“Yandı gülüm keten helva”

  • Ziya Nur Sezen

    Ziya Nur Sezen Yazı Arşivi
    31 Aralık 2021 /   1181 Okunma

    “Yandı gülüm keten helva”

    Antalya’da yaşamanın keyifli ve kolay olduğunu düşünüp, yıllar öncesi Mega Köyü (İstanbul) terk edip bu kente yerleştim.


     

    Ama ne yalan söyleyeyim, bu kadar güzel olabileceğini hiç düşünmemiştim.


     

    Antalya Yüce Önderimizin dediği gibi gerçekten de “Dünya’nın En Güzel Yeri”. Ayrıca da yaşaması en rahat, en keyifli kentlerinin başında geliyor.


     

    Doğası, Kent Yapısı, Günlük Yaşamın Rahatlığı, Denize, Doğaya ve Kültürel Etkinliklere kolaylıkla ulaşabilme olanağı, bu kenti ülkemizin, özellikle Büyükşehir statüsündeki illeri arasında öne çıkarmakta.


     

    Son dönemde, yani Pandemi dediğimiz, insanoğlu tarafından daha önceden tanınmayan bir virütik bela ile tanıştığımız günden, bugüne geçen sürede, Antalya’da yaşamanın ne denli ayrıcalıklı olduğunu yakından izledik, hala da izlemekteyiz.


     

    Ülke ekonomisinin yerlerde sürünmeye yüz tuttuğu günümüze kadar, bu kentte oluşan piyasa fiyatlarının, büyük kentlerdeki fiyatlamaları kıskandıracak ölçüde düşük olması, Antalyalıların büyük şansı oldu.


     

    Peki bu düşük fiyatlar nasıl oluşmaktaydı? Elbette bu kentin coğrafi konumu ile ve maliyet girdilerinin düşük olması ile paralel ve bağlantılı bir durumdu bu.


     

    Bu kent üreten bir kent. Turizmin olduğu kadar, tarımın da başkenti. Hani toprağa parmağını soksan yeşerir diye bir deyiş vardır Anadolumuzda. Özellikle Çukurova için böyle söylenir. Antalya için bu deyiş tam biçilmiş kaftandır.


     

    Akdeniz ikliminin, yani subtropikal iklimin tüm nimetleri Antalya ovalarından, yaylalarından fışkırır. Hatta Sera dediğimiz yapay iklimlendirme ortamlarında 12 ay sürer tarımın her türlü ürünü.


     

    Bu ilde, meyve, sebze üretiminde yazlık, kışlık ayrımı ve turfanda kavramı yoktur.


     

    Diğer illerde taşımacılık bindisi ile durmadan yükselen ve keseleri yakan fiyat oluşumları bu kentte yaşanmaz, yaşanmaz da, diğer üretim maliyetini etkileyen girdiler artık burada da fiyatların dikine yukarı gitmesine neden olmakta.


     

    Girdi maliyetleri fırladıkça, üretim zorlaşmakta, ucuz üretmeye, ucuz satmaya alışkın üretici bir türlü dengeleri tutturamamakta.


     

    Çünkü, yerli üreticiye hiçbir mali destek (sübvansiyon) sağlamayan, adeta “ne haliniz varsa görün” diyen yöneticiler, diğer illerdekiler gibi Antalya üreticisini de kaderiyle başbaşa bırakmakta, bu da bu kentin semt pazarlarında bile yüksek fiyatların oluşmasına neden olmakta.


     

    Yüksek maliyetli üretim, diğer illere ulaştırılırken, üstüne bir de akaryakıt ve komisyoncu bindileri eklenince İstanbul başta olmak üzere diğer illerde anormal fiyatlar oluşmakta.


     

    Bir de hiç olmaması gereken bir politika izleyerek, ihracatçı olan ülkemizi her malın ithalatçısı haline getiren hükumet, Tarım ve hayvancılıkta bin yıllar boyu ürettiği tükettiğine yeten nadir ülkelerden biri olan, 1960’lı yıllarda kendisine Avrupa’nın Tarım tedarikçiliği teklif edilen Türkiye’yi bugün, dünyanın tarım ithalatında önde gelen ülkesi haline getirmiştir.


     

    Bu da tarımı ne yazık ki bitme noktasına getirmiştir ülkemizi.


     

    Son günlerdeki döviz kuru faciası ise tüm bu negatif etkilerin üzerine tuz biber ekmiş, tarımın bütün girdileri akıl almaz biçimde yükselerek, üretimi imkânsız noktalara sürüklemiştir.


     

    Faiz, Kur, Enflasyon sarmalında ne yapacağı, nereye gideceği belli olmayan piyasa ekonomisi tamamen iflas etmenin eşiğine gelmiş, büyük, küçük üreticiler, buna sanayi üreticileri de dahil olmak üzere her gece yatağa girdiklerinde ertesi gün nasıl bir piyasa ile karşılaşacaklarını düşünmekten uyuyamaz olmuşlardır.


     

    TL’yi dövize endeksli mevduatta tutmayı önererek, insanları boş hayaller peşinde koşturmak bu yaraya merhem olmayacaktır.


     

    Piyasalara yön vermeye çalışan yöneticilerin, bu ülkede yaşayan üreticileri teşvik edecek tedbirleri ithalattan vaz geçerek hemen almaları, ülkenin eksi bakiyesini artıya çevirmenin reel yollarını, bu işin uzmanlarına kulak vererek bulmaları ve ivedilikle uygulamaları gerekmekte.

     

    Yoksa “YANDI GÜLÜM KETEN HELVA”.


Yorum Yap