâkesi” Diyenler İçin…

    Geçtiğimiz hafta yazdığım bir yazının başlığı ve son cümlesi “Şimdi Anlaşıldı mı Vehbi’nin Kerrakesi” idi.


    Nedir bu deyim? Nereden çıkmıştır? Ne anlama gelir? diye aradı ya da mesajlar yazdı okurlarım. Ben de bugünü bu konuya ayırıp, bir özdeyiş haline gelmiş bu sözün kaynağını ve dolayısıyla içinde geçen Vehbi’nin kimliğini anlatayım dedim.


    Bu veciz sözde adı geçen Vehbî, Devlet-i Aliyye’de (Osmanlı Devleti’nin resmî adı budur) Kadılık görevi de yapmış, 1.Abdülhamid ve 3.Selim dönemlerinde saraya yakınlığı bilinen, 18.Yüzyıl Türk Edebiyatına damgasını, çoğu edep dışı sayılan ve büyük eleştiri alan hiciv tarzında şiirleri ile vurmuş olan Sümbülzâde Vehbî Efendi’den başkası değildir.


    Kadı olarak devlet memuriyetine yıllarını vermesinin ötesinde, kadın ve erkek güzelliklerini anlattığı Şevk-Engiz’le anılır şair Vehbî. Bu eserinde bir zenpâre(zampara) ile mahbûbperest(erkeğe düşkün erkek) arasında, kız ve oğlanların güzelliklerini karşılaştırdıkları, en nihayetinde ilâhi aşka yöneldikleri bir münazara (tartışma) kaleme almıştır. Doğal olarak da devrinde büyük eleştiri konusu olmuştur bu eser. Ayrıca Dîvan-ı Vehbî ve Tuhfe-i Vehbî de onun diğer önemli eserleridir.


    Ziya Paşa’nın “çölde bir kokusuz gül”e benzettiği şair hakkında, döneminde olduğu gibi, sonrasındaki dönemde de çeşitli eleştiri yazıları kaleme alınmıştır. Vehbi Efendi’nin, beğenilmeden eleştirilen şiirleri olduğu gibi, Divan Edebiyatı estetiğine uygun ve başarılı bulunan, zevk sahipleri tarafından beğenilen şiirlerinin olduğu da kabul edilir. 


    Örneğin Kendisinin kethüdası olarak yanında görev yapan ve kendisi de bir şair olan Sururi Efendi, Şair Vehbî ile ters düşenler arasında başı çeker. Ali Cânib Yöntem ise 1946 yılında yazdığı makalesinde, Vehbî Efendi’nin divan edebiyatındaki başarısına dikkati çektikten sonra, tek kusurunun kadınlara düşkünlüğü olduğunu söyler. 


    1.Abdülhamit döneminde devlet kademelerinde önemli görevlerde bulunan Sünbülzade Vehbî Efendi, onun ölümünden sonra, 3. Selim tahta geçince, hayatının en parlak dönemini yaşamaya başlar. Yeni hükümdarın doğumuna da kasideler yazmış olan Vehbî Efendi, bu kez cülûsunu kutlayarak uzun kasideler gönderir. Bu da kendisinin durumunu parlatır.


    1790 yılı sonrası Bağdat’ta kadılık görevinde iken Şahin Giray’ın öldürülmesindeki katkısı nedeniyle, Giray Han taraftarlarınca evi basılır, malları yağma edilir. 80 yaşında iken çeşitli hastalıklarla boğuşmaya başlayan şair, ömrünün son yıllarını gözü görmez bir halde geçirir ve 1809 yılında ölür.


    Gelelim Kerrâke hikayesine. Kerrâke sof ve yün karışımı ile yapılmış bir resmî giysidir Devlet-i Aliyye’de. Kadılar gibi uzun süre oturarak görev yapanlar, bu giysiyi rahatlığı açısından tercih ederler.


    “Anlaşıldı Vehbî’nin Kerrâkesi” konusunda çeşitli rivayetler ve farklı anlatımlar vardır. En yüzeyseli, kadınlara düşkünlüğüyle bilinen Vehbi Efendi’nin, Zağra kadısı iken, bir kadının evine gittiği, ahalinin durumdan haberdar olunca evi basmaya kalktığı hikayesidir. 


    Buna göre, evin basıldığını anlayan Vehbi Efendi, kadının feracesini giyerek kaçar. Onu kadın feracesiyle koşarken görüp, bir anlam veremeyen esnaf, daha sonra işin aslını öğrenince “Anlaşıldı Vehbi’nin kerrakesi” der...


    Gerçek olduğuna daha çok inanılan (benim de inandığım) söylence ise şöyledir:


    Bir gün padişah III. Selim, çok acele Sünbülzâde’yi saraya ister. Kendisini almaya gelenlerden, saraya ne için çağrıldığını öğrenemeyen ve yazdıkları nedeniyle sürekli şikâyet edilen bir kişi olduğundan, paniğe kapılan Vehbî Efendi, Padişahı bekletip, hiddetlendirmemek için aceleyle giyinir.


    Huzura çıkıp, etek öperken, padişah gülmeye başlar ve kendisi de iyi bir şair olduğundan şu dizeyi irticalen söyleyiverir.


    “Ne anlaşılmaz bir muamma Vehbi’nin kerrâkesi.”


    Üzerine göz atınca, aceleden hanımının feracesini giymiş olduğunu fark eden Vehbî Efendi ise şu kafiyeli cevabı verir:


    “Aceleyle cübbe olmuş hanımın feracesi”


    Bu deyimi kimileri “Anlaşıldı Vehbi’nin kerrâkesi, züğürtlükten cübbe oldu hanımın feracesi” diye de kullanır.


    Her ne halde söylenmiş olursa olsun günümüzde görüntüsü ile varılan noktası, yani amacı birbirini tutmayan işler için kullanılan bir deyim haline gelmiştir bu özdeyiş. Günümüzde bu deyişe uygun işler çoğalınca hatırlayalım dedim.


    Meraklısı için, faydalandığım kaynakları da vereyim: 


    Yöntem, Ali Canip, Sümbülzade Vehbî, 1946; 

    Moralı, Nesrin, Tuhfe-i Vehbi, 1978; 

    Muallim Naci, Osmanlı Şairleri, 1986; 

    Beyzadeoğlu, Süreyya Ali, Sümbülzade Vehbi, Hayatı, Edebi Şahsiyeti,1985; 

    Kuru, Selim Sırrı, Sümbülzade Vehbî Efendi maddesi (TDV İslam Ansiklopedisi); 

    Divan-ı Vehbî (Elyazma nüsha, TBMM Kütüphanesi).



Yorum Yap